ELEŞTİRİ
MİLLİYET SANAT DERGİSİ'NİN KATKILARIYLA...

Dıştan ve ortalanmış

Oya Baydar’ın "Sıcak Külleri Kaldı" isimli romanı, içten değil, dıştan bir roman. "Dıştan" sözcüğüne, bir kavramı anlatmak için gerek duyuyorum; "içten" kavramıyla yeni bir çift oluşturmak üzere... Nasıl mı?

NECMİYE ALPAY

    "SON otuz yılın romanı yazılmadı, 68’in, 12 Eylül’ün romanı yazılmadı," gibi yakınmalar, anlaşılan, belirli bir roman beğenisini ve belirli tür siyasal roman, dönem romanı, tarihsel roman beklentilerini de içeriyor. Oya Baydar’ın "Sıcak Külleri Kaldı"sı bazı beklentileri karşıladı, belirli bir beğeniye doyurucu geldi.

    Böyle olduğunu gösteren yazıların en tipiği Hasan Akarsu imzasını taşıyor (18 Ekim 2001 tarihli Cumhuriyet Kitap). Gerek planı, gerekse temsil ettiği söylenebilecek beğeni / anlayış açısından son derece net bir yazı. Üç cümlelik bir giriş paragrafı ("1940-1950 doğumluların siyasal ortamda yaşadıklarına tanıklık ettiği için ‘68 Kuşağı’nın romanı denilebilir," diye biten paragraf) ile bu paragrafı yineleyen bitiş dışında yazıda yalnızca bir özet buluyoruz; "Sıcak Külleri Kaldı" romanının uzunca bir özetini.

    Bir edebiyat yapıtı üstüne, isterse roman gibi uzun bir anlatı söz konusu olsun, yazı niyetine gerçek bir özet sunulabilir mi? Evet, sunulabilir, ama ancak eğitbilimsel (pedagojik) amaçlarla; kavrama alıştırmaları vb. çerçevesinde. Bunun dışındaki durumlarda, bir edebiyat yapıtı üstüne yazı diye, ister eleştiri isterse tanıtma niyetiyle olsun bir özet sunulması, yapıtı öyküsünden ibaret sayan bir anlayışın belirtisi.

    Gerçekten de, Akarsu’nun bitiriş cümlesi daha çok bir toplumsal tarih metni için söylenebilecek türden: "... bu romanı, yanlışları ve doğrularıyla yakın tarihimizi daha iyi bilmek isteyen herkes okumalı."

    Genel planda, "yakın tarihimizi daha iyi bilmek" amacıyla anı, inceleme ya da (özellikle son yıllarda hatırı sayılır gelişmeler gösteren bir tür olarak) toplumsal tarih yazısı değil de roman yazmak ya da okumak için, romanın bize öteki yazı türlerinin sunamayacağı bir şey sunması beklenir. "Sıcak Külleri Kaldı" bize bu anlamda ne sunuyor? Soruyu başka türlü soralım: Kurmacanın, sanatın olanaklarını kullanması, Baydar’ın anlatısına ne kazandırıyor? "Sıcak Külleri Kaldı"da derin devleti, "Hiçbiryere Dönüş"ün sonunda derin PKK’yı somutlaştırma çabası içinde romana, canlılık diyemeyeceğim, bir hareket katan kurgu olanağını...

    Derin devlet kurgusundan, iyi bir siyasal film senaryosu çıkarılabilir; "Her şeyi anladığı anda öldürülen üst düzey devlet mensubu" faslının, daha iyi işlenmesi ve "İkarus’un İ’si" filmindekine daha az benzemesi kaydıyla.

    Başka? Kurmaca, Baydar’ın anlatısına başka ne kazandırıyor?


    Dıştan romanlar
    "Sıcak Külleri Kaldı", içten değil, dıştan bir roman. Sözcük oyunu yaptığım sanılmasın. "Dıştan" sözcüğüne, bir kavramı anlatmak için gerek duyuyorum; "içten" kavramıyla yeni bir çift oluşturmak üzere.

    İçtenlik, sanat yapıtında temel gereklerden, özelliklerinden biri. Ama içtenliğin tersi her zaman içtenliksizlik (samimiyetsizlik) değil. Yaratıcı kişi kendi içini kapattığı, fazlaca terbiye ettiği, iç dünyaların gerçekliğini değil de dışsal bilgi / kaygı ve benzerlerini hareket noktası kıldığı ölçüde dıştanlaştırıyor yapıtını. İçten dışa doğru değil, dıştan içe doğru hareket ediyor en fazla. Oysa bu konum, sanat dışı zihinsel etkinliğin konumu. Sanata özgü olan, içten dışa doğru hareket.

    Burada, romanın izleğinden ya da konusundan söz etmediğim açık olmalı. Durmadan iç dünyalardan söz ederek de dıştan olunabiliyor. Tıpkı, durmadan "ben" dendiği halde benmerkezci olunmayabilirken, durmadan toplumdan söz edip yine de benmerkezci olunabildiği gibi.

    Baydar, dıştan hareketle ortalaması alınmış, yıkanıp ütülenmiş, sterilize edilmiş bir dil ve gerçeklik sunuyor bize. Kendi özyaşamöyküsü çerçevesinde (hep o çerçevede) bir ekseni esas alarak belirli bir toplumsal kesimin izlenim, duygu ve düşünce ortalamasını almış gibi yazıyor. Kişilerin, olayların, dilin ve en önemlisi, roman denen tarihsel türün bir tür ortalaması bu.

    Ortalamaya yaslanmak, bilim alanındaki statik çalışmalarda ve vulgarizasyonda işe yarayabilen bir yöntem. Dinamik çalışmalar için, kenarlarda olup bitene bakmadan iyi bir bilimsel çalışma yapmak olanaksız. Sanat alanı için de benzer şeyler söyleyebiliriz. Marjinallik modasını bir yana bırakabilenler, kenarlarda olup bitenleri (onları da kendi ortalamalarından arındırarak) görebilir, en azından hesaba katabilirler. Yaşam, işaretlerini, ortalardan çok kenarlardan veriyor.


    "Ülkü"sel başkişi
    Baydar’ın romanları, başta "Sıcak Külleri Kaldı"nın başkişisi Ülkü olmak üzere, ülküselleştirilmiş başkişiler üstünden yürüyor. Başkişi de içinde olmak üzere herkes anlatıcı gibi konuşup anlatıcı gibi düşünüyor bu romanlarda. Farklı tarihsel zaman dilimlerine mensup farklı kişilerin aklı, zamanlar arası ve kişiler arası bir ortalamada buluşuyor; başka bir deyişle, aynı akıl. Ortalamada günümüz muhalif aklına ait bazı öğeler de var. 12 Eylül döneminde bir komünist, "dönemin ruhu" kavramını kullanabiliyor örneği. Ülkü, 1960-1970’lerde bile iktidarın fenalıklarını soyutlayabiliyor, vb.

    Baydar’ın, verdiği bütün tarihsel gerçeklik görüntüsüne, kullandığı tüm tarihsel malzemeye karşın canlı bir bağlantı noktası sunamamasında bu ortalamacılığın büyük payı var. Böyle canlı bir bağlantı sağlayabilecek düğüm noktaları yok değil romanlarında. Ne var ki, tutmuyor o düğümler. Burada düğüm derken, alışılmış entrikaların çözülmek üzere ulaştığı doruğu kastetmiyorum. Yaşamın (edebiyat yaşama dahil) sorunsal, daha doğrusu sorunsallaştırılası yamukluklarını kastediyorum; sanat dışı metinlerin elinden gelemeyecek biçimde sorunsallaştırılabilecek o ipuçlarını. Dediğim gibi, Baydar’ın romanlarında bu anlamda epey düğüm var, ama yazar yanından geçip gidiyor onların. Belki görmek, üstünde durmak istemiyor, çünkü görmesi, ortalamanın dışına çıkmasını gerektirecek. Sonuçta Baydar’ın anlatısının değdiği kenar köşe, romanın sterilize ortamında silikleşip görünmezleşiyor.


    Dilsel ortalama
    Baydar’ın roman dili, bir iki şiirsel bölüm ve bir iki özgün kullanım dışında, inanılmaz derecede alışılmış ve ortalama: "Sesindeki damıtılmış keder odayı dolduruyor," gibilerden... Ortalamaya, pembe roman dili dahil: "Ömer, kollarındaki güzel bedeni usulca yatağa bıraktı. Üstünü özenle örttü. Genç kadının saçları yastığa dağıldı"... Sağlık ve güzellik ideolojileri yerli yerinde, ustalıkla düzenlenmiş, düzgün romanlar.

    Bu noktada, yazarın ne derece bilinçli olarak kurduğunu çıkaramadığım bir dilsel ironiye değineceğim. "Sıcak Külleri Kaldı"nın "esas oğlan"ı Arın Murat öldükten sonra, eşi İpek ile sevgilisi (başkişi) Ülkü ilk kez yüz yüze gelir. İpek, "Kesişen trajik kaderlere sahibiz," der: "[Ülkü] [k]adının yüzüne dikkatle bakıyor. ‘Kesişen’ sözcüğünü bilerek mi, yoksa kötü aşk romanlarından alınmış basmakalıp bir sözcük olarak mı kullandığını ölçmeye çalışıyor."

    Gelgelelim, okur olarak biz de "kesişme" sözcüğü konusunda yazar için aynı soruyu, yazarın bu sözcüğü nasıl kullandığı sorusunu sormak zorunda kalıyoruz, çünkü birkaç sayfa sonra, anlatımın doğal akışı içinde işçi kökenli eski sendika yöneticisi Mehmet İliç aynı sözcüğü kullanır: "İki oğlum var, diye düşündü hüzünle. ‘Yolları, içinden çıkıp da unuttuğumuz doğuda kesişen iki evlat." Mehmet İliç bir "kötü aşk romanları" okuruna değilse bile, kötü dizi izleyicisine dönüşmüş olabilir kuşkusuz. Ama yukarıda da değindiğim gibi, Baydar’ın genel dilsel ortalamasında "kötü aşk romanları" da yer aldığından, bir ironi okumaklığımız kesinleşemiyor.

    Dil konusunda, Orhan Kemal ve Yaşar Kemal’e bir iki selama rastlandığını belirtmeden geçmeyeyim. Yaşar Kemal’e, bütün bir paragraf: "Sıcak Külleri Kaldı"nın son paragraflardan biri, "Sonra o kuş geldi" diye başlayan...

    Orhan Kemal’den, pek çok yazara geçmiş olan o sıfat yinelemesi, "derin, çok derin", "uzun, çok uzun" ("Hiçbiryere Dönüş"); roman kişisinin bir iç muhasebesi aktarıldıktan sonra, paragrafın, "Kendinden memnun kaldı," cümlesiyle bitirilmesi... Oya Baydar romanında Orhan Kemal’e (roman olarak) yaklaşan başka bir özellik bulamadığımı belirtmeliyim.

    Baydar, "Elveda Alyoşa"dan bu yana, sönmüşlüğü öykülüyordu. "Hiçbiryere Dönüş", bozgun, yenilgi, çürüyüş, pişmanlık, yorgunluk, bıkkınlık, bitkinlik, tükenmişlik, ikili yalnızlık, mezar, iç boşalmışlığı, çözülme, yaşlanmışlık, umutsuzca sona erme sözcüklerinden geçilmeyen bir tür pembe romandı.

    Yazar, "Sıcak Külleri Kaldı"da, yaşlanmayı iki erkek roman kişisine yüklemiş (Ömer Ulaş’a ve Mehmet İliç’e). Sıcak kül, yeniden ateşlenme gizilgücünü taşır. Bu, Ülkü’ye bağışlanmış. Gerçi sonunda onun da "hiçbir dileği olmadığını" anlıyoruz. Bununla birlikte, saç tokasını yeniden takıp rüzgârı arkasına almasıyla, ortalamaya "ne varsa kadınlarda var"ın girmesine çalışılmış.

    Bu noktaya gelince, Oya Baydar’ın roman dışı gerçekliğe yaslandığı biçimindeki izlenime dönmek gerekir. "Bu kadar ölümü, bu kadar cenazeyi nasıl sığdırdık bir ömre!" diyor başkişi Ülkü. Ya romana nasıl sığdırdınız?

    Baydar, romanlarında anlattıklarını anı olarak sunabilirdi. Kurmaca daha çekici anlaşılan. Kurguda kendinizi ve başkalarını değiştirebilir, toplama, çıkarma, bölme işlemleri yapabilirsiniz. Anı yazmanınsa başka tür sorumlulukları var.



[Milliyet Ana Sayfa] -[Kitap Ana Sayfa] -[Kitap Arşiv]
 
..................................................................................





    Annem Batıya Gidin Dedi
    Nilgün Cerrahoğlu’nun Çetin Altan, Ara Güler, Atilla İlhan, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Tarkan, Mahsun Kırmızıgül, Cem Yılmaz, Kemal Sunal gibi isimlerle yaptığı söyleşiler yer alıyor "Annem Batıya Gidin Dedi" isimli kitapta. Cerrahoğlu, kitabı yayına hazırlarken seçtiği söyleşilerde özellikle Türkiye - Dünya arasındaki çarpıcı farkı bilen, yaşayan, hisseden, kaygıyla izleyen sanatçılara, aydınlara, sivil toplum üyelerine yer vermeye özen gösterdiğini belirtiyor. Ayrıca Romano Prodi, Claudia Roth, Oliviero Toscani gibi isimleri kitaba alırken, içeriden her zaman görünmeyen -aynanın öbür- yüzünü sergilemek istediğini vurguluyor yazar. Kitap, içinde yer alan yetmiş söyleşi üzerinden çıkan bir yolculuk; bizi bize anlatan bir Türkiye Fotoğrafı. 20. yüzyıl sonu, 21. yüzyıl başı bir Türkiye kesiti...

SÖYLEŞİ
Annem Batıya Gidin Dedi
Nilgün Cerrahoğlu
Om Yayınevi
Fiyatı: 11.000.000 TL.


EdebiyatTurk.net
Türk edebiyatıyla ilgili aradığınız herşey...
MİLLİYET SANAT DERGİSİ
ARTIK AYLIK

Gençten bir adamdı
Hikayesi gayet kısa.

Yıllar yılı tek başına yaşadı
Bir gün rastladı bir kıza

Düşündüler, birlikte yürüseler
Ömür geçiyor nasılsa.

Şimdi içine bir ev, bir de çocuk girer
Aşkları yazılsa.

BEHÇET NECATİGİL







Bir Kitap Eleştiri Portre Yeni Kitaplar Bohem Bir Yazar