'Hayatım boyunca yapmak istediğim işi buldum'

Yeteneğiyle tüm dünyada hayranlık uyandıran genç piyanist Can Çakmur, “Çalış tarzımın Klasik ve Barok döneme daha yatkın olduğunu düşünüyorum ama kesinlikle bir döneme ve tarza ait olmak istemiyorum” diyor.

'Hayatım boyunca yapmak istediğim işi buldum'

Henüz 21 yaşında dünyanın en önemli müzik yarışmalarından olan ve Japonya’da düzenlenen 10. Uluslararası Hamamatsu Piyano Yarışması’nı kazanan Can Çakmur birincilik ödülü kapsamında BIS etiketli ilk albümünü çıkardı. Almanya’nın Weimar kentinde Franz Liszt Müzik Üniversitesi’nde Grigory Gruzman ile eğitimini sürdüren Çakmur, müziğe beş yaşında Leyla Bekensir ve Ayşe Kaptan ile başladı. Ardından altı sene Emre Şen ile çalışan genç piyanist, 2013’ten beri Güher & Süher Pekinel “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” projesinin verdiği finansal destek ve Pekineller’in yol gösterimiyle Diane Andersen ile çalışıyor. Yine “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler Projesi”nin sağladığı destekle yurt dışında akademilere ve yarışmalara katılma fırsatı bulan Çakmur, “Şu anda gelişen bir konser hayatım var, bu genç bir müzisyenin alabileceği en büyük hediye ve takdir” diyor. Çakmur, önemli klasik müzik eleştirmenleri tarafından övgüyle karşılanan ilk albümü ve kariyeri hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

- Japonya’da düzenlenen 10. Hamamatsu Uluslararası Piyano Yarışması’nda birinci olduktan sonra ödül kapsamında ilk albümünüz yayınlandı. Klasik müzik eleştirmenlerinden birçok olumlu yorum geliyor. Albümü sizden dinlesek…

Albümün kaydını tonmayster Ingo Petry ile Hamamatsu’nun ACT City Konser Salonu’nda yaptık. Albüm, çok daha canlı ve gerçeğe uygun bir ses kalitesi sunan “Super Audio” formatında BIS etiketiyle tüm dünyada yayınlandı. Toplam süresi 84 dakika ve altı eser içeriyor. Albümü planlarken, farklı çağlardan, nispeten daha az seslendirilen veya günümüzde büyük ölçüde unutulmuş olan ancak kanımca sıklıkla çalınmayı hak eden eserleri seslendirmeye karar verdim. Albüm aynı zamanda Fazıl Say’ın “Kara Toprak” eserini ve ülkemizde Anadolu halk müziği araştırmaları için aylarca bulunmuş olan Bela Bartok’un “Açık Havada Piyano” süitini de içeriyor.

- Müzikle tanışmanız nasıl oldu?

Müzik benim ailemin her zaman bir parçasıydı. Bebekliğimden beri senfoni orkestralarının hemen her konserine ailece giderdik. Müziğe karşı doğduğumdan beri büyük bir ilgi göstermişim. Bu koşullar altında bir enstrüman çalmayı istemem sanırım sadece doğru zaman meselesiydi.

- Peki, profesyonel olarak bu işi yapmaya nasıl karar verdiniz?

Bu kararı piyano çalmaya başladıktan çok sonra, 12 yaşında verdim. O yaz hayatımda ilk kez bir ustalık sınıfına katılmıştım Belçika’da. Oradaki insanlar beni öylesine etkilemişti ki geçirdiğim bir haftanın sonunda hayatım boyunca yapmak istediğim işi bulduğumu anladım.

Hayatım boyunca yapmak istediğim işi buldum

- Çok önemli hocalarla çalışma fırsatı buldunuz. Sizi en çok etkileyen ya da size yeni bir bakış açısı sunan ismi sorsak...

Bu soruya cevap verirken düzenli olarak çalıştığım kişileri cevabın dışında tutmak istiyorum. Düzenli ders yapmanın kişinin gelişimine etkisi ustalık sınıflarının etkisinden tamamen farklı... İkisini karşılaştırmamak gerektiğine inanıyorum. Bu anlamda bakış açımı en derinden etkileyen ismin Claudio Martinez-Mehner olduğunu söyleyebilirim.

- Japonya’daki yarışma esnasında parmağınız yaralanmış. Buna rağmen birinci oldunuz. Bir piyanistin yaptığı egzersizleri, çalışmaları ve dikkat etmesi gereken şeyleri sizden dinlesek...

Çalgı çalmanın entelektüel olduğu kadar sportif bir yönü de var. Parmağımdaki sorun, piyanoyla ilgili değildi. Bu pek çok piyanistin karşılaştığı bir durum ve gerçek anlamda kalıcı çözümü ne yazık ki yok. Yoğun dönemlerde, çalışma temposuna bağlı olarak tekrarlıyor. Kariyerinin bir döneminde sakatlık yaşamamış müzisyen sayısı yok denecek kadar azdır. Burada altın kural, asla vücudu zorlamamak ve doğru oturuş pozisyonundan taviz vermemek.

- En çok hangi dönemin bestecilerini yorumlamayı seviyorsunuz? Hangi isim ya da isimler size ilham veriyor?

Çalış tarzımın Klasik ve Barok döneme daha yatkın olduğunu düşünüyorum ama kesinlikle bir döneme ve tarza ait olmak istemiyorum. Bestelendikten yüzyıllar sonra hâlâ geçerliliğini koruyan her eser bir başyapıttır. Hepsinden, müzisyen veya müziksever olarak, öğrenebileceğimiz o kadar çok şey var ki…

- 19 Mayıs mesajı alsak...

19 Mayıs bence her şeyden önce umudun sembolüdür. Bir genç olarak bugün umut bulduğumuz, gökyüzüne kaygısızca bakıp daha güzel günlerin de geleceğine inanacağımız bir gündür.

Hayatım boyunca yapmak istediğim işi buldum

“Fazıl Say ile aynı cümlede anılmak bir onur”

- Diğer yandan başarılarınız ve yeteneğiniz şimdiden Fazıl Say’ın veliahtı olarak adlandırılmanıza yol açtı. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Fazıl Say gibi bir müzisyenle aynı cümlede anılmak bir onur ve takdir. Müzik gibi bir alanda “veliaht” kavramının ne kadar geçerli olduğunu bilemiyorum. Veliaht, öncekinin yerine geçecek olan kişidir. Ancak, yaptığımız müziğin Aydınlanma Çağı’nda birey kavramının ortaya çıkışıyla ne kadar yakından ilgili olduğunu düşününce, bir müzisyenin gelecekte bir gün bir diğerinin yerine geçeceğini düşünmek bana imkânsız ve dahası müziğin felsefesine aykırı geliyor.

21 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber