“35-40 sene sonra Cihangir’in arıza yaşlıları bizler olacağız”

Mehmet Erdem: “Çocukluğum ağaçlara tırmanmakla geçti” Gonca Vuslateri: “Bu façalar o yüzden demek...”

“35-40 sene sonra Cihangir’in arıza yaşlıları bizler olacağız”

Oyuncu Gonca Vuslateri ve müzisyen Mehmet Erdem bitki çaylı ve bol sebzeli bir sofrada sohbet etti. Vuslateri “Hepimiz Cihangir’e gelmeye başladık. Bundan 35-40 sene sonra Cihangir’de bizim şarkılı, çalgılı, sohbetli ev toplantılarımız konuşulacak. Bir tarih yazılıyor burada” derken Erdem ise 30-40 yıl sonrasını şöyle hayal ediyor: “Buradaki arıza amcalar, teyzeler biz oluruz herhalde. Pencereye çıkıp bağıranlardan...”

Mehmet’le bir yıldır tanışıyoruz. Daha uzun zamandır tanıdığım ve çok yakın dostum olan insanların bir araya getirmesiyle tanıştık. Oyuncu, müzisyen, senarist, şair, ressam, menajer, avukat, gazeteci, meyhane sahibi... Bir kalabalık düşünün ki haftada bir mutlaka birimizin evinde toplanılır ve cümbüş, gitar, bağlama, klarnet, şarkı, şiir, taklit, kahkaha sabahlara kadar sürer.
Mehmet’in doğuştan bir yeteneği var, konuşmaya başladığında sakin ve buğulu sesiyle koca bir gürültüyü susturabilir.
Daima sakin, daima müzikle ve daima yapıcıdır Mehmet. Lakin objektif müsveddesindeki vesikalığında daima yaramaz, serseri ve ara sokakların sanki lades kemiği gibi çıkar, ne tuhaf...
Birbirine iyi gelen insanların tanışması benim için her zaman “kavuşmak” anlamına gelir. İyi ki de tanışmışız. Pek severim kendisini
Dokunduğu her enstrümanı en yakın arkadaşıymışcasına konuşturan ellerinin önünde saygıyla eğilip kendisine bir kez daha teşekkür ederim. Bize sakin bir adam sesi sunduğu için...
Büyük şehirlerin ara sokaklarını ezberleyen çocuklardan kimseye zarar gelmez. Birkaç tane böyle dostumuz varsa güvendeyiz. Daha da bir şeycik demem. Afiyet olsun bize!

Mehmet Erdem: Ne yapıyorsun bu aralar, nasıl gidiyor?
Gonca Vuslateri: “Yalan Dünya”nın setine gidiyorum. Haftada iki gün de oyunum var; “Kabin”. Sen?
Mehmet E.: Aynı, koşturuyorum...
Gonca V.: Ne demek koşturuyorum?
Mehmet E.: Her gün bir şehirde bir konser var işte. Onun haricinde Osman Sınav’ın yeni filmi “Aşk Kırmızı”nın film müziklerini yapıyoruz. Nurgül Yeşilçay, Tayanç Ayaydın, Ezgi Asaroğlu oynuyor.
Gonca V.: Güzel bir filme benziyor o. Ben Nurgül Yeşilçay’ı sinemada çok seviyorum. Çok iyi bir oyuncu, çok da güzel.... Yeni albüme başladın mı?
Mehmet E.: Başladım bu ay.
Gonca V.: Ne zaman çıkacak?
Mehmet E.: Eylül-ekim gibi.
Gonca V.: En yakın İstanbul konserin ne zaman?
Mehmet E.: 22 Mart’ta, Jolly Joker’da. Senin oyun nasıl gidiyor?
Gonca V.: İki hafta oldu başlayalı. Biraz fazla heyecanlıyım. Her şey çok iyi olsun istiyorum. Bir de biliyorsun canlı performans işini... Her defasında hem yeni bir şey öğreniyorsun hem de bir daha düzelmeyecek küçük hatalar yapıyorsun... Ama çok kompleks yaparsan da bu sahne işinde batarsın. Değil mi üstadım, sen söyle?


