ÜMİTZEYNEP KAYABAŞ
ŞİİRLER
*Su ve Aşk*
Soğuk bir nefesten doğdu
kundağı güneş..
Isındı /
nefes alıp verdi
ellerini açtı yükseldi /
zikri, sitemi / aşk..
Uykuyu
rengi
tadı / azât etti
su
düşüne rehin..
aşk can
(s) sırrı
sır, yüreğinin mahşerinde gezgin
Kemikten bir kalem ucuyla dağlandı
nazar /
su, gelin..
hem yere hem göğe nikahlandı
Cemalinde yanan tunçtan bir libas
çoğaldı /
aldattı..
Hal ;
üç güvercin gagasında şarap…
Timsah derisinde köşk
hurufun zehrini besleyen /asırlardır
uyuyan küpler …
Şiş göz kapaklarında / dokuz can
çatışan,
kesik bir parmak ucu ve ayaz ki /
kıskanır emzirdiği çocuğu…
küllerini harekeler yıldız..
su rüyada
rüya da suda g(örül) ür
çekiştirildi tül / açıldı atlas /
işaretlendi bereket ve aşk …
HİÇ/KİM/SE
“Ben hiç kimseyim, sen kimsin?
Sen de hiç kimse misin?
Öyleyse bizden bir çift var
Sakın söyleme! Bizi sürerler biliyorsun! ”
Emily Dickinson
Parmak aralarından
süzülüp giden sükut…
kıvranır/ kesik, kopuk
kırık duvarlarda… Sır hazine
ay ve yıldız, karbon kağıdının gölgesinde …
sırrın / varlık- yokluk kapısı
kilit … gömüldükçe yüreğe / gizlendikçe asalete
aşk seni, sen aşkı / ne kadar anlarsınız?
İns’in lügat manası / harabelere köprü ki
harabeler tahtındır… uyan bu rüyadan!
Çekilemeyen fotoğraf karelerine
kazıdım ikiz düşüncelerimizi ve
yanan can’ı … kareler boş…
Biz (iz) meydan okuyan! Düşler boş…
bir kaktüs
gizlendiği suda dirildi/
dinledi avuç içlerini,
sakındı vücut kendini
kader yol, yol sen / hangi yön ben?
Taşır/ kervan yüklendiği tekerlemeyi
Utanan / ter’in damarında sızlanırken
öğütülür ruhta/ iç dünya labirenti,
ene saklı / cevherin
giriş çıkış döndürür elindeki küreyi
ya yüreğin çarpım cetveli
ya da ilk adımın teselli..
ben? Hiç(lik) de saklı derinlik
sen hiçte /
kör
ben …
Yolcu dergisi / 36 sayı Kapak yazısı(şiiri)
Kadın, Gül ve Mum
Kırılgan yüreğiyle
zârif bir takıdır, kadın
buzdan mavi bir gülün üşüyen nöbetlerine..
Dudak arasında ses
alın çizgisinde ışık;
ter döker tezatların koltuğuna..
Karanlık hüznü sırtlayınca
gecenin avuçlarında soluklanır mum..
Toprağın buharında çillenen tohum
kilidi açtığında;
gül, kalbine kanar
mum, geceye yanar
kadın, içine ağlar..
Sessizlik terkibi çözdüğünde
kadın, gül ve mum; vücut bulur kalemde ...
Geri döner esreler...Medler susar
ilk kitabe ...Kadına
Uzun ve dolgun kirpiklerinde
ayrılan ıstırap öğeleri
cilveleşir kadının yaşam metninde..
Yüreğinde çelişen mevsim külleri,nişan
hurufun katli mimiklerinde, yas
acıyı harlayan, kalbindeki mim …
Kadın, kader …Aynaların diline düşer
görüntü her kavmin ezberidir ki
kehanet – düş - ateş
yaşlanır zaman askısında..
Bir dizin kinle cilalanan duyguları
çöker - im sessizliğiyle dibine ve
aynaların suretine konar..Kadın
Akik taşlarıyla düğmelenir çaresizlik hayallerine
Ahların boy gösterisi …Kan, heyecan
parmak uçlarında kabus,umutlarına iliklenir
ki – im silinir dünden
aynaların diliyle seslenir.Kadın
Cezimler susar, geri dönen şeddelerle
ikinci kitabe (gül) e
(Devam edecek)
Yüreğimden Göç Eden
Kelimelerin tatlı, candan tebessümleri tanıtmıştı seni. /
Bazen derinliğe kıvrılan manalar bazen de
odaklandığım düşünceler... Her anı seninle bambaşka /
bir güzellikte geçirip, huzura doğru
yönlenmek ki zamana düşman olduğum vakitlerde olmadı /
değil... Yüreğin; beklentisiz, koşulsuz
dostluk bağıyla örülmesi ve sadece duygularda buluşması, /
gözlerin yıldızlarda bulduğu haz gibi ya
da denizin maviliğinin ruhu mest edişi gibi... Anlattıkça /
değil hissedikçe önem kazanan hislerdir
bunlar.
Bir ufuk çizgisinde düşleri boyayan hep aynı renk /
olsaydı; mesela her eseri yeşile boyanmış
düşünelim; yeşil ve yine yeşilin tonları. /
Acaba çok mu şey istemiş olurduk...
Duyguların ışığı karanlığımıza rehber olsaydı, /
hüzünler bizde "anlıkta olsa" eriyip kaybolsaydı,
kaybolabilseydi.
Nazlı, ürkek gülüşlere yelken açan
Mutluluğun ellerini, ikimiz
Sıkıca tutup huzurun bakışlarında
Tekrarlanan duyguları
Serseydik ömür sayfamıza..
Zor / Kolay
Ne varsa beraber göğüsleseydik
...
önce ihanetleri silseydik yaşamdan
Sevdayı özde yaşayan gönüllere
Göz yaşları düşmesin diye …
Sonra ;
O iç acıtan..o affı mümkün olmayan
O insanı derinden yaralayan
O her şeyi bir anda silip yok eden
Yalanı...
Kaldırsaydık hayattan.
Ben,
Düşünüyorum şimdi, içimde sessiz depremler olurken
Hakkım var mıydı ressamın elinden
Fırçayı alıp
Ütopik bir tablo sermeye.
Oysa ki beynim şartlandırılmıştı yaşamın /
kambur manzaralarına.
Biliyordum mutluluğun ve huzurun hiç çiçek/
açamayan bir bitki olduğunu.
Son defa yaşamın bana oyun oynamasına izin verdim,/
silerken maziyi tereddüde düşmeden;
seninle beraber yüreğimden tamamen göç eden öyle/
çok şey oldu ki...
Unutabilmek İçin
Unutabilmek İçin..
Düşlerimi; geriye bana yansıtan o puslu aynaya /
takılı kaldı gözlerim, duygularımı haber kiplerine
ekleyerek hayatı izlemeye koyuldum.
Çekingen
Ürkek
Ama
Kararlı... Adımlar oldu tek dosttum.
Hayatı avuçlarıma aldığım suya ekledim, avuç /
içlerimden kaymak için yarışan, saniyeleri susturan
bir akış...
Mani olmak için kollarını sıvayan güç kavramı,/
acıların, hüzünlerin sesinde donup kalınca... Hangi
fırtınada kayıplar olmaz ki... Titrek ışıkların /
büyülü dansında gezinen kelimeler / yaşamın alaycı
gülücüğü
Zafer edasından ayrılamayan
Keder
Izdırap
Ve sevdalara gebe olan yürekler... Huzurun hangi/
yüzünde kesişir hisler...
Beklemeye koyuldum
Bir başka yüzde buluşamayan tanımsız sözcüklerin/
kargaşası yüzüyor mana adını verdiğin
denizde...
Yorgunum
Kısa olacak adımlarım
Hayata aydınlatan avizeler gözlerimi kamaştırmadı hiç /
sadece yeşil düşündürdü beni /
yüreğimi
benden söküp alan yeşil...
Yeşilin koynunda düşlerle beslenir sevda.../
Mutluluk bir serap ve umut tepelerinde dilenci olan
sevdalar...
Gördüğünüz hangi rüya altın kuşakla sizi bağlamadı /
ki....simlerle işlediğniz duyguların ilhamı
fısıldanıyor kulaklarınıza
Göç gerek bu kana
Şah damarında yalancı, riyakar misafirler çarpıyor
Geçmiş - gelecek köprüsü
Arsız seslerin şenliğinde..
Hancı her kimliğe bir defa bakar değil mi
O başını eğişinde
O suskunluğunda
Gizemler gülümsemez hiç...
Hayat çizgisi... Bir defa tanıdım seni /
bin defa da dua ediyorum...
Unutmak için.
Unutabilmek için.
SENDEYİM SEVGİLİ
Aşkın semalarında, firari sevdaların ağıtlarında
Sevgilinin yokluğuna kıvranırken ruhum
Üzüntüyü
Sarıp sarmalayan bir yolcuyum...
Acılarımı harmanlayan şimal rüzgarları
Ne de çabuk sustu?
Hüzünlü yüreğimin üzerine
Hangi el mutluluğu inşa edecek?
Gülümsemenin adını bile unutmuşken
Umut tepelerinde bir dilenci olmuşken
Sus ne olur... Teselli istemiyorum!
Beni bana bırak içimde kalmasın sözcükler, ve
Dinle;
Bu akşam düşte Şahmaran
Gece destansı aşklara vuruyor yüzünü
Hilalin yarı loş ışığıyla
Uykusuzluk; uzuyor, düşüyor,
Sağır, dilsiz ama hissedebilen mısralarıma...
Şahikalarda asılı kalan duygular
Ses veriyor düşüncelere;
Ve Sûru üflemeye hazır İsrafil'in
Sabrına aşina ya yürekler
Aynı nizamla... Sendeyim sevgili
Aşkım sensizliğe akan
Göz yaşlarımı kristalleştirerek
Belkıs'a hazırlanan tahttan
Daha görkemli bir taht hazırladı
Sana gönlümde.
Zaman perdesini çektiğinde
Ben, sendeyim sevgili...
Ayrılığın katmer katmer beslediği
Sevdanın; dudaklarından bir kıvılcım
Düşerken Kays'ın kalbine
O tek bir kıvılcımla, aşkına kül olan Kays'ın
Gönül gözlerine tecelli eden
O nazlı yarin, Leyla'nın da
Yüreğinde çalkalanan hasret duası ile
Ben, sendeyim sevgili...
Melaikelerin şeffaf kanatlarında
Ölümsüz aşkların vaveylası, sonsuzlukta yankılanırken
Tuttuğum eller, sabrın huşulu raksıyla
Güvene hicret ettirdi ya
Ben, sendeyim sevgili...
Bir yediveren çiçeğinin mevsimlerde bereketi
Bir de sevgilinin o emsalsiz hayali
Sır olup yerleşti ta içime..
Kimsesizliğe soyunmuş Alplerin güzelliğine
Göz kırpan tan vakti,
Sahipsiz umutlarla kalbe doğarken
Erişilmez aşkların yıldızı Zühre'nin
Derin iç çekişleriyle
Ben, sendeyim sevgili...
Seninleyim sevgili...
GURUR
Sert kayaların amansız yalnızlığına
Kardeş ve esir,
Bir kader masalının
Yüreğinde birikmiş çıkmazlar
Rengini yitirmiş anıların avuçlarında
Görünmeyen tutkularla,
Duygularda açan çiçekleri
Koklarken umursuzca;
Yenilgilerin ezikliğinde de
Uçuşurken toz bulutları...
Sen;
Başını kaldırıp bakamıyorsan
Ve bu dalgınlığa bir son veremiyorsan,
Kızıl tufanda yankılanan hıçkırıkları da duyamıyorsan,
Sanma ki;
Elvedalar gururların koynunda uyuyor...
O elvedaların zümrüt bakışları
Senin, kalbinde cem olacağı gün
Tiryakisi olduğun yıkışların
Düğün şenliğinde;
Sana, anlayışların servetini bırakarak
İçimde sen gideceğim... Sessizce...
Sımsıkı tutsan da ellerimi,
Israrlı bakışlarında demlense de aşkımız,
Bu sevginin tuğrası gurur,
Sensizlik ıstırap,
Yaşamsa haram olsa da bana;
Dedim ya, bu sevginin tuğrası gurur,
Düşüncelerimde tutukluyum,
Gördüğüm bir çukur aynada
Hep aynı resim...
Hesapsız ilerleyişlerin tutanağına
Ve senin sürgüne gönderdiğin
O zayıf noktalara takılı kalmayacak kadar
Asilliğe örülü ruhum...
Hem de mağrurca...
Yine çelişkiler kesişiyor ufuk çizgisinde,
Acılı öykülere esiyor rüzgar,
Karanlık, ıssız şimdi sevdalar
Ve toprağın kalbine düşerken yağmurlar,
Hasretin bir bir acısı da dinerken,
Süzülmüş her bulanık
Suda da mı boğuluyor ne insan?
YEDİ EFSANENİN ARDINDAKİ AYÇA KIZ *
Toplandı aşkın şûrası
Ecdadın gümüş kaplı kılıcı çekildi
yedi ayrı efsaneden, yedi ejder yere devrildi
yedi ayrı dağ geçildi...
Birbirlerine kavuşamayan yedi aşığın başını beklediği
kır çiçeğinin boynundaki sır arması
sularını inatla kızıla boyayan Nil’e
kurban adandı... adandı da
öyle gebe kalındı Ayça kıza
Yol uzundu; güneşin kirpikleri
açılıp açılıp kapandıkça
hararet hem bedeni hem ruhu sardıkça
destanların suları içildi...
Heybelerde serapların ağırlığı
ayazlarda ısınan nasırlarla cilveleştikçe
satır başlarına kafa tutan irinler ki
kanla yara... Aynı toprakta...
Gündüzle gece birbirinin yüzünü okşadı...
İkide bir Deli Dumrul köprü başlarını kesti
istemem ben akçeyi
aşka ihanet adlı hikayeyi, anlatın, anlatın deyip durdu...
Kayalıklarda Akçakoca başıyla işaret verirken
her kervan bu gece
Deli Dumrul a ihanetleri anlatmadan geçemedi...
Hira dağında zikir sofrası açıldı
ak sakallar nur yağmurunda yıkandı
Yıkandıkça pak bir yazgı işlendi Ayça kızın alın semasına
Ardından;
zaman sancıların ipiyle kendini astığında
Peygamber sabrıyla dil ısırılırken
şahlanan acılara koca bir feryat gerekirken
hiç kımıldamayan dile hayran kaldı bezm-i alem
Sevdan ve gururun ikiz bir doğumda, göbek adın
Hintl i gelinlerin eli değmiş narin alnına
oynadıkları çayda çıra... ve o kara
nazara kör çalmakmış Ayçam...
Meleklerin ak kanadı ilk kundağındı senin
Ayçam,
her kalbin biricik kristal vazosu
Göz yaşlarını besteleyeceğiz büyüdüğünde
Azametini sırtlayacak kınına geri soktuğumuz hasetler
kaldır başını Ayça
Ay senin adında
nankör sevdalar parlıyor yalnızlık adasında
Güve otlamış hatıraları açma be Ayçam
Zehirle harç olmuş kelimeler sandığına
Kalk, sende bir kilit vur... vur da
Işık cümbüşünde ağma bakışlara tutunan yürekler
dikenleriyle seninde canını yakmasın ay gözlüm...
Ayça
gülücüğünde şımaran çaresizlik
her gece gölgen Nilay ın damarlarından akan
taze kanda buluşurken <
Aşkar ın elinde titreyen beyaz incilerde
dirilir karanlıklar
ve
ertelenen aşklar donuklaşırken iki göz bebeğinde
susuşlar örülür çaresizlikte...
Yokuşa sürdüğüm şiirimde mimlenir gurur, sevda
Kaldır başını Ayça
bak, ay senin adında...
* Aşkar: Ayça'nın haberdar olamadığı sevgili
Not: Ayça: Ayın ilk günlerinde aldığı yay biçimi, hilâl.
|
|