SiyasetRSS
21 Ekim 2010 - 03:07

Laiklik tartışması

CUMHURİYET Başsavcısı yetkisini aşıyor. Siyasiler türban konusunu konuşurken, bir başsavcı görüş açıklayamaz, uyarıda bulunamaz, yön gösteremez.
Bu açıkça siyasete müdahaledir.
Savcılık da Yargıtay Başsavcılığı da iddia makamıdır; bir hareket yapıldıktan sonra “iddia”da bulunabilir. Önceden yön gösteremez.
Hele de konu siyasi ise ve siyasiler tartışıyorsa, başsavcı “bildiri” yayınlayamaz, görüş belirtemez. Hukuka uygunluk konusunu partiler kendi hukukçularıyla görüşürler, Meclis’e gelirse Meclis komisyonlarında görüşürler.
Başsavcılık makamı tarihimizde maalesef çok büyük bir yer tutan siyasi tavırlarından vazgeçmelidir artık.

Kırk yıllık hikâye
Kaldı ki Başsavcılık laikliğin çağdaş ve özgürlükçü yorumunu değil, çağdışı kalmış otoriter bir yorumunu savunuyor. Özgürlüklerin bu kadar geliştiği bir Türkiye’de çeyrek asır öncesinin, hatta yarım asır öncesinin yasakçı yorumlarının ‘uyanık bekçiliğini’ yapıyor...
Anayasa Mahkemesi, çeyrek asır önce, Kenan Evren’in açtığı dava üzerine, Müslüman toplumlarda Batılı laikliğin uygulanamayacağına, bizde laikliğin daha yasakçı olması gerektiğine karar vermişti! (Karar No: 1989 / 12)
Türban yasağının temelindeki zihniyet budur.
Peki, Anayasa Mahkemesi bu yasakçı yorumunu hukuki olarak neye dayandırmıştı, biliyor musunuz?.. Kırk yıl önce, 12 Mart Muhtırası döneminde, 21 Ekim 1971 günlü kendi kararındaki otoriter laiklik tanımına dayandırmıştı! (Karar No: 71 / 76)
Kırk yıl önceki kafa!
Medrese ezberciliği; dünya değişir “fetva-yı şerif” değişmez!
Halbuki geçen kırk yılda dünya da Türkiye de çok değişti...
Eğitim, şehirleşme, dünyaya açıklık ve özgürlük bilinci toplumumuzda hayli gelişti.
Ona göre anayasa ve yasalarda birçok değişiklikler yapıldı...
Ama türban deyince hâlâ kırk yıl öncesinin “fetva-ı şerif”i devam ediyor!
Bu ne insafla, ne akılcılıkla, ne de modern bir hukuk anlayışıyla bağdaşır.

AİHM ne diyor?AİHM kararına gelince... Bu karar türban yasağının kaldırılmasına engel değildir. AİHM’nin, hem de “Büyük Daire”nin 13 Şubat 2010 tarihli kararında, “başkalarının hak ve özgürlüklerinin, kamu düzeninin ve güvenliğinin korunması gereğiyle çatışıyorsa” başörtüsüyle üniversiteye gitmenin yasaklanabileceği belirtilmiştir.
Bu, yasaklamayı “gerekli” kılmıyor, başkalarını tehdit etmesi halinde “mümkün” kılıyor, o kadar.
Türban başkalarının özgürlüğüne tehdit midir?
Evvela, buna yargı karar veremez, çünkü bu bir ‘norm’ konusu değil, ‘olgu’ konusudur. Yetki bakımından yargının değil, siyasetin alanına girer çünkü “yerindelik” incelemesiyle ilgilidir.
Kaldı ki ülkemizde başı açık diye herhangi bir üniversiteye, kamuya açık herhangi bir alana girmesi engellenmiş ya da zorla başı örttürülmüş tek kişi örneği yoktur.
Yasak da yasağı savunmak da bu çağda ayıptır artık.
Nihayet, bu kızlar üniversitede şeriat değil “müspet ilim” öğreneceklerdir.
Sayın Kılıçdaroğlu’na dostça bir not: Niye kamuoyundaki imajınız yüzde 30’a kadar çıkmıştı?.. Ve niye yüzde 24’e geriledi? Toplumun neleri umduğu, hangi tavırlarınızdan hayal kırıklığına uğradığı konusunda lütfen “en hakiki mürşit” açısından, yani bilimsel nitelikli bir araştırma yaptırın... Tereddütlü davranışlarınızın AKP’yi güçlendirdiğini göreceksiniz!

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010