Geri Dön

“Fatma Hanım ‘üzüldüm’ derse ondan özür dilerim”

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e yönelik sözleri ile yine gündeme gelen Kamer Genç: “Ben hanımlara büyük saygı duyuyorum. Kadının değerini bilen bir insanım. Kadın anadır. Eğer o da ‘Lafın bana dokundu. Ben bunu kendime hakaret algıladım’ derse, ‘Özür dilerim’ derim. Bir kadını incitmek bana ben incinmişim kadar zor gelir”

“Fatma Hanım ‘üzüldüm’ derse ondan özür dilerim”

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç yine gündemde. Meclis Genel Kurulu’nda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e yönelik sözleri büyük gürültü kopardı. Depremin artçıları da şiddetli oldu. AK Parti Tokat milletvekili Zeyid Aslan, üzerine yürüdüğü Genç’e, Meclis stenograflarının konuşmaları yazarken yüzünü kızartan sözler sarf etti. Meclis’te son bir haftadır yaşanan tartışmalarda yine anneleri, eşleri, kızları üzen hakaretler, küfürler havada uçuştu.

Kamer Genç’in evinin kapısını çaldık. Eşi Sevim Hanım’la birlikte sabah sporundan gelmişti. Sevim Hanım basının karşısına hiç çıkmaz. Bizi kırmadı, Mustafa İstemi’nin fotoğraf karelerine girdi. Resim yeteneğini konuşturduğu tablolarıyla da fotoğraf çekimine renk kattı.

Son tartışmayla başlayalım. Siyasi bir kişilik de olsa, muhalefet ettiğiniz bir AK Partili de olsa sonuç olarak sözlerinizle bir kadını hedef aldınız. Hassasiyet gösterilmesi normal değil mi? Çanakkale Zaferi kutlamalarına gittim.

Fatma Şahin de Çanakkale Zaferi ile ilgili dergi hazırlayıp önsözüne “Çanakkale Zaferi’ni birtakım kıymetli komutanlar kazandı” diye yazmış. 18 Mart’tan beri gözetiyorum ki bir kez Meclis’e gelsin, bu soruyu sorayım. Çünkü onuruma dokundu.

“Niye Atatürk’ün ismini ağzınıza almıyorsunuz? Atatürk olmasıydı sizin hangi devletin vatandaşı olduğunuz da belli olmazdı. Kadınlara bu laik Cumhuriyet’te getirdiği haklar olmasaydı, şimdi o bakanlık makamında da oturamazdın” dedim.

Osmanlı’da kadın neredeydi? Önde fesli bir adam, arkasında dört tane kara çarşaflı kadın. Dedim ki, “Atatürk’ün getirdiği bu devrimler, kadınlara sağladığı haklar olmasaydı, işte siz de bilmem hangi tarikat mensubu bir vatandaşın, bilmem kaçıncı karısı durumuna düşerdiniz.” “Düşerdiniz” dedim. Fatma Şahin’in şahsını kasteden, ona hakaret amaçlayan bir kastım yoktu. Yanlış anlama var.

Kötü niyet yok yani.

Kötü niyetim yok. Atatürk bu devrimleri yaptığı için Fatma Şahin de tek eşli bir beyin eşidir. “Niye Atatürk’e bu kadar kem gözle bakıyorsunuz?” demek istedim. Fatma Şahin benim bakanlık binasının kimden kiralandığıyla ilgili birinci soruma cevap vermemek için ‘“Vay efendim sen nasıl bana bunu sorarsın!” Ben de o sırada orada tahrik edince AKP grubu üzerimize yürüdü.

Sonradan duydum, bakan içeride ağlamış.

“Bana imkan tanımadı”

Ama bakan da olsa sonuçta bir kadını sözlerinizle ağlatmışsınız.

Ağlatacak bir şey söylesem özür dilerim. Ben hanımlara büyük saygı duyuyorum. O kadar büyük saygı duyuyorum ki. En büyük saygıyı eşime duyuyorum, sonra kızım var. Ayrıca ben kadının değerini bilen bir insanım. Kadın anadır. Çağdaş olursa yetiştireceği çocuk da iyi evlat, millete iyi bir insan olur.

Ama “bilmem kaçıncı şeyhin kaçıncı karısı olurdunuz’” lafı her kadını üzer.

Fatma Şahin’in de bundan çok rahatsız olabileceğini hiç mi düşünmediniz? Benim öyle bir niyetim yok. En azından o kadar kavgaya gerek yok. Bana diyebilirdi ki “Sizin bu lafınız beni üzdü”. Ben de özür dilerdim. Ama bana o imkanı tanımadı.