“Depresyon beni seksi gösteriyor”
Mehmet E.: Estağfurullah. Canın sıkkın mı cidden?
Gonca V.: Tabii, depresyondayım. Bazen bir şey oluyor bu keçilere... Hepsi birden çıkıyor ortalığa...
Mehmet E.: Ama senin hep öyle değil mi?
Gonca V.: Tabii öyle. Aslında depresyon beni seksi gösteriyor.
Şaka bir yana bu sıralar sıkkınım işte. Merkür’üm mü geri gidiyor, Dolunay’ım mı çıkıyor bilmiyorum. Sen daha iyi anlarsın
bu astroloji işlerinden.
Mehmet E.: Ben? Astrolojiden daha iyi anlarım?
Gonca V.: Aşkolsun Mehmetçim, bestelerini burçları okuyarak yaptığını bilmiyor muyuz (gülüyor)?
Mehmet E.: Kendi burcumu bile çok geç öğrendim ben (gülüyor).


“Küçükken her tarafımı yardım”
Gonca V.: Bizim aslında seninle ideal buluşma saatimiz 02.30 falan. Ya da 22.30’da, yine White Mill bahçe de, şarabımızı söylemişiz, sohbet, muhabbet... Oradan yavaş yavaş ciğer, yoğurt... Derken rakıya geçiş... Cümbüş, bağlama, klarnet gelmesi, müşterileri kaçırma... Ondan sonra güzel güzel, sabaha kadar hep beraber çalıp söyleme... Bu toplanmalar bana bizim ailedeki toplanmaları hatırlatıyor. Hendekliyiz ya biz, ablam, Bursa’da Belediye Konservatuvarı’na girmişti, ud çalmaya başlamıştı. Adapazarı’ndan falan tanıdıklar gelirdi. Babaannemin bahçesinde hep beraber sabaha kadar çalınır söylenirdi. Senin ailen, çocukluğun nasıldı?
Mehmet E.: Hani “Çocukluğumu yaşayamadım” derler ya. Benim öyle bir durumum yok, dibine kadar yaşadım. Malatyalıyız, Arapgir ilçesi. Annem ilkokul öğretmeniydi, yazın bağa, bahçeye giderdik. Her meyveyi ağacından yedim ben. Tırmana tırmana...
Gonca V.: Ha, bu façalar o yüzden demek...
Mehmet E.: Tabii.
Gonca V.: Ailen şikayetçi miydi?
Mehmet E.: Öylelerdi herhalde. Düşünsene mesela, ben senin oğlunum, hep tetikte olmalısın.
Gonca V.: Bela mıydın peki?
Mehmet E.: Kendi başıma bela açardım. Annemle aynı okuldaydık. Ben sabahçıydım, o öğlenci. Okula gelince yaptığı ilk şey birilerine “Bugün kimsenin başına bir şey geldi mi?” diye sormak olurdu. Geldiyse, hemen hastaneye koşardı çünkü bilirdi ki birinin başına bir şey geldiyse o mutlaka benim. Küçükken su isteyince yayık ayranı verirlerdi bana. Sakinleştirici niyetine...
Gonca V.: En fena ne geldi başına?
Mehmet E.: Her tarafımı yardım. Kafayı, gözü, kolları, bacakları... Kafamı merdivene çarptım, kaşım açıldı, resmen gözümün içini gördüm. Sonra geçti. Çocukken oluyor öyle şeyler. Öğrenciliğin nasıldı senin?
Gonca V.: Okulumun adı “İsmet İnönü”ydü, iki sene dayak yedim bu yüzden. Onun dışında iyiydi. Okulumun adını sorduklarında “İsmet’in önü” diyorum. “Kızım, İsmet İnönü” diyorlar, “Tamam öğretmenim işte, İsmet’in önü” diyordum (gülüyor).
Mehmet E.: Zor bir çocuklukmuş... Nerede büyüdün?
Gonca V.: İncirlik’te. Tepemde hep İngilizce konuşan insanlar vardı. Uzayda gibiydim. Düşünsene akşamüstü Amerikan futbolu seyrediyorsun, elimizde patlamış mısırlar... Babam emekli olduktan sonra lojmandan bir çıktım, herkes halay falan çekiyor. “Nereye geldik biz?” dedim. Bütün çocukluk arkadaşlarım bir yerlere geldi, şimdi acayip paralar kazanıyorlar. Ben de baktım bir şey olamayacağım, en iyisi sanatçı olayım dedim. Senin ileride müzik yapacağın küçükken de belliydi değil mi?
Mehmet E.: Belliydi... Ama müzisyen olmasaydım marangoz olurdum.
Gonca V.: Takatuka seviyorsun sen, onun için çalgıcı oldun... Ben de hep kasiyer olmak isterdim. Annemin kredi kartlarını iki çekmece arasından geçirip geçirip kasiyercilik oynuyordum.
Mehmet E.: Kasiyer olmak istemek zaten biraz da oyunculuk istemek galiba.
Gonca V.: O fışır fışır torba sesi, “Bir de şu modeli göstereyim” falan hoşuma gidiyordu. Sen bu albüm çıkartmadan önce ne yapıyordun?

