Gündem
10.11.2013 - 02:30 | Son Güncelleme: 10.11.2013-2:30

Nefeslerin tutulduğu tarih: 9 Kasım 1953

Herkes 15 yıl önce yaşama gözlerini yuman o büyük adamın yeniden yüzünü görebilmenin heyecanı içindeydi. Nasıl bir yüzle karşılaşacaklardı? Atatürk tanınmayacak bir halde miydi, yoksa hâlâ 10 Kasım 1938’de saat dokuzu beş geçe yatağında son nefesini verdiği gibi miydi?

Sitene Ekle

ÖNAY YILMAZ

Nefesler tutulmuştu. Herkes birbirine bakıyor, 15 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük Atatürk’e yeniden kavuşacak olmanın heyecanını tüm hücrelerinde yaşıyorlardı. O an yaklaştıkça herkesin kalbi güm güm yerinden fırlayacakmış gibiydi. Ve beklenen an artık gelmişti...
10 Kasım 1938 sabahı saat 09.05’de Dolmabahçe Sarayı’nda yaşama veda eden Atatürk’ün naaşı, İstanbul’daki gerekli işlemler ve törenden sonra 20 Kasım 1938 sabahı Ankara’ya getirilmişti. Türk bayrağı ile örtülü tabut trenden alınarak top arabasına konmuş ve büyük bir törenle Meclis önünde hazırlanan katafalka yerleştirilmişti.
Tabut, 21 Kasım 1938 sabahı katafalktan alınarak törenle geçici kabir olarak seçilen Etnografya Müzesi’ne getirildi ve hazırlanan mermer lahdin üzerine konulmuştu. Türk bayrağına sarılı tabut, bu lahdin üzerinde 31 Mart 1939’a kadar kalmış, lahdin altında hazırlanan oda biçimindeki kabre indirilmişti.
Büyük bir anıtmezar yapılana kadar da geçici mezar artık burası olacaktı. Atatürk için Ankara’da aranan yer bulunmuş, Rasattepe’de görkemli bir anıtkabir yapılmıştı.

Hazırlıklar tamamlandı
Artık Atatürk’ün, ebedi istirahatgahına kavuşması için günler sayılıydı. 4 Kasım 1953 yılında mezar yeri açılmış, tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. Tabut kabirden çıkarılmaya hazırdı. Şimdi sıra naaşın geçici kabrinden çıkarılmasına gelmişti.
31 Mart 1939 tarihinden itibaren 14 yıl lahdin altındaki geçici kabirde Türk bayrağı ile örtülü tutulan Atatürk’ün tabutu geçici kabirden çıkarılacaktı.
Tarih 9 Kasım 1953’ü gösteriyordu.
Anıtkabir yapılana değin Atatürk’ün naaşının korunabilmesi için ‘tahnit’ denilen bir işlem uygulanmıştı. Prof. Dr. Lütfi Aksu tarafından gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir formül enjekte edilmiş ve üzerine iki küçük ilaç şişesi, Ata’nın koltuk altlarına yerleştirilmişti.  
Ancak İslam dini, ölünün defnini şart koştuğundan, geçici tahnitin bozulması gerekiyordu. Atatürk’ün Anıtkabir’e naklinden önce bu işlem için bir komite kurulmuş, tahnitin bozulması için Atatürk’ün tabutunun açılması kararlaştırılmıştı.
Tabutun açılma günü gelip de, komite üyeleri toplanınca Ankara Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsü Başkanı patolog Prof. Dr. Kâmile Mutlu, “Başlayın” talimatını verdi.
Mermer lahit söküldü ve tabutu kaldıracak olan makaralar, lahit salonunun tavanına yerleştirildi. Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin üst düzey temsilcileri tabutun çevresinde toplanmış, soluklar tutulmuştu. Başbakan Menderes, Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım’ı tabutun yanına götürdü. Makbule Hanım başını tabuta dayadı ve dakikalarca öyle kaldı.

‘Dolmabahçe’de uyuyor gibi’
Ve sonra tabutun vidaları sökülmeye başlandı. Tahta tabutun içinde madeni bir sanduka bulunmaktaydı. Sandukada gaz birikmiş olma olasılığı düşünülerek, bir burgu ile delik açıldı. Ancak gaz ya da koku çıkmadı.
Sanduka talaş doluydu. Koruma solüsyonuyla ıslatılmış tahta talaşlarıydı bunlar. Talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplanmıştı. Ağzı kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu talaş arasında. Bu, naaşı koruma için kullanılan solüsyondan bir örnekti. Atatürk’ün naaşı, beyaz kefene sarılmıştı. Sargılar açılmaya başlandı. 15 yıl sonra ilk kez Ata’nın yüzünü göreceklerdi...
Halk arasında, “Naaş çürüyüp bozulmuş” gibi bir yığın söylenti dolaşmaktaydı. Kefenin sargıları açılınca, Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu, Atatürk’ün yüzüne baktı. Mutlu, gözlerini Atatürk’ün yüzünden ayıramıyordu. Profesör, derin bir oh çekmişti. Atatürk’ün derisi kahverengi bir hal almış; ama yüz hatları bozulmamıştı.
Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün, Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu ile yaptığı sohbetten aktardıklarına göre, Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle anlatmıştı: “Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda uyuyor gibiydi.”