Tanısaydı özür dilerdim. Tamamen tahrik çünkü ben AKP’nin bütün yolsuzluklarının üzerine gidiyorum.

Sonra niye özür dilemediniz?

O imkanı tanımadı ki. Eğer “Lafın bana dokundu. Ben bunu kendime hakaret algıladım” derse, “Özür dilerim” derim. Ben o anlamda söylemedim, Osmanlı devletindeki kadın profilini söyledim. Benim kadınlara karşı büyük saygım var. Ben lafımın öyle bir anlam yaratacağını düşünemedim. Eğer o, “Ben böyle anladım, üzüldüm” diyorsa kendisinden özür dilerim. Bir kadını incitmek bana kendim incinmişim kadar zor gelir.

“Kavgada cinayet sebebidir”

Özür dileseydiniz, belki bu kadar tırmanmayacaktı işler.

Yine dilerim. Sonra ben onun iffeti izzetine en ufak bir laf söylememişim. Benim karakterim de ona müsait değil. Salı günü Meclis’te “Açıklık getirmek isterim” dedim. Kürsüye gider gitmez AKP’liler saldırdı. AKP grubunda Tayyip Erdoğan, “Ona adam ve milletvekili demiyorum. O bir edepsizdir” dedi.

Saldırdılar. Bizi diri diri de yakarlar. 2002’de bağımsızken 50 kişi ile saldırdılar bana. Sonra Tokat milletvekili (AK Partili Zeyid Aslan) o ağır lafları etti bana. Yani tahammül edilmez. Bu lafların normal olarak karşılığı cinayettir.

Nasıl yani?

Normalde mesela kahvede, kavgada biri birine söylese öldürür. Bizimkinin de karşılığı o olması lazım. Bu mesele burada kapanmaz. Tayyip Erdoğan, bana, anama, karıma söylenen bu laflar kendisine de söylenseydi nasıl bir pozisyon alacaksa onu almak zorunda.

“Bana bir şey olursa, öldürülürsem öcümü alırlar” dediniz. Çok tartışmalı bir söz değil mi?

Ben aciz değilim. Onlardan bir tanesi beni öldürürse benim de arkamda bir kitle var herhalde. Ben de sahipsiz değilim.

Evde nasıl bir tepki oldu?

Annem ve hanım çok üzüldü. Şok oldu. Benim yüzümden onlara laflar gelmesi... Ben susayım mı yani memleket elden giderken? Biz o zaman niye buraya geldik? Bizim durumumuzda insanlar bu cumhuriyeti kurarken canlarını feda ettiler. Ben bu cumhuriyetin yatılı okullarında okudum.

Fakir bir ailenin çocuğuyum. Sırtımda odun taşıyarak okudum. Bu devlete şükran borçluyum. Hayatım pahasına da olsa susamam.

“Fatma Hanım ‘üzüldüm’ derse ondan özür dilerim”

Kamer Genç’in karısı Sevim Hanım’ın en büyük hobisi resim yapmak. Genç çiftinin evlerinin duvarlarında Sevim Genç’in resimleri var. Sevim Hanım, eşi Kamer Genç’in de resimlerini yapıyor.

“Kadıncağız çok huzursuz”

Eşiniz artık siyasi hayatınıza devam etmenizi istemiyor herhalde...

İstemiyor tabii. “Hayatın gidiyor” diyor. Ben zaten aileme hiç zaman ayıramadım.

Kadıncağız her zaman huzursuz. “Acaba ne zaman öldürecekler?” diye. Bir defa halk beni seçmiş, menfaatimi düşünerek şimdi çekilemem.

Muhalefet ettiğiniz kesimin sinir uçlarına dokunarak politika yapıyorsunuz. Bazen de düzeltmeniz gereken sözler ediyorsunuz.

Benim özelliğim karşı tarafın davranışından kaynaklanıyor.

Bazı insan mülayimdir, sizde eser yok.

Benim şu memlekete can borcum, cumhuriyetime sevgim var. Onun uğruna her türlü fedakarlığı yaparım. 1980’den itibaren siyasetin içindeyim, 1980’den beri bu millet, bu Cumhuriyet peyderpey yıpratılıyor. Bir çekici alırsınız, bir binayı yıkmak için önce temellerine yavaş yavaş vurursunuz, bir noktadan sonra çöker.