“Yeni albümün çıkış şarkısını da ‘Sakin Bey’ yapayım en iyisi”
Mehmet E.: Film, dizi
müziği yapıyordum. Müzikle ilgili çeşitli işler diyeyim. Reklam jingle’ından tut, belgesel film müziğine kadar...
Gonca V.: Kalabalık ortamda şarkı söyleyenler hep gürültüyü bastıran ses en iyisidir sanıyorlar. Boşu boşuna ağızları, yüzleri yamuluyor, sesleri yoruluyor. Aslında senin gibi olmalı...
Mehmet E.: Albümün adını ben “Bağırmadan” koyacaktım aslında.
Gonca V.: “Bağırmadan” çok güzel albüm ismi olurmuş...
Mehmet E.: Öbür albümün çıkış şarkısını da “Sakin Bey” yapayım ben en iyisi (gülüyor).
Gonca V.: Çok iyiymiş, “Sakin Bey”. Ben de 35’ime gelince bir albüm yapacağım. Yaparız değil mi?
Mehmet E.: Ayıpsın.
Gonca V.: İsmi de “Tur Bindirdim Dünyaya” olur. Bir “Kendi düşen ağlamaz” albümü olsun istiyorum. Alaturka bir şey olsun, kanto falan söyleyeyim...
Mehmet E.: Sana da o yakışır.
Gonca V.: Tabii abi, bizim özümüz o.

“Çocuğum çoksesli bir koronun evladı olacak”

Gonca V.: Geleceğinle ilgili ne düşünüyorsun?
Mehmet E.: Hayatımda bir kere iş görüşmesine gittim. Orada da “Beş sene içinde kendinizi nerede görüyorsunuz?” diye sordular. Ben de; “Siz hangi ülkede yaşıyorsunuz? dedim. Burada üç ayı bile kestiremezsin. Onun için en fazla müziğe devam ederim herhalde diyebiliyorum.
Gonca V.: Ben yine yüzsüz yüzsüz kendimi bir orada, bir burada görüyorum. Ben de oyunculuğa devam ederim herhalde, evlilik falan olmaz.
Mehmet E.: Evlenip beş çocuk falan coşarmışsın...
Gonca V.: Bir iddiada kaybedersem tabii yaparım.
Şaka bir yana çocuk istiyorum, projeler arasında yok değil. Gerçi bizim o cümbüşlü geceler de nasıl büyüyecekse çocuk?
Mehmet E.: Senin çocuk da sana göre olur.
Gonca V.: Tabii, çoksesli bir koronun evladı olacak. Sen düşünüyor musun öyle, çoluk çocuğa karışayım falan?
Mehmet E.: Ya ben düşünmüyorum, olursa olur, olmazsa da olmaz.
Gonca V.: Öyle diyenlerin de yedi tane falan olur. Ay nasıl da tatlı tatlı çocuk konuşuyorum, yüzüm güldü resmen.
Mehmet E.: Cidden çocuk istiyorsun...
Gonca V.: 27 yaş oğlum, şaka değil...
Mehmet E.: 35 yaşındayım ben.
Gonca V.: Ama seninle ben aynı mı işliyoruz?

“Türkiye düzenlenmemiş bir kütüphane gibi”

Gonca V.: Neler okuyorsun bu ara?