Menderes bakamadı
Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktı. En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de  katafalka çıktı, ürkek bir biçimde aşağı, tabuta baktı.
O an neler olduğunu Prof. Mutlu şöyle anlatır: “Menderes çok heyecanlandı. Rengi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk’ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı.”
Salondaki herkes Atatürk’ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata’nın vücudu beyaz kefenle sarıldı.
Ve 10 Kasım 1953 sabahı, Atatürk’ün naaşı 12 askerin omuzları üzerinde, 15 yıl önce onu Dolmabahçe’den Ankara’ya getiren top arabasına yerleştirilip 136 asteğmenin çektiği bu arabayla, son durağı olacak Anıtkabir’e taşındı.
Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953’te Etnografya Müzesi’nde asistan olarak çalışıyorlardı. Bu nedenle Atatürk’ü son kez görme fırsatını buldular. Osman Ersoy izlenimlerini şöyle anlatmıştı: “Kaşları fevkalâde iyi şekilde fark ediliyordu.” Halide İntepe ise şunları söylemişti: “Bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi...”
Atatürk’ü toprağa verilmeden önce en son gören 10 sivilden biri olan Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden, o zaman 22 yaşında Hukuk Fakültesi öğrencisiydi. Özden de o anı şöyle anlattı: “Atatürk’ün yüz ifadesi huzurluydu. O ana kadar Atatürk’ün öldüğünü kabullenememiştim. Fakat orada anladım ki Gazi ölmüştü.”
 

Not: Bu yazının hazırlanmasında başlıca kaynaklar olarak, Sema Atay’ın 2008 yılında Başkent Üniversitesi Kültür yayını olan Bütün Dünya Dergisi’nde (sayı: 2008/11. Sayfa: 27-31) yayınlanan yazısından, Prof. Dr. Utkan  Kocatürk’ün, “Atatürk Çizgisinde Geçmişten Geleceğe” adlı kitabından yararlanılmıştır.

Etnografya Müzesi’nden Anıtkabir’e
‘Bu tepe ne güzel bir anıt yeri’

Türk milletine gömüleceği yer konusunda bir vasiyette bulunmadığı bilinen Atatürk’ün yıllar önce bir gezi sırasında Rasattepe’yi gezerken “Bu tepe ne güzel bir anıt yeri” dediği söylenir...
Anıtkabir Komutanlığı’ndan alınan bilgiye göre, yapımına 9 Ekim 1944’te başlanan ve 1 Eylül 1953’de tamamlanan Anıtkabir’in yerini ilk olarak Aydın Milletvekili Mithat Aydın önerdi. Ata’nın kabrinin yapımıyla ilgili komisyon Etnografya Müzesi, TBMM’nin arkasındaki tepe (Kabatepe), Ankara Kalesi, Altındağ ve Gazi Orman Çiftliği seçeneklerini eleyerek tam Çankaya’da karar kılacağı sırada, Aydın Milletvekili Mithat Aydın daha sonra ‘Anıttepe’ olarak adlandırılacak olan Rasattepe’yi önerdi. Komisyon üyelerinin de burayı gördükten sonra Anıtkabir’in Rasattepe’ye yapılması kararlaştırıldı.

Toplam 49 proje katıldı
Anıtkabir için 1941’de açılan yarışmaya, İkinci Dünya Savaşı’nın en çetin günleri yaşanmasına rağmen Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya’dan toplam 49 proje katıldı. Ancak en çok beğenilen üç proje arasında Prof. Emin Onat ile Doç. Orhan Arda’nın ‘25’ numaralı projesi kabul edildi.
750 bin metrekarelik bir alan üzerinde Aslanlı yol, tören meydanı, mozole ve on kuleden oluşan Anıtkabir, 907 metre yüksekte yer alıyor. Ata’nın kabri 40 tonluk yekpare mermerden yapılan sembolik lahdin yaklaşık 7 metre altındaki mezar odasında bulunuyor.
Ölümünden 15 yıl sonra Etnografya Müzesi’ndeki geçici istirahatgahından Anıtkabir’e nakledilen Ata’nın naaşı, tahnit işlemi çözülerek, Suriye’deki Caber Kalesi, Kore’deki Türk şehitliği, Selanik’teki doğduğu evin bahçesi, KKTC ve illerden getirilen toprakların harmanlandığı ‘vatan toprağına’ defnedildi.

Aslanların sırrı
Türk milleti için kutsal değerlerle kuşatılan Anıtkabir’deki her mimari unsur ayrı bir anlam taşıyor. Ata’nın kabrine ulaşan 262 metrelik Aslanlı yolun sağ ve solunda bulunan 24 aslan, ‘24 Oğuz boyunu’ temsil ediyor. Türk kültüründe güç sembolü olduğu için seçilen aslan figürlerinin çift olması milletin ‘birlik ve bütünlüğünü’ vurgularken, aslanların yatar pozisyonda olması ise bu büyük gücün ‘barışseverliğini’ sembolize ediyor.

Özel eşyaları müzede
Anıtkabir’deki Atatürk Müzesi de pek çok özel hediye ve eşyaya evsahipliği yapıyor. Ata’nın anne ve babasının fotoğrafları, Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği eski yazı ve Latin harfleriyle basılmış iki nüfus cüzdanı, 1917’de Sultan 5. Mehmet Reşat’ın verdiği altın imtiyaz madalyası dikkat çekici parçalar arasında yer alıyor.


Etiketler: Anayasa
Bilgi YarışmasıYanlış sözcüğünün ingilizcesi nedir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
En Çok Konuşulan Haberler
    ©Copyright 2019 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.