Siyaseti çok mu istiyordunuz? Hırslı bir insan mıydınız?

Hırslı değil. 1980’de ihtilali yapanlar dediler ki “Yeni bir anayasa yapacağız.” Ben de “Aldığım bilgi ve kültür gereği katkıda bulunacağım” dedim. Danıştay’da daha önce 14-15 sene tetkik hakimliği ve savcılık yaptım.

Orada hukuk bilginiz, demokrasi kültürünüz çok artıyor. Maliye okulu mezunuyum. Lise farkı verdim, Gazi Üniversitesi’ni bitirdim.

Danıştay, özel sınavla alıyordu. Sonra siyaseti istedim. Yolsuzlukları, antidemokratik uygulamaları en iyi siyasette dile getirirsiniz.

“Yolsuzluk meselesini ortaya ben çıkardım”

Ya siyasette kullanılan üslup?

Siyasette çok hanımefendi, çok nazik bir ifade kullandığınız zaman onun yansıması olmuyor. Yansıyabilmesi için bir ağırlıkta ifade etmeniz lazım ki kamuoyuna intikal etsin. Söylediğim laf burada kaldıktan sonra bir anlamı yok ki. Mustafa Kalemli zamanındaki meclis yolsuzluk meselesini ortaya ben çıkardım. Defalarca söyledim kâr etmedi. Bir gün Meclis’te söylerken, Mustafa Taşar bana “Sen laf söyleyemezsin” dedi. Ben ona hakaret ettim, o bana hakaret etti. Sonra bizi Kanal D’ye çıkardılar. Firmalar falan ortaya çıktı. Yazıldı, çizildi, gerçek çıktı ortaya. Bakın o lafı defalarca söyledim, bir yerde yer almadı. Ne zaman ki kaba bir küfürle söyledim, olayın özü açıklandı.

Kibarca muhalefet yapılamaz mı?

Yapılamıyor. Siyasetin doğası da bu.

“Fatma Hanım ‘üzüldüm’ derse ondan özür dilerim”

Genç, sabah sporundan sonra su içmeye özen gösteriyor.

“Fatma Hanım ‘üzüldüm’ derse ondan özür dilerim”

Kamer Genç meclise gitmeden önce mutlaka gazeteleri okuyor.

“Bu dönemden sonra bırakabilirim”

Eşiniz, “bırak artık bu siyaseti” demiyor mu? O devamlı istiyor bırakmamı. Ama ben kendime göre bunu seçmişim.

Belki bu dönem sonra bırakabilirim.

Bu son dönem olabilir yani?

Evet. Ama bakıyorum, parlamento hukukunu bilen çok az insan var. Bir de memleket bu kadar hor kullanılırken birilerinin çıkıp orada bunu gür sesle söylemesi lazım.

Söyleniyor belki ama benim tarzımda söylendiği zaman halkta daha fazla yansıma yapıyor.

Seçmeniniz kullandığınız bu dilden hoşlanıyor mu?

Tabii ki, genel olarak bana bir tepki yok. Bazı vatandaşlarımız bana, “Sen bakanlarla kavga ediyorsun kardeşim. Kavga etmesen senin işlerini yaparlar” diyorlar. Ben “Ya kardeşim ben orada iş yapmanın peşinde değilim. Benim için memleket önemli” diyorum.

1970’teki bakanlara, belli insanlık duyguları ile yaklaşabilirdiniz ama bugün öyle değil. Benim hiç AKP’li dostum yok. Rastgeldiğimiz zaman ne onlar bana selam veriyor, ne de ben onlara. Ama çok kırgınım. İktidara gelmişsiniz, büyük çoğunluğunuz var. Şu gücü güzel kullansanız.

“Bu üslup siyasetin doğasında var ve seçmen hoşlanıyor” diyorsunuz...

Bir kısmı hoşlanıyor tabii. Bakın ben 7 dönemdir Tunceli’den seçiliyorum değil mi? 7 senedir bağımsız seçildim. Tayyip Erdoğan öyle bir laf ediyor ki Kemal Kılıçdaroğlu’na, “Bu edepsizi sen Meclis’e taşıdın” diyor. Ama ben o memleketten bağımsız gelmişim.

Ben DYP’ye geçtiğim zaman seçim arabama ne parti liderimin ne de partinin amblemini asıyordum. Kendi resmimi asıp geziyordum. Yani ben gücümle geliyorum.

Bu dönem son döneminiz olacaksa ne yapacaksınız?