“35-40 sene sonra Cihangir’in arıza yaşlıları bizler olacağız”

Mehmet E.: İhsan Oktay Anar’ın “Yedinci Gün”ünü.
Gonca V.: Sevdin mi?
Mehmet E.: Sevdim. Onun bütün kitaplarını seviyorum zaten.
Gonca V.: Sen çok seyahat ediyorsun, yolda kitap iyidir.
Mehmet E.: Öyle ama kısa mesafe gidiyorum. Bir de bizim bir yerden bir yere gidişimiz
15-20 kişi. Harala gürele, uçağa bindin, indin tamam.
Gonca V.: Uçağını bağlayacaksın bir yere, daha ilkel yöntemlerle seyahat edeceksin bir zahmet.
Yol başka bir şey... Ben okul zamanı bir organizasyon işinde çalışıyordum, şehir şehir geziyorduk arabayla. Hayatımda ne varsa, ufacık bir düşünce, doğru olduğuna inandığım bir duygu... Hepsi
o yollarda çıkmıştır. Şimdi mesafeler daha kısa. Anca uçak kalkarken bir hayat muhasebesi yapabiliyorsun o kadar.
Mehmet E.: Korkar mısın uçaktan?
Gonca V.: Bir seferinde, Makedonya’dan dönerken ölüyorum sanıp “Keşke şu an bir kağıt kalem olsa da ne hissettiğimi yazsam” demiştim.
Mehmet E.: Ben olsam direkt sigara yakardım, madem ölüyoruz... Sen ne okuyorsun?
Gonca V.: Ece Temelkuran.
Mehmet E.: Sana kapak olan bir kitap (gülüyor).
Gonca V.: Evet, kapağındaki gözler benim. Binlerce kişinin eli değiyor ela gözlerime (gülüyor). Ece’nin bir kitabını daha okuyorum. Sabahattin Ali okuyorum. Aslında çok fazla Türkçe okumuyordum. O da beni rahatsız etti. Okulda da hep böyle Batılı şeylerle büyütülüyoruz. Adamlar bunu yapmış, adamlar şunu yapmış...
Mehmet E.: Aslında bizde de var o adamlardan.
Gonca V.: Aynen öyle. Türkiye düzenlenmemiş iyi bir kütüphane gibi aslında, biraz karıştırman lazım sadece.

“Şimdilerde Cihangir’de bir tarih yazılıyor”

Gonca V.: Rıza’dan (Kocaoğlu) tanışıyoruz değil mi biz?
Mehmet E.: Rıza’dan, Cihangir’den...
Gonca V.: Hepimiz ufaktan ufaktan Cihangir’e gelmeye başladık, iyice yerleştik. Bundan
35-40 sene sonra Cihangir’de bizim
arkadaş grubuyla ev toplanmalarımız, yaptığımız müzikler konuşulacak. Bir tarih yazılıyor şimdilerde burada.
Mehmet E.: Biz 30 sene sonra ölmez, burada kalırsak, şimdi buradaki arıza amcalar, teyzeler biz oluruz herhalde. Arabayı niye yanlış park ettin diye pencereden çıkıp bağıranlardan...
Gonca V.: Tabii tabii. Sen bağlamayı yanlış
çalana sinirlenirsin, Ben Türkçe’yi kötü kullanana...

“Yanın boş mu sen onu söyle”

Gonca V.: Aşk falan var mı?

“35-40 sene sonra Cihangir’in arıza yaşlıları bizler olacağız”

Mehmet E.: Nereden çıktı şimdi? Gazeteciler mi sorduruyor?
Gonca V.: Hiç de bir kere.
Mehmet E.: E tam öyle sordun; “Mehmet Bey, aşk var mı aşk?”
Gonca V.: Yanın boş mu Mehmet, sen onu söyle.
Mehmet E.: Herkes kadar.
Gonca V.: Yürekte mutluluğu yakaladıysan hiçbir sıkıntın olmaz Mehmetçim (gülüyor). Benim de gönlüm leyleksiz gökyüzünü bulduğu zaman kollarını açıyor.

