Türk polisiye edebiyatının yeni bir dedektifi var artık. Üstelik hiçbir özel yeteneği olmayan bir dedektif. Onu sıcak kılan da bu. Algan Sezgintüredi, ilk romanı 'Katilin Şeyi' ile bize Vedat Kurdel’i tanıtıyor. Acemi dedektifin yeni maceraları da yolda.
MİRAÇ ZEYNEP ÖZKARTAL
miraczeynep@hotmail.com
'KATİLİN ŞEYİ' Türk polisiye edebiyatına yeni bir dedektif kazandırıyor: Vedat Kurdel. 35 yaşında, bir baltaya sap olamamış bir adamken, en yakın arkadaşı Tefo’nun polis emeklisi babası sayesinde kendisini seri cinayetleri araştıran bir dedektif olarak bulan Vedat’ın okura en sıcak gelecek özelliği hiçbir özel yeteneği ya da zekası olmaması. Siz bir cinayet soruşturmasının ortasına düşseniz ne yaparsanız Vedat ancak o kadarını yapabiliyor. Zaman zaman şansı yaver gidiyor, zaman zaman da ortağı Tefo’nun zekası sayesinde çözüme ulaşıyor. Türkiye seri cinayet konusunda fakir bir ülke olsa da, yazar Algan Sezgintüredi bu gediğimizi kapatıyor. 42 yaşındaki sarışın kadınları öldürüp cinsel organlarını parçalayan katilin izini Vedat ve Tefo’yla sürüyoruz. Cinayetler gayet vahşi ama 'Katilin Şeyi' çok da eğlenceli bir kitap. Bunda yazarın zekasını polisiye kurguda olduğu kadar mizahta da parlatmasının payı var. Kahramanı Vedat’ın ağzından yazdığı kitapta cinayetlerin yanı sıra biraz kendini, biraz çevresini, en çok da ‘70’lerde doğmuş bir kuşağın değerlerini anlatıyor. Eğer Remington Steele ismi ya da çufçuflamak tabiri size tanıdık geliyorsa, bu kitabı daha da çok seveceksiniz.
Not: Bu giriş yazısında ve röportajda, Hakkı Devrim’den zılgıt yememek için 'seri katil' lafının kullanılmamasına özel bir çaba gösterilmiştir. Ama rica ediyoruz ya bir muadili bulunsun ya da galat-ı meşhur olarak meşrulaşsın. 'Seri cinayetler işleyen katil' demek istemiyoruz!
Algan Sezgintüredi kimdir? Kitaptan önce sizden başlayalım.
Ne kadar detay vermeliyim acaba? 1968’de Erzurum’da doğdum ama orada büyümedim. İstanbul’da yetiştim. St. Benoit’dan sonra MSÜ Grafik Bölümü’nü bitirdim. Bir süre grafik tasarımı yaptım ajanslarda ama devam ettiremedim. Beceremedim belki de... Sonra evlenip İzmir’e gittim, kayınpederimin şirketinde çalışıyorum o zamandan beri.
Edebiyat sevdası ne zaman yeşerdi içinizde?
Çok eskiden değil, sonradan çıktı. Sıkıldım da mı başladım bilemiyorum. Bilim kurgu yazmak istiyordum. Öykü bir şekilde geldi, yazmaya başladım. 1997’de bir roman yazdım, birisi bilgisayarı çökertti, o roman gitti. Oturdum bir daha yazdım. Sonra dört kere yazdım... Gelecekte, uzayda geçen bir roman... Kitabı Sevin Okyay’a gönderdim, çok beğendi. İthaki’ye götürdü, ama ben biraz uyuz biriyim herhalde, memnun olmadığımı fark edip geri aldım. Hâlâ üzerinde çalışıyorum, 700 sayfa filan oldu.
'Katilin Şeyi' nasıl doğdu? Önce hikaye mi geldi, karakter mi?
Ben bu bilim kurgu romandan bunalırken bir polisiye hikaye yazdım. Beğenince roman yapmaya karar verdim. Ama önce karakter geldi. Bunu söylemek doğru mu bilmiyorum ama ben hikayeyi yazarken çıkarttım. Nereye varacağını bilmiyordum. Önce sonunu yazdım, oradan kendi kendine açıldı.
Seri cinayetler de önceden kurgulanmadan yazılacak gibi değil. Her şey birbirine bağlıÖ
Bilmiyorum ki, oldu! Bana öneriler geldi ustalardan, bir plan yap diye. Ama sıkıldım o planı yazarken. Ama Vedat’ı yazarken şunu düşündüm. Ben bir cinayet soruşturması yapabilir miyim? Yapamam. Nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilemem. Vedat’ın ipuçlarını değerlendirme potansiyeli yok, çünkü benim yok! Bu yüzden Vedat’a polis emeklisi bir ahbap ve zeki bir dost ekledim.
Genelde dedektifler bizden daha zekidir. Poirot, Sherlock Holmes vs, hep bizim göremediğimizi görür, birdenbire aklına olmadık bir ipucu gelir, ne olduğunu anlayamadan cinayeti çözer. Ama 'Katilin Şeyi'nde Vedat bizimle eşzamanlı düşünüyor neredeyse.
Okuyanlardan biri şöyle dedi: 'Polisiye okurunun canını sıkabilecek bir durum var bu kitapta, olayı izlemek durumundayız'. Vedat da izliyor herkes gibi. Ama gerçek de öyle değil midir? Bir polis dedektifi de daha deneyimli bir şekilde olayı çözmeye çalışır, ama her şey kafasında olup bitmez ki... İnsanlarla görüşür, bilgi alır, ipucu arar. Vedat’ın da yaptığı bu. Sıradan bir insan, sadece biraz gözü kara.
Bizde seri cinayetler yok diye neredeyse üzülünür, o kadar zeki değil miyiz yani diyeÖ Kitapta da Vedat ve ortağı Tefo 42 yaşında, sarışın kadınların kurban gittiği seri cinayetleri araştırıyorlar. Ama sonradan anlıyoruz ki bu cinayetlere ‘seri’ süsü verilmiş.
Orada bir oyun var. Evet, seri cinayet ama o amaçla işlenmemiş. Katil zeki bir adam ve klişelerle oynuyor. Bir yandan da manyak, çünkü kadınların cinsel organlarını iz bırakmadan parçalayan bir alet icat ediyor. Bu sağlıklı bir zihnin eseri olamaz, ama bir yandan da bunu uyduran benim ve normal olduğumu düşünüyorum. Dolayısıyla hepimizde katillik ya da sapıklık potansiyeli var.
Vedat’ın bize daha sonra anlatırım dediği hikayeler var. Bundan sonraki maceraları ne zaman okuyacağız?
İkinci kitap hazır, üçüncü yarılandı, dördüncüye başladım. Aynı anda yazıyorum. Her kitapta elimden geldiğince belli bir tarza gönderme yapar gibi konular seçmeye çalışıyorum. Mesela burada seri cinayetler ve casusluk var. İkinci kitapta 'Hamlet'e bir gönderme var, neyin cinayet sayılıp neyin sayılamayacağı üzerine bir sorgulama. İlla birisinin boğazını sıkmak mıdır, yoksa seni çok seven birini terk edip gitmek de bir cinayet midir? Üçüncü kitap homofobi üzerine.