Yazarlar
22.10.2014 - 02:30

Ne zaman AB deseler...

Sitene Ekle

Devlet yetkilileri ne zaman kritik bir kanun değişikliği yapmaya kalksa, birdenbire Batı standartlarına, AB’ye ve ABD’ye atıf yapıyor.
Tabii kısmen, ama o kadar kusur kadı kızında da olur!
Başbakan Davutoğlu’nun “toplantı ve gösteri yapmakla ilgili” açıklamalarına dikkat edin. ABD’de hangi eyalette molotof yasak, Büyük Britanya’da molotof bulunduranlara ne yapılıyor... Hepsini sayıyor.
Ve “Tamamıyla AB ve evrensel standartları esas aldıklarını” beyan ediyor.
Tabii AB insan hakları standartlarının Türkiye’de uygulanması gerektiğine inanan, isteyen benim gibi vatandaşların yüreklerine bu sözler, sular seller serpiyor.
Ancak “reform” diye sunulan güvenlik paketine şöyle bir bakınca, o sular buhar oluyor. Acaba neden?
Polisin makulu
Bir kere toplantı ve gösteri hakkı, anayasal bir hak. Ancak iktidar, bu hakkı tanımadığını Gezi’den 1 Mayıs’a, öğrenci eylemlerinden yolsuzluk karşıtı gösterilere, defaeten gösterdi.
Davutoğlu müsterih. “Reform”ların insan hak ve özgürlüklerinin tahkim edilmesine yönelik olduğunu savunuyor.
Peki, polisin somut delil olmadan, “makul şüphe” yetkisiyle istediği herkesi gözaltına alabilmesi, nasıl bir hak ve özgürlüğe yönelik olabilir?
Bildiğimiz kadarıyla destan yazan polisimiz, deniz gözlüğü veya puşiyi gördüğü anda zaten gözaltına alabiliyor... Yeter ki üç beş genç insan bir yerde toplansın, gösteri yapmaya kalksın.
Haricinde sokak ortasında çocuk öldürmek, eli sopalı adamların omzuna vurup “aferin” demek gibi “yetki”lere de sahip. Son moda, “dağılın” bile demeden gaz atmak, TOMA sürmek.
Yahu, en doğusundan batısına, TOMA’lar artık şehirlerin bir numaralı demirbaşı oldu. Gösteri olsa da olmasa da, mütemadi bir sıkıyönetim hali.  
Reform fobisi
Şahsen ne zaman “reform” dense korkuya kapılıyorum. Davutoğlu, İçişleri’nin yeniden yapılandırılmasından bahsederken “Reform yapılması gerekiyorsa o reformları yapacağız. Bunu Diyanet’te de YÖK’te de yaptım” diyor.
O “reform”lara bakalım... YÖK’te Genel Kurul üyelerinin beşi TBMM, beşi Cumhurbaşkanı, beşi “üst düzey kamu görevlisi” veya Bakanlar Kurulu’ndaki profesör unvanlılar, altısı da Rektörler Kurulu’nca seçilecek.
Ya Diyanet? En büyük reform, 2014 bütçesine yapılan %18.2’lik rekor zamdı. Davutoğlu Diyanet’i Başbakanlığa bağladı. Diyanet bundan böyle “iç barışın korunması, ortak değerlerin muhafaza edilmesi”nde aktif görev alacak.
Kısacası, bu kurumların her biri, siyasi otoriteye göbeğinden bağlanıp daha fazla yetkiyle donatılacak.
Reform diye buna derim işte...

SARRAF’TAN ÖZÜR DİLENMELİ

 Evet, aynen böyle.
Sadece Reza Sarraf değil.
17-25 Aralık’ta gözaltına alınan işadamları, bakan çocukları, toplam 53 kişiden özür dilenmeli...

Okurum Erkan Özyürekli şöyle diyor:
“17 Aralık’ta gözaltına alınanlar madem ki hiçbir kanıt olmadan suçlandılar. Bazıları bir süre tutuklu kaldılar, zulüm gördüler... Tüm dünyada itibarları zedelenen, tamamen suçsuz oldukları ilan edilen
17 Aralık mağdurlarından, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından Türk milleti adına özür dilenmeli. Hatta kendilerine devlet tarafından tazminat ödenmelidir.”

Haksız mı? Malumunuz, 17-25 Aralık soruşturmaları için “hukuka aykırı delil” toplandığı için takipsizlik kararı verildi... Bu arada Sarraf başta olmak üzere, soruşturmada adı geçenler hâlâ yolsuzluk yapmakla suçlanıyor.

Misal, Çağlayan Meclis’te yürürken bir CHP’li “anlamlı anlamlı” saatine bakıyor... Adamcağız sinirleniyor tabii. Olacak iş mi bu? Yazıktır, günahtır.

Madem devlet bu kişilerin masum olduğuna kanaat getirdi, tüm dünyaya suçsuzlukları ilan edilmeli.
AK medyayı kampanya yapmaya çağırıyorum,
bu fırsatı kaçırmayın.

Yazarlarda Ara
Bul
Tavlayı hangi medeniyet icat etmiştir?
©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.