“Birinin arada bana ‘Abarttın’ demesi gerek”

Mehmet E.: Ben hep biriyle çalışmayı severim. Sen bir yeri kaçırısın, o yakalar... İkinci bir kulak iyi geliyor bizim işe.
Gonca V.: Ben de tek başıma çok bir şey yapamıyorum. Bir de ben çok zor beğenen
biriyim. Biri mutlaka bana arada “Abarttın, saçmaladın, böyle olmaz” demeli. Sen eleştiriler konusunda nasılsın?
Mehmet E.: Haklı eleştiriyse tamam da, bazen çok saçma eleştiriler geliyor. Mesela bir konserde bizim tonmeister’ın yanına çocuğun biri gelip “Ya herif iyi söylüyor da bağlamayı çalamadı” diyor. Ben ud çalıyorum bu arada
o konserde. Böyle eleştiri mesela...
Gonca V.: Ben de şuna hastayım; “Ya elbette söylenecek şeyler vardır ama iyiydi genelde.” Ne demek bu şimdi? Bir de zamanında büyük oynamış oyuncular, oyunu seyretmeye geldiklerinde de büyük oynayarak seyrediyor. Mesela çok iyi bir laf söylüyorsun oyun sırasında, “Güzeeel” diye bir ses geliyor.
Mehmet E.: “Ben anlıyorum” anlamında.
Gonca V.: Tabii tabii.
Mehmet E.: Onun dışında nasıl tepkiler alıyorsun?
Gonca V.: Geçen gün şöyle bir şey oldu. Bir sahne var ve ben o sahnede çok sıkılıyorum. Oynarken bir anda korku geldi,
ya seyirci bu sahneden sıkılırsa diye. Deli deli gülüyorum o kısmı oynarken... İpek Bilgin seyretti o gün. “Sen orada sıkılıyor musun?” dedi. “Evet” dedim. “E sıkıl, hayatta bazı anlar sıkıcıdır. Bırak da hep birlikte sıkılalım orada” dedi. Bunu dediği andan itibaren tiyatro da daha güzel, yaşamak da...
Mehmet E.: Bana da oluyor o. “Herkes Aynı Hayatta” şarkısına klip çekiyoruz. Geçtim kameranın karşısına, “Ne yapacağım ben şimdi?” diye sordum. “Sıkılacaksın” dediler. “Kolaymış” dedim, zaten sıkıntıdan patlıyorum öyle anlarda.

İkilinin mekan tercihi Cihangir, Whıte Mıll oldu

“35-40 sene sonra Cihangir’in arıza yaşlıları bizler olacağız”

Yemek öncesi bitki çayı içen ikili, yemekte de ızgara sebze ve roka salatası yemeyi tercih etti.

“Seninle hiç böyle sağlıklı yemekler yememiştim”

Gonca V.: Bak bu bitki çayını içince için temizleniyormuş. Öyle diyorlar, ben hiç inanmam gerçi... Ama günün bu saatinde sadece sebzeyle beslenmek çok faydalı. Nasıl besleniyorsun sen?
Mehmet E.: Alayından besleniyorum ben. Sağdan soldan. Nereden, ne bulursam.
Gonca V.: Otobur musun?
Mehmet E.: Genel yiyiciyim.
Gonca V.: Ben çok severim otu. Tere, roka, maydanoz... Kahvaltıda bir tabak dolusu... Bir de bak biz rakı da içiyoruz. Bizim mutlaka her sabah kahvaltıda bir tabak maydanoz yememiz lazım. Yararlarını bilmiyorum ama öyle olması gerekiyormuş gibi hissediyorum.
Mehmet E.: Her gün faydalı bir şey buluyorlar. “Brokoli her şeye çareymiş” falan...
Gonca V.: Üç sene sonra da “Brokoli kanser yapıyor”.
Mehmet E.: Kilo mu verdin sen?
Gonca V.: Biraz verdim.
Mehmet E.: Bir daha verirsen haberim olsun, ben alayım.
Gonca V.: Arada sırada böyle şeyler yapalım, ben seninle hiç böyle sağlıklı yemekler yememiş, bitki çayları içmemiştim. Çok hoşuma gitti...

Yayına hazırlayan: GÜLİZ ARSLAN

ABD Başkanı Trump: Türkiye'ye tüm yaptırımların kaldırılmasını emrettimABD Başkanı Donald Trump, Türkiye'nin operasyonu bağlamında getirilen yaptırımların kaldırılması için talimat verdiğini açıkladı. Öte yandan ABD Hazine Bakanlığı, 14 Ekim'de Türkiye'ye getirilen yaptırımların resmen kaldırıldığını açıkladı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber