Gündem
14.07.2013 - 02:30 | Son Güncelleme: 14.07.2013-2:30

Kadının yaratılışında bilinmeyen gerçekler

Kadınların erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair yaygın inanç yanlıştır. Kadını eğri kaburga kemiğinden yaratılmış saymak, onun küçümsenmesine yol açmaktadır

Sitene Ekle

Milliyet ramazan / Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır
FOTOĞRAFLAR: GARBİS ÖZATAY

Yaygın inanca göre kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Tevrat’ta geçen bu söz bize, Allah’ın elçisinin sözü diye aktarılmıştır. Tevrat’ın ifadesi şöyledir:
“Rab Tanrı Âdem’e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, Rab Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Âdem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem’e getirdi. Âdem, ‘İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir’ dedi, ‘Ona Kadın denilecek, çünkü o adamdan alındı.” (Yaratılış 1/21-23)

‘Bir tek nefisten yarattı’
Ebu Hureyre’den gelen şöyle bir rivayet vardır:
“Allah’ın elçisi sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: Kadınlara karşı görevinizi yerine getirin; çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri yeri üstüdür. Onu düzeltmeye çalışırsan kırarsın; bırakırsan eğri kalır. Siz kadınlara karşı görevinizi yerine getirin.” (Müslim, Rada 60- 1468)
Kurân, Tevrat’ı tasdik eder ama onun tasdiki, Tevrat’ta da bulunan Kurân âyetleriyle sınırlı kalır. Kurân’a göre erkek ile kadın, aynı şeyden yaratıldığı için Ebu Hureyre kanalıyla gelen söz, Allah’ın elçisine ait olamaz. Alla Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Ey İnsanlar, Rabbinizden çekinin; o sizi (atanızı) bir tek nefisten yarattı. Eşini de o nefisten yarattı ve o iki kişiden pek çok erkek ve kadını yeryüzüne yaydı” (Nisa 4/1)

‘Kadınlar birer tarladır’
Şu âyet, Âdem’in yaratıldığı nefsin ne olduğunu gösterir:
“Biz o insanı, nutfetun emşâcdan yarattık...”(İnsan 76/1-2)
Nutfetun emşâc, üç veya daha fazla karışımı olan sıvı yani döllenmiş yumurta demektir.
“O insanı” diye tercüme ettiğimiz el-insan kelimesi “bütün insanları” diye de tercüme edilebilir. Öyleyse Âdem ile eşi, diğer insanlar gibi döllenmiş yumurtadan yaratılmışlardır. Bir de şöyle buyrulmuştur:  
İnsanı çamurdan oluşan bir özden yarattık. Sonra onu, güçlü ve etkili bir yerde döllenmiş yumurta haline getirdik. (Müminûn 23/12-13)
İnsanın bütün gıdası çamurdan, yani su ile toprağın birleşmesinden oluştuğu için yumurta ve spermin kaynağı da çamurdur. Ana rahmi tohumun ekildiği tarla gibidir. Bir ayet şöyledir:
“Kadınlarınız sizin için bir tarladır.”(Bakara 2/223)
Bundan dolayı insanın oluşması, bitkinin oluşmasına benzetilmiştir.
“Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.”(Nuh 71/17)
İsa’nın yaratılışı da Âdem ile Havva’nın yaratılışına benzetilmiştir.
“Şüphesiz İsa örneği Allah katında Âdem örneği gibidir. Âdem’i topraktan yaratmış, sonra ona ol demiş o da oluşmuştur.” (Ali İmran 3/59)

‘Ona ruhumuzdan üflemiştik’
Ayetler üzerinde dikkatle düşünülünce Meryem’in rahminin de toprak gibi hem ana, hem de baba görevi gördüğü anlaşılır. Mahrem yerini koruyan Meryem’e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir belge yapmıştık. (Enbiya 21/91)
“Mahrem yerini korumuş olan İmran kızı Meryem de bir örnektir. Ona ruhumuzdan üflemiştik. (Tahrîm 66/12)
Türkçe’de kelimeler erkek ve dişi diye ayrılmadığından bu âyetleri doğru tercüme etmek zordur. Birinci âyette Meryem’e dişi zamiriyle ikincisinde erkek zamiriyle işaret edilmiştir. Bu, Meryem’in rahminde yumurta ve sperm üretme özelliğinin olduğunu gösterir. İsa’nın yaratılışı, Âdem’inkine benzetildiğine göre Âdem’in yaratıldığı toprakta da bu iki özellik olmalıdır. Yani Âdem, topraktan gelen yumurtayla spermin birleşmesinden oluşan döllenmiş yumurtadan yaratılmıştır. Havva da aynı şeyden yaratılmıştır.
Bu kadar ayrıntıya girmemiz, kadının yaratılışıyla ilgili doğru bilgileri bulmak içindir. Zira kadını eğri kaburga kemiğinden yaratılmış saymak, onun küçümsenmesine yol açmaktadır. 

KURAN’A SORALIM

İlk insan, halifesi olan varlık olarak yaratılmıştır. Yani kendinden sonra gelen kişi, onda olanı ele geçirmeye çalışacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Bir gün Rabbin meleklere: “Yeryüzünde, halifesi olan bir varlık oluşturuyorum” dedi. Melekler: “Orada çevreyi bozacak ve kan dökecek kimseler mi oluşturuyorsun? Ama sen güzel yaparsın, sana içten boyun eğmemiz bundandır. Tertemiz olanı yapmak senin işindir” dediler. O da; “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi. (Bakara 2.30)
Halife kelimesi burada ism-i mef’ûl yani halifesi olan varlık anlamındadır. Çünkü Allah bu sözü söylerken Âdem ve Havva vardı. Âdem gerekli bilgilerle donatıldı. Meleklerden daha bilgili olduğu ortaya çıkınca ona secde edilmesi emredildi. Dolayısıyla Âdem ve Havva kimsenin halifesi değillerdi. Onlardan sonra gelecek olanlar onların halifesi olacaktı. Öyle olunca da sonradan gelenler, onlarda olana sahip olmaya çalışacak ve bu yüzden çatışma çıkacaktı.

Meleklerin bilmedikleri
Allah meleklere: “Yeryüzünde halifesi olan bir varlık oluşturuyorum” deyince melekler hayvanlar âlemini hatırlamış olmalıdırlar. Meselâ kümeste tavuklar bir birlerinin halifesi değildir. O yüzden aralarında kavga olmaz. Ama horozlar arasında mevki ve makam mücadelesi olduğu için iki horoz bir kümeste barınamaz. Biri diğerini, ya öldürür veya oradan uzaklaştırır.
Melekler insanlar arasındaki iktidar mücadelesine kadınların da karışacağını anlayınca hemen şu tepkiyi verdiler: “Orada çevreyi bozacak ve kan dökecek kimseler mi oluşturuyorsun? Ama sen güzel yaparsın, sana içten boyun eğmemiz bundandır. Tertemiz olanı yapmak senin işindir.”
Allah Teâlâ, insanın çevreyi bozmayacağını ve kan dökmeyeceğini söylemedi, çünkü insanlar eğer hayvanlar gibi davranırlarsa onlarla kıyaslanamayacak kadar tehlikeli olurlar. Ama meleklerin bilmediği bir şey olduğu için Allah, “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi.
(Allah) Âdem’e, isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterdi. “Doğruysanız, bana şunların isimlerini haber verin” dedi.

‘Bu yarışta kan dökülmez’
İsim, bir şeyi bilmeye ve zihinde canlanmaya yarar. Böylece o şeyin ne olduğu ortaya çıkar.
“Allah Âdem’e o isimlerin hepsini öğretti” âyetindeki isimleri gösteren zamir akılsız varlıklar için olan “hâ” olduğu halde, “...sonra onları meleklere gösterdi” âyetindeki zamir, akıllı varlıkları gösteren “hum”dur. Bu da meleklerin akılsız varlıklar olarak algıladıkları eşyada akıllı varlıklara yarayan bir bilginin olduğunu gösterir. Meleklere gösterilen bir başka şey de insanoğlunun, o bilgileri kullanacak güçte olmasıydı.
Demek ki, meleklerin bilmediği; bilim ve medeniyet yarışına dönüşecek halifelik mücadelesiydi. Bilim ve medeniyetteki yarış, en iyiye ve en güzele ulaşma yarışıdır. Bu yarışta kan dökülmez, rakiplerin yaşamasına, özellikle destek verilir. Rakipler ne kadar güçlü olursa başarı o ölçüde yüksek olur. Ama halifelik, yani iktidar mücadelesi hayvanlar gibi olursa kan gövdeyi götürür. Mücadelenin böyle olmaması için de kanunlar konur, kolluk kuvvetleri ve mahkemeler oluşturulur.

SORU CEVAP

Soru: Ramazanda yurtdışına çıkacak kişilerin oruç tutması gerekir mi, gerekmez mi? Yolculuğun uçakla olmasının bir önemi var mıdır?

Cevap: Bir yere gitmek üzere bulunduğunuz yerden çıkmanız seferî olmanız için yeterlidir. Bu yolculuğun yürüyerek olmasıyla araba veya uçakla olması arasında bir fark yoktur.
Allah, yolculuk yapanlara oruç tutmama ruhsatı vermiş ve şöyle buyurmuştur: “Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir çaresizi doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha hayırlı olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Bir bilseydiniz!” (Bakara, 2/184)

 Soru: Kadınların özel durumlarından dolayı oruç tutamadığı günlerde, işyerinin yemekhanesinde yemek yemesi uygun mudur?

Cevap: Kadınların adetli olmaları oruca engel değildir. Ama kendini oruç tutamayacak kadar rahatsız hissedenler hasta sayılırlar.
Hastalara tanınan ruhsatı kullanarak oruç tutmazlarsa ramazandan sonra bu oruçlarını kaza ederler. Bunların, işyerinin yemekhanesinde yemek yemelerinde bir sakınca olmaz.

Sorularınız için mail adresimiz: fetva@suleymaniyevakfi.org

Doğru bildiğimiz yanlışlar

 İsa (a.s.) gelecek mi?

Bazı müslümanlar, İsa’nın ölmediğine, manevi semalardaki özel yerine yükseltildiğine, kıyametten önce tekrar geleceğine inanırlar. Hâlbuki Kurân’a göre İsa ölmüştür. Bir gün Allah, İsa aleyhisselama şöyle demişti: “Bak İsa, seni vefat ettireceğim ve katıma yükselteceğim. Görmezlikten gelen şu kişilerden seni arındıracağım. Sana uyanları, kıyamet gününe kadar o kâfirlerden üstün kılacağım.” (Al-i İmran 3/55) İsa vefat ettikten sonra ilk konuşmasını mahşer yerinde, bütün ölülerin tekrar dirilip hesaba çekildikleri yerde yapacaktır. İlgili âyetler şöyledir:  “Bir gün Allah şöyle diyecektir: Meryem oğlu İsa! İnsanlara sen mi dedin ki; “Beni ve anamı Allah ile aranızda aracı tanrılar edinin?”
İsa şu cevabı verecektir:
“Ben sana boyun eğerim. Benim doğru olmayanı söylemem olacak şey değildir. Eğer söylediysem, zaten bilirsin. Sen, benim içimdekini bilirsin ama ben senin içindekini bilmem; bütün gaybı (her şeyin içyüzünü) bilen sadece sensin. Allah diyecektir ki, bugün doğruların doğruluklarından faydalanacağı gündür. İçinden ırmaklar akan cennetler onlarındır ve ebediyen orada kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da Allahtan razı olacaklardır. En büyük kurtuluş işte budur.”(Mâide 5/116-119)
Hiçbir müslüman, “İsa gelece, dünyayı düzeltecek” diye bir beklenti içinde olmamalıdır. Dünya ancak bizim gayretimizle düzelir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Bir toplum, kendini değiştirmedikçe Allah, onlarda olanı değiştirmez.” (Ra’d 13/11)

Temel dini bilgiler

 Kitabımızı tanıyalım(1)

İslâm’da “Kitap” denince Allah’ın son kitabı olan Kuran anlaşılır. Nebimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v) Arapça olarak indirilen, çok güvenli (tevatür) yollarla bize ulaşan Kuran, Fatiha Sûresi ile başlayıp Nâs Sûresi ile biten 114 süreden oluşur. Sürelerin içinde yer alan küçük bölümlere de âyet denir.
Muhammed Allah’ın elçisidir. Elçi, bir kimsenin sözünü bir başkasına ulaştırmakla görevli kişidir. Muhammed (s.a.v) 610 yılından Allah’ın Elçisi olmuş ve onun sözlerini içeren Kuran âyetlerini yaklaşık 23 yıllık bir süre boyunca insanlara ulaştırmıştır. Kuran bir tek kitap olarak inmemiş, küçük bölümler halinde inmiştir.

 Mekkî ve Medenî ne demektir?

Allah’ın Elçisi, 13 yıl Mekke’de, 10 yıl kadar da Medine’de görev yapmıştır. Mekke’de inen âyetlere Mekkî, Medine’de inenlere de Medenî âyetler denir.

Günün Âyeti

İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla:
“Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi, geçti. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz? Gerisin geri dönen, Allah’a zarar veremez. Allah şükredenleri ödüllendirecektir.” (Âl-i İmrân 3/144)


Etiketler: Hz. Muhammed
Bilgi YarışmasıAtatürk'ün kızkardeşinin adı nedir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
En Çok Konuşulan Haberler
    ©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.