Geri Dön

“İkili ilişkiler dürüstlüğü kabul etmiyor”

Geçen hafta vizyona giren “Küçük Şeyler” ile neredeyse bütün oyunculuk ödüllerini toplayan Alican Yücesoy, “Dürüstlüğü kabul etmiyor ikili ilişkiler. Tuhaf bir sorgulanma ve yargılanma hali başlıyor” diyor

“İkili ilişkiler dürüstlüğü kabul etmiyor”

İki festival arasında buluştuk Alican Yücesoy’la. Kıvanç Sezer’in filmi “Küçük Şeyler”le henüz Montenegro, Adana ve Antalya’dan En İyi Erkek Oyuncu ödülleriyle dönmüştü, buna bir de Malatya Film Festivali eklendi. Üstelik çektiği ilk kısa film “Taş” da yarışmadan birincilik ödülü aldı. Hani birine “Ödüle doymuyor,” klişe başlığını atacaksak bu kesinlikle Alican Yücesoy. Ama hiç bunun farkında değil gibi, böbürlenmeyen, işini sevgiyle yapan, insanlara sıcacık yaklaşan, sakin, sade biri, Alican Yücesoy. Değerli hocası Müşfik Kenter’in “Önce iyi insan olacaksınız,” öğüdünün vücut bulmuş hali gibi. Lafı uzatmadan kendisine bağlanmak istiyorum çünkü bence çok eğlenceli bir sohbetti. Bir de komik bir insan üstelik.

“İkili ilişkiler dürüstlüğü kabul etmiyor”

“Küçük Şeyler”in senaryosunu okuyup Onur’u oynamak isteme sürecinizden başlayalım mı?

Şöyle; bir kere Kıvanç’ın ilk filmi tabii bence çok önemli bir film; “Babamın Kanatları”.

Ve bu onunla başlayan bir üçlemenin ikincisi...

Evet. Senaryoyu da birazcık o ilk filmin etkisiyle okudum. Ortalarına doğru dedim ki “Bu ilk filmde yaptığı şeyin devamını yapmıyor, başka bir tür deniyor”. Ona uyanınca baştan başladım okumaya ve çok sevdim. Çünkü bugünün Türkiye’sinde söyleyecek bir sözümüz olmasını önemsiyorum. Bir de ironisi çok kuvvetli geldi bana.

Çekimleri aralıklarla yaptık diyor Kıvanç Sezer. Nasıl oldu o?

Bir hafta çektik bekledik, bir hafta daha çektik bekledik, bir hafta daha çektik. Toplam 18 gün kadar bir süreyi üç buçuk ayda çektik. Bunun sebebi, hem saç sakal devamlılığı benim için, hem kilo alma meselesi. Başak (Özcan) için de tam tersi, kilo vermek ve o saçların kesilmesi. Tam doğru sıralama ile çekildi çünkü. Bana 10 kiloya patladı bu.

Nasıl yaptınız?

Yedim sadece. Ben çok kolay kilo veririm, zor alırım. Biraz ona da güvenip ne varsa yiyeyim dedim.

“Çok aidiyet hissettiğim bir film” demişsiniz.

Tabii. Mesela iş bitti, ben bayağı Kıvanç’sız yapamaz haldeyim, Başak’sız, Kıvanç’sız, Emin’siz yaşayamaz noktadayım, Emin Akpınar da bizim yardımcı yönetmenimiz. Onları sürekli göresim var, Kıvanç’ı çok geç bulduğum bir yakın dostum olarak görüyorum.

Bunun sonucu olarak sinemadan ilk ödüllerinizi almış oldunuz. Klasik bir sorudur ama fazladan bir mutluluk getirdi mi size?

Tabii ki getiriyor. Şöyle; gerçekten ödül için yapmıyoruz ama zaten derdi birazcık beğenilmekle ilgili de bir iş ya bu, o yüzden ödül de sana “İyi ki bu işi yapıyorum” dedirtiyor. Bir de benim için ödüller hep tam artık kendi mesleğimle ilgili umutsuzluk noktasındayken geldi. Onlar hep beni bir sonraki işe motive etti. Galiba buna yarıyor.

Neydi motivasyonunuzu tükenme noktasına getiren?

Şöyle hissettim bir ara ki bence bir oyuncu için çok hissedilebilir şeyler bunlar; “Olmuyor,” diyorsun, “Bu işi yapamayacağım galiba”. Bir şeyler olmaz oluyor sanki, öyle hissediyorsun. Benim bir de yapım çok müsaittir buna, kaygılı bir yapım vardır. Kendimi kabiliyetsiz, yetersiz hissettiğim zamanlar hortlar bende bazen ve o hortlamalar yaptığım işlerle de örtüştüğü zaman, mesela dizi yapıyorsun, kalkıyor ya da bir film yapıyorsun, az izleniyor. Bunların tek sorumlusu olamazsın tabii ki ama biraz kaygılı bir yapın varsa onları kendine yormaya çok müsait oluyorsun.

“Hiçbir işte oyunculuğum içime sinmiyor” demişsiniz bir röportajda. Burada nasıl?

Bunu beğeniyorum galiba. Hiçbir oynadığım işi defalarca izlemedim, “Küçük Şeyler”i izliyorum.

Karakterinizin işsiz kalmasıyla başlıyor hikaye.

Evet ve bunun aile hayatına, eşiyle yaşadığı dünyaya sirayet etmesiyle devam ediyor. Başına gelen olayları kabullenmeyişi aslında, mesele. Her şey yolundaymış gibi takılmaya devam etmek istiyor ve bu durumda da eşini maruz bıraktığı şey o ilişkiyi tuhaflaşma evresine sokuyor.

“Adam işsiz kalmış, karısı anlayış göstermiyor” diye de algılanabilir mi?

Algılanabilir tabii ki ama böyle olmadığını düşünüyorum ben. İlişkiler çok iki taraflı şeyler ya, bir kadının ya da bir erkeğin bireysel olarak yaptığı şeyden ziyade birbirimize ne yaptığımız çok kıymetli aslında. Kadını ne noktada artık dayanamaz hale getirdi? Bence her anlamda tahammül edilmez bir noktaya götürüyor işleri.

Aslında etrafta bolca gördüğümüz bir çocuk adam.

Evet, net çocuk adamlardan. Anneci. Tam aslında bu Türkiye’deki erkek profiline çok uyuyor. Hatta öyle gibi davranmayan erkek profiline tam oturuyor. Yani “çağdaş, modern Türk erkeği” başlığı altındaki erkeğe.

Biraz aşktan da söz edelim istiyorum. “Aşk Uykusu” filminden sonra verdiğiniz bir röportajda “Sadakatsiz ilişki yürütemem” diye bir başlık gördüm.

Sadakatsiz bir ilişki yürütülmez, evet. Sadakat ne demek? Herkes dürüst olunmasını istiyor kendisine ama kimsenin dürüstlüğü kaldıracak cesareti yok.

Yalan söylemeni gerektirecek şeyleri yapma diye devamı gelir herhalde bunun.

Hiç hayatında yalan söylemedin mi? Yalan söylemeyen insan olur mu?

O zaman sadakat nedire dönersek?

Sadık olmanın altına ne koyuyoruz? Dürüstlük var mutlaka. Ben dürüst olmaya çalışıyorum herkese karşı ama dürüstlük kaldırılabilir bir ağırlık değil. Evet sadakatsiz bir ilişki yürütemem, ama artık bir ilişki de yürütmek istemiyorum zaten. Yalnız bir insan olarak yaşamak istiyorum.

Neden?

Olmuyor çünkü, dediğim sebepten. Ben dürüst olmak istiyorum. Olamamak beni rahatsız ediyor ve buhranlara düşüyorum. Öyle küçük hesaplar, minik kandırmacalar yapamam ben.

Şart mıdır diyorsunuz ikili ilişki yürütmek için kandırmaca?

Gördüğüm kadarıyla öyle. Dürüstlüğü kabul etmiyor ikili ilişkiler. Tuhaf bir barikat başlıyor ve bir sorgulanma ve yargılanma hali başlıyor. Çevremdeki insanlara bakıyorum, eşine dürüst olmayan kadın, kız arkadaşına karşı dürüst, çünkü yargılanmayacak onun tarafından. Halbuki aslında eşine, sevgiline karşı dürüst olman gerekiyor, anlaşma bunun üzerine kurulu değil mi? Mesela aldatmamak deyince bizim aklımıza sadece bir cinsi münasebet geliyor. Zaten bu kadar sığlaşmış olmasına öfkeliyim. Birbirine karşı açık olamamaktır aldatmak benim için. Öbürü sığlık.

“İkili ilişkiler dürüstlüğü kabul etmiyor”

Röportajın tamamı Milliyet Sanat’ın aralık sayısında.

“Televizyona ayıracak üç saati olan dönüp hayatına bir baksın”

Televizyon dizilerinde durum hazin aslında, insanlar kendi izlemeyecekleri şeyde oynamak zorunda kalıyorlar.

Nasıl izlesinler, üç saatlik iş mi olur? Bunu bir çözsünler artık lütfen, kimin üç saat televizyona bakmaya ayıracak zamanı var? Ben mesela insanları görüyorum yolda, “Merhaba nasılsınız, sizi tanıdık”, tamam, “Neler yapıyorsunuz?” “Siz neler izliyorsunuz?” “Valla ben artık televizyon izlemiyorum”. Gerçekten tam olarak böyle. Bizim tanışıklığımız nereden? Senin televizyon izlediğin yıllardan, e bunu ben mi yaptım acaba, ben mi sizi televizyondan kopardım? Hayır, ben alt tarafı bir oyuncuyum. Bunu yasa mı getireceksiniz, yapımcılar kendileri mi üstlenecek, kanallar mı üstlenecek, biri ne olur üstlensin. Kimsenin üç saati yok televizyona ayıracak. Ayırabilen varsa dönüp hayatına bir baksın gerçekten.

 

 

28 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteni28 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber