SÖYLEŞİ
MİLLİYET SANAT DERGİSİ'NİN KATKILARIYLA...


‘roman yazmak, evden kaçmak gibi’

“Beş Sevim Apartmanı / Rüya Tabirli Cin Peri Yalanları”, bir ilk kitap. Yazarı Mine Söğüt ise gazeteci. “İçimde bir roman varmış,” diyen Söğüt ile yazarlık durumunu ve kitabını konuştuk.

SEMA ASLAN

MİNE Söğüt ile ilk kez Cihangir Postası vesilesiyle tanışmış ve söyleşi yapmıştık. Latin Dili ve Edebiyatı mezunu olan Söğüt, gazeteciliğe Güneş Gazetesi’nde başladı, Cihangir Postası ile devam ediyor. Öküz Dergisi’nde iki yıl süreyle çeşitli yazıları yayımlanan Mine Söğüt’ün Yapı Kredi Yayınları’ndan daha önce “Adalet Cimcoz / Bir Yaşam Öyküsü Denemesi” isimli kitabı çıkmıştı. İlk romanı “Beş Sevim Apartmanı / Rüya Tabirli Cin Peri Yalanları” ise henüz yeni.

Cinlerle periler kulağınıza ne fısıldadı da ilk roman çıktı?

Bir bilsem! Ben, şunu yazacağım diye masaya oturmadım. Neden cinler periler, ben de bilmiyorum, aslında “gerçeküstü” dünyalara hiç ilgim yok. Evet, kitapta cin peri unsuru çok öne çıkıyor, çok parlak bir motif ama aslında bu bir cin peri kitabı değil. Tam tersine ayakları yere basan bir kitap; cin peri çok önde de dursa aslında arka bir fon. Kitapta daha çok “gerçek” hikâyeler; gerçek insanların yaşadıkları var. Cin peri gerçekle paralel giden bir rol üstleniyor. Gerçek hayatta, gündelik yaşamdaki sorunlar, sevgisizlik, fakirlik, ruhsal problemler için cin peri nasıl bir kılıfsa, bu kitapta da öyle.

Kitabı küçük öykülerden oluşan bir teknikle kurgulamışsınız.

Ben sistemli çalışabilen biri değilim genel olarak. Tabii ki bir araştırma yapıyorsanız daha sistematik düşünürsünüz. Ama bu beni de şaşırttı, çünkü ben iki yıl öncesine kadar edebi bir şey yazmayı denemedim bile, sadece gazete, dergi yazılarım vardı. Ve aklıma edebi bir şey yazma fikri girdiğinde, masaya o amaçla ilk oturduğumda kendimi bir hezeyan şeklinde yazarken buldum; başını sonunu bilmeden, ne yazacağımı hiç kurgulamadan, sonunu kendim de merak ederek... Okur gibi yazdım. Ben gazeteciydim ve araştırmaya dayalı şeyler yapabilirdim ya da gözleme dayalı yazılar yazabilirdim... Roman, hikâye başkalarının işiymiş gibi gelirdi bana. Meğer insanın vücut saati gibi bünyesinde gizli bir kurgu varmış. Meğer zamanı geliyor ve yazıveriyormuşsunuz...

Mesleki deformasyon...

Tabii bu müthiş bir özgürlük. Eğer gazeteciyseniz sorumluluğunuz çok fazla. Yazdıklarınız bir sürü insana değiyor, yorumlarınızın çok ölçülü olması gerekiyor... Sorumluluğunuz çok fazla. Oysa roman yazarken, gazetecilik yaparken taşıdığınız yüklerin hepsini atıyorsunuz. Bir başıboşluk ve özgürlük hali... Evden kaçmış gibi oluyorsunuz.

Soru soran kişi değil de kendisine soru sorulan kişi olmak nasıl bir duygu?

Korkunç bir şey bu.. Soru sorarken kimliksizsiniz. Hiç tanımadığınız bir insanın hayatına girip, küstahça her şeyi sorabiliyorsunuz. Ve şimdi ben karşıdan nasıl göründüğümü bilince, öyle zor ki...

Kitaptaki karakterlerin yaşam öyküleri üçüncü sayfa haberlerini çağrıştırıyor.

Gerçek cin peri öyküsünün arkasında çok daha derin ve tuhaf şeyler var; kitapta hiç olmayan. Eğer cinler ve periler üzerine doğrudan bir şey yazmak isterseniz çok ağır motifler var kullanabileceğiniz. Ben onları kitaba hakim kılmaktan kaçındım. Aynı şey psikolojik değerlendirmeler için de söz konusu. Kitaptaki psikolojik analizler çok derin değil; benim için hepsi ana hikâyeyi süsleyen yan unsurlar. Beni ilgilendiren, üçüncü sayfa haberleri dediğimiz gerçek hayatlar. Biyografi okumayı seven biriyim. Hayatı anlatan, ayağı yere basan hikâyeleri okumaktan hoşlanıyorum; bu nedenle kitaptaki bu tür ayrıntıların hepsi birer süs.

Psikiyatrın da başı cinlerle hoş... Bu, yazar olarak işinizi kolaylaştırdı mı?

Evet, aslında kitap neredeyse benim dışımda toparlandı. Doktor Samimi’nin üzerine bindi yük. Bir uzman okuduğunda ne düşünür bilmiyorum ama bu umurumda da değil; ben psikolojik analizler yapmak niyetinde değildim ve evet Doktor Samimi’nin yaşamının hastalarının yaşamına paralel gitmesi, ona yaptıracağım analizler konusunda işimi kolaylaştırdı.

Rüya görür müsünüz?

Hayır. Ne korkunç değil mi? Sanırım yazık. Ama rüya görmediğim ve rüya dünyasını deli gibi merak ettiğim için çıktı belki de bu kitap. Komiktir; cin perilere inanmam, rüya görmem, kendimi psikolojik açıdan çok sağlıklı bulurum ve kitapta anlattığım insanların hayatları benim gerçekten çok dışında olduğum hayatlar. Yakın çevremde bile olmayan hayatlar. Bütün bunları düşündüğümde şu çok hoşuma gitti: İnsan bildiğini değil, bilmediğini kendi için yazıyor. Anlamaya çalıştığım için bunları yazdığımı düşünüyorum. Eğer ben cinlere perilere inansaydım böyle bir şey yazamazdım herhalde. Ya da psikolojik bir rahatsızlığım olsaydı daha başka bir şey yazardım. Ben de romanın dışında kalabildim böylece.

“Rüyalara inanmanın bir hastalığın başlangıcı olduğu”nu söylüyorsunuz bir yerde. İnanmasanız da rüyalar ve rüya tabirleri epey zengin kitabınızda.

Bilmek başka, inanmak başka. Şüpheci bir insanım. İnançlı bir insan değilim. Bakış açım genelde her şeye şüpheci; bu nedenle mistik şeylerin birileri için varolduğuna inanıyorum ama benim için yoklar. Kabul ediyorum; bir insanın cini perisi varsa vardır, insanlara ait parçalarına inanıyorum. İnsanların hayatlarında bir yer edinmeleri benim için anlam taşıyor. Ama benim rüyalarım yok, cinlerim perilerim yok...

Üslûbunuz çok masalsı...

Masalı çok seviyorum. Aslında sert hikâyeler var kitapta. Bunları başka bir dille yazsaydım çok başka bir kitap çıkardı ortaya. Ama masal gibi yazmak hem çok hoşuma gitti hem de ancak böyle yazabiliyormuşum. Şekerli, oyuncaklı yazmak... Kasvetli bir şeyi masal gibi anlattığınız zaman birden kimyası değişiyor.

Kitabın belki de en ilginç yanı, her bir karakteri iki öyküyle tanımamız. Bir, kendi cinli perili dünyasının kurgusuyla bir de doktorların bildiği gerçek, yaşanmış kurgusuyla...

Hayata böyle bakıyorum çünkü. Her şeyin iki öyküsü olduğunu hissediyorum. Bir, bizim yansıttıklarımız bir de gerçekten yaşadıklarımız. Her şeyi tuhaf filtrelerden geçiriyoruz, sarıyoruz, bağlıyoruz... Yani hep uğraşıyoruz, hiçbir şey saf değil. Bizim kendi hayatımızdaki küçücük problemler bile böyleymiş gibi. O yüzden ilk yazdığım şeyde böyle bir dünya yarattım. Devamlı kuşkudayım çünkü; kimbilir gerçek hangisi?

Doktor dahil olmak üzere tüm roman karakterlerinin çocukluklarında anne babalarıyla sorunları olmuş. Neden yetişkinliklerinde yaşadıkları nedeniyle değil de çocukken yaşadıkları yüzünden delirdiler?

Bu benim çok kafa patlattığım bir şey. Çok sorunsuz bir çocukluk geçirdim. Çok iyi bir örneğin içinde var olmak, çok kötü bir örneğin içinde var olmak kadar önemli bence. Çünkü o zaman seçeneklerini görüp çok düşünüyorsunuz ve çok korkuyorsunuz. İnsanların anne babalarıyla ilişkilerinin tüm hayatlarını belirlediğini düşünüyorum. Her şeyin o ilk yıllarda olup bittiğine inanıyorum. İyi bir çocukluk geçirdiğim için eksikliklerin ne kadar korkunç şeylere yol açabileceği korkusu yerleşti içime. Romandaki herkesin anne babasıyla bu nedenle sorunu var.

Mutlu çocukluk geçirmiş çok az insanın olduğu bir ülkedeyiz.

O yüzden de çok hasta bir ülkedeyiz.

Bir ilk roman...

Evet ama genç bir yazarın ilk romanı değil. 35 yıldır yazmadığım ama içimde biriktirdiğim bir çok şey olduğunu hissediyorum. Bu roman onların arasından sıyrıldı, onların üzerine basıp öne çıktı sanırım. O yüzden “ilk” değil de sanki “cesur” olma özelliği daha fazlaymış gibi. Yakın zamana kadar sadece gazeteci yönümün el verdiği alanlarda yazmakla yetiniyordum. Sanırım Öküz Dergisi’ndeki yazılarım beni cesaretlendirdi ve roman dünyasının kapısını aralamaya heveslendim. İlk denememde de aslında kendi hayatıma yaptığım şeyin aynısını yaptım. Ben bir yandan neşeli ama bir yandan da kendi hayatını devamlı sorgulayan ve zaman zaman can sıkıcı boyutlara ulaşan bir bilinçlilikle kurgulayan bir insanım. İlk roman da o yüzden hayatı kurgu cambazlığıyla sorgulayan bir roman oldu galiba. n


 

[Milliyet Ana Sayfa] -[Kitap Ana Sayfa] -[Kitap Arşiv]
 
..................................................................................





Aldanma

Erbil Tuşalp
Günizi Yayıncılık

Çabuk mu unutuyoruz? Bu soruya büyük bir çoğunluğun vereceği yanıt tereddütsüz evet olacaktır. Erbil Tuşalp "Aldatma" ile bir yandan geleceğe belge bırakma çabalarını sürdürürken, bir yandan da unutkanlığımızı yüzümüze vuruyor ve bu unutkanlığın bizi hangi bedelleri ödemek zorunda bıraktığı gerçeğini sorguluyor.



EdebiyatTurk.net
Türk edebiyatıyla ilgili aradığınız herşey...

MİLLİYET SANAT DERGİSİ
ARTIK AYLIK



MANZARA

Küçük bir lavanta çiçeği
Sarışın arı
Ve alabildiğine gelincik
Düşünmeden sevdiğimiz bu anda
Birdenbire başlayan gökyüzü

OKTAY RİFAT







Portre Elif Şafak Söyleşi Yeni Kitaplar Metin Kaçan