Kesin değil. Bıkmaktan da değil. Memleket meselelerini benim ağırlığımda orada dile getiren çok az insan var. Dolayısıyla benim oradaki konuşmalarım, çalışmalarım, öteki insanların ufkunu açtı. Bunu herkes de kabul eder.

“Biz köyün en fakiriydik, hayatım sefalet içinde geçti”

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Babam iki evlilik yaptı. İlk anneden dört erkek kardeş var. İkisi öldü. Birisi
12 yaşında iken öldü. Büyüdüğümüz şartlardan dolayı. İkinci evlilikten üç erkek, bir kız kardeşim var.

Yaramaz bir çocuktunuz herhalde?

Kendime özgü bir çocuktum. Bizim yetiştiğimiz yer Tunceli Nazımiye’ye bağlı Ramazan Köyü. Okulumuz evimize
15 kilometre uzaktaydı. Kışın okula giderken kar fırtınasına tutulur, boğulma tehlikesi geçirirdik.

Okulda sivri bir öğrenci miydiniz?

Bir sivriliğimiz yoktu hani. İyi okurdum. Ortaokulda üç sene üst üste iftihara geçtiğimiz için maliye okuluna bizi imtihansız aldılar.

Kızlarla aranız nasıldı peki?

Kızlarla aramız iyiydi. İlgi duyuyorduk yani, duymamak mümkün değildi. Bizde öyle ‘kadın erkekle konuşmaz’ gibi şeyler yoktu. Alevi inancından kaynaklanan bir özgürlük havası vardı. Biz kadına çok değer veririz. Bizde kadın dövülmez, kadına kötü laf edilmez.

“Ortaokuldayken amelelik yaptım”

Bir kızınız, bir oğlunuz var değil mi?

Evet. Kızım Amerika’da bir sigorta şirketinde çalışıyor. Bilkent İşletme’yi bitirdi. Geçen sene evlendi. Ben torun istiyorum. Kızım, burada yaşadığım olaylardan biraz habersiz. Kendisi de artık öyle istedi. Ama eşim çok huzursuz oluyor.

Babanız Tunceli dışında mı amelelik yapıyordu?

Aslan Tuğla Fabrikası diye Eyüp Sultan’da bir tuğla fabrikası vardı. Yazın orada çalışıyordu. Kışın kazandığı paralarla un, buğday alıyordu, onunla geçiniyorduk. Hatta bir defa babam, köyümüzde durumu iyi olan bir vatandaşa, “Bak evimizde ekmek kalmadı. Bu çocuklar açlıktan ölecek. Bize 1-2 torba un ver de bir süre idare etsinler, ekmek yapsınlar” diyor; o da diyor ki, “Sen eşeksin. Sana 2 torba un verdim, 1-2 hafta, 1 ay idare etsin diye. Ondan sonra yine ölecekler. Bırak şimdi ölsünler.”

“20 lira harçlıkla bütün bir seneyi geçirirdik”

Çok sıkıntı çektiniz o zaman?

Tabii. Ben Nazımiye’de okurken, pansiyonda kalıyordum. Haftada bir ekmek geliyordu. Çok büyük sefalet içindeydik. Köyün en fakiriydik zaten. Hayatım çok büyük sefalet içinde geçti. Mesela ben o köyde odun alıyordum sırtıma, Nazımiye’de satıyordum. İnşaatlarda amelelik yapıyordum ortaokuldayken.

Küfürbaz bir çocuk muydunuz?

Olabilir yani, geçmişte kaldı. Zaten şimdi de küfür müfür ettiğim yok.

Köyden çıkışınız ne zaman?

1957. Ankara’ya maliye okuluna geldim. Tunceli’de maliye memurluğuna gittim. Ondan sonra da yedek subay öğretmenliğe gittik İzmir’e. 27 Mayıs ihtilalini hatırlıyorum. Maliye okulu eski meçlisin arkasındaydı. Çok iyi bir müdürümüz vardı. O kadar iyi eğitti ki bizi, zehir gibiydik. Bütün kanunları ezbere biliyorduk. Müdürümüz, “Evlatlarım bakın çok dürüst olmanız lazım sizin” diyordu. Fakirdik. Senede 10-15 lira harçlık gelirdi. 20 lira harçlıkla bütün bir seneyi geçirdiğimi hatırlıyorum. Maliye Müdürü, zarfla pulu masanın üzerine koyar, “Bakın çocuklar, eğer bu paraya el uzatırsanız yarın devletin hazinesine de el uzatırsınız” derdi. Bir kuruş açık çıkmazdı. O zamanki dürüstlük yerine, bugün eline fırsat geçen büyük bir kesim talan ediyor devleti.

Okulda hiç disipline gittiniz mi?

Yok gitmedim. Zaten azıcık parayla okuyorum. Bir de inanınız ki benim içimde bir art niyet yoktur. Politikanın kendinden bağımsız bir üslubu var.

Ama imajınız böyle. Kavgacı, kriz çıkaran.

Evet ama kasten böyle yapılıyor. Ben yolsuzlukların üzerine gittiğim için. AKP zamanında da, ANAP, DYP zamanında da bu olayların zerine gittim. Adamların zülfüyarlarına dokununca kötü oluyorum. Ben kimseye bana söylenen lafların yüzde 1’ini hiçbir zaman etmemişimdir.

Damarlarına mı basıyorsunuz?

E tabii. Beni o yüzden ‘tu kaka’ ediyorlar. Yoksa benim kimseye bir kötülüğüm yok. Ben dürüst çalışan bir politikacıyım.

“İyi briç oynarım”

Akşamları nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Evden Meclis’e, Meclis’ten eve. Siyaset programları izliyorum. Hiç dizi seyretmem. Yalnız Angora Evleri’nde bir grup arkadaş var, cumartesi-pazar gidip briç oynuyoruz. İyi briç oynarım. Siyaset okuyorum. Sinemaya falan zaman yok.

“İsyanım doğduğum topraklardan”

1980 sonrası Danışma Meclisi üyeliğine getirildiniz ama sonrası yine krizli.

Ondan sonra vekilliğimi veto ettiler. Ben de Danışma Meclisi üyeliğinden istifa ettim. Anayasayı da baştan sona reddettim.
Onların getirdiği antidemokratik kanunların hepsine karşı koydum. İsyanım siyasi gücü elinde bulunduranların memlekete ihanetinden kaynaklanıyor.

1982 anayasasını reddedişiniz de ondan.

O da tabii. Orada o kadar büyük zulümler yapıldı, masum insanlar öldürüldü ki. 23 yıllık memura bir yazı yazıyordu Güvenlik Kurulu, “görülen lüzum üzerine görevinize son verilmiştir” diye. Bir gün o Jandarma Genel Komutanı’na, “Sayın komutanım, bir insana bundan daha ağır yapılan bir darbe olur mu?” dedim. “Onu biz yapmıyoruz, bürokratlar yapıyor” dedi. Bir de benim siyaset tarzım, Tunceli ilimin karşı karşıya bulunduğu yoksulluklar, keyfilikler, halka işkencelerden kaynaklanıyor. İsyanım, doğduğum topraklardaki insanların karşı karşıya bulunduğu işkence, ayrımcılık, haksızlıktan kaynaklanıyordu. Bunları bilen bir insan olarak susamam. Sustuğum zaman insanlığımdan vazgeçmem lazım.

Bir saç kesilmesi olayı anlatılır hep.

Öyle bir iftira atıldı bana. Güya ben Danışma Meclisi üyesiyken saçım uzunmuş. O zaman Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri gelmiş, berberde benim saçımı kestirmiş... Yok öyle bir şey!

“Yaşım fiziksel kavgaya müsait değil”

Yumruk yediğiniz bir olay oldu mu hiç?

Yok, olmadı. Meclis İdare Amiri Salim Uslu beni itmişti kürsüden.

Bugüne kadar sizin fiziki bir müdahaleniz de olmadı mı?

Yok. Benim yaşım 70’in biraz üzerinde. Sağ kolum kırıldı. Bir beyin ameliyatı, bir de kalp ameliyatı geçirdim. Benim yaşım artık fiziksel bir kavga yapmaya müsait değil. Bu gerçek.

“O yüzden kavgamı lafla yaparım” diyorsunuz...

Ben tabii sözle bu işi yapabilirim. Ben onlardan korkmuyorum. Ama gerekirse onların anlayacağı üslupla da yaparım. Bileğimde kuvvet yoksa herhalde ben de bir tabanca taşımaya başlayacağım. Taşımadım şimdiye kadar ama taşımaya başlayacağım.

Meclis’te kürsüye çıkmadan tansiyon hapı içiyor musunuz?

Yok. Sabahları bir tane alıyorum. Ama iyiyim. Önce beyin ameliyatı oldum, 2 sene geçti. 1.5 sene önce de kalp-damar ameliyatı oldum.

15 Aralık 2019 Magazin Bülteni15 Aralık 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber