‘Mezarı açılınca babama kavuştuğumu hissettim’

18 yılın ardından yapılan otopside vücudunda kurşun deliği ve arsenik tespit edilen Albay Kazım Çillioğlu’nun oğlu Gökhan Çillioğlu: “Mezar açılırken Adli Tıp uzmanı bana kim olduğumu sordu, ‘Ben o kemiklerin evladıyım’ dedim”

‘Mezarı açılınca babama kavuştuğumu hissettim’

Albay Kazım Çillioğlu... Tunceli’deki lojmanında başında bir kurşun yarasıyla ölü bulunduğunda yıl 1994’tü. İntihar dendi, dosya kapatıldı. Ailesi ise hiç kapamadı o dosyayı, ilk günden başlayarak bunun bir cinayet olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. 18 yıl az buz bir zaman değil; unutmadılar soğutmadılar. 12 Eylül referandumuyla askerlerin sivil mahkemede yargılanabilmesinin yolu açılınca, oğlu Gökhan Çillioğlu soruşturmanın yeniden açılması için savcılığa başvurdu. Albay Çillioğlu’nun mezarı açıldı. Otopsi raporu ailesini haklı çıkarıyordu: Başındaki kurşun deliğinin yanı sıra sağ kaburgasında iki kemiği kırıktı, sol kürek kemiğinde bir kurşun deliği, saçında da arsenik vardı. Oğlu Gökhan Çillioğlu babasını kaybettiğinde 18 yaşındaydı; bugün 36 yaşında, Düzce’de gıda sektöründe çalışıyor, evli, bir de kızı var. Ama babası için adalet arayışı bir dip akıntısı gibi hayatında.

‘Mezarı açılınca babama kavuştuğumu hissettim’

* İlk günden beri “Babam intihar etmedi” diyorsunuz. Sizi buna inandıran neydi?

Babamı çok iyi tanıyorum çünkü. Çok inançlı bir insandı babam. İntihar kelimesi babama çok uzak. Bir yandan da hiçbir zaman emekli olup eceliyle öleceğini düşünmüyordu zaten. Yıllardır tehdit alıyordu. Çok stratejik görevlerde bulundu. Alışkındı tehditlere. Bize de anlatırdı; alıştırmaya çalışıyordu.

* Kimden tehdit aldığını biliyor musunuz?

Bütün terör örgütlerinin liste başıydı. Zaten son zamanlarda art arda gelen ölümler hep dilindeydi. İsmail Selen, Hulusi Sayın, Eşref Bitlis, Temel Cingöz...

* Babanızda “Sıra bana geliyor” endişesi var mıydı?

Vardı. Bizi sürekli hazırlıyordu. Ama babam bir şekilde kurtulurdu sanıyorduk galiba.

* Babanızın ölümünün üzerinden 18 yıl geçti. Ne değişti de soruşturma yeniden açıldı?

2010 referandumu her şeyi değiştirdi. Askeri savcının mıntıkasında sivil savcının dosyalara bakmasının önü açıldı. Umutlandık. Ben referandumun arkasından
15-20 gün içinde dosyanın hazırlığını yaptım, soruşturmanın yenilenmesi talebinde bulundum.



‘Mezarı açılınca babama kavuştuğumu hissettim’

Çillioğlu, suikaste kurban gittiğinden şüphe edilen, dönemin
Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’e selam verirken...

“Kazağımızı koltuğun üzerine atsak annem ‘Baban olsa kızar’ derdi”

* Daha önce de çabalarınız oldu mu?

İlk günden beri. 1994’te başladık müracaat etmeye. Duyumları, bilgileri, babamın cenazesi üzerindeki bulguları anlatıyorduk. Bugün konuştuğumuz şeylerin aynısı. Ama herhangi bir soruşturma açılmadı. 1997’de Fikri Sağlar’ın TBMM’ye verdiği soru önergesinde de “Kovuşturmaya gerek yoktur” dendi. Aile olarak çok yıprandık o dönem, müthiş acı içerisindeydik. Hep aynı düşünceleri aklımızda döndürerek yaşadık. Üstümüzü çıkartırken kazağımızı koltuğun üstüne atsak, annem “Baban olsa kızar” derdi. Evin içinde baba hep vardı.

* Olayın olduğu gün siz neredeydiniz?

Düzce’de, anneannemlerdeydik. Önce Bolu Alay Komutanlığı’ndan, sonra Düzce Bölük Komutanlığı’ndan ziyarete gelecekleri söylenince bir şey olduğunu anladık. Önce “Çatışmada başından yaralandı, Elazığ Askeri Hastanesi’nde yoğun bakımda” dediler. Hatta bir hemşireyle telefonda konuştuk.

“Bir gazeteci gelip ‘Babanız intihar etmiş’ dedi, o zaman öğrendim”

* Ölüm haberini nerede aldınız? Tunceli’de mi?

Biz oraya gitmedik. Ankara’ya gelecek dediler önce. Ölüm haberi gecenin ilerleyen saatlerinde geldi. Ama intihar lafı yoktu. Ertesi gün cenazeyi gönderdiler. Tabutu gördüğüm zaman sadece “Kıdemli Albay Kazım Çillioğlu” yazıyordu üzerinde. “Şehit yazmıyor” dedim. Anlamadık ne olduğunu. Tabutu eve sokmak üzereyken bir basın mensubu yanıma geldi, “Babanız intihar etmiş, ne düşünüyorsunuz?” dedi. O an öğrendim.

* İnandınız mı?

Hayır, babamı biliyorum ben. “Demek böyle bir iftira atıldı” dedim. Cenazeyi masanın üzerine yerleştirdik, görmek istedik. Hatta hocalara da sorduk, açalım sonra tekrar yıkayalım diye konuşuldu. Kafamdaki kuşkular aç diyor. TSK’dan da birileri vardı, bize otopsi belgelerini, soruşturma belgelerini verdiler. “Görevimizi yaptık, komutanımız define müsait” dediler. Kuruma çok büyük saygımız var tabii. Dedem de ikna oldu, büyüğümüz diye ses çıkartamadık. Yalnızca yüzünü gördük babamın.

“Daha defnederken o isimleri bize söylediler, Yeşil’in işi dediler”

* Çevreniz nasıl tepki verdi intihar haberine?

Babamı tanıyan, buna inanmayanlar galeyana geldi. Tunceli Valisi de gelmişti ve bir merdivene çıkıp konuşma yapmak zorunda kaldı. Definden sonra zaten kimse kalmadı yanımızda, biz ailece babamın ölüm sebebini anlamaya çalıştık. Şimdi bana Yeşil’le ilgili gelişmeleri soruyorlar. Daha babamı defnederken o isimler zikrediliyordu bize. “Yeşil’in işi” diyorlardı.

* Kim bu iddiaları dile getirenler? Tunceli’deki görev arkadaşları mı?

O anda Tunceli’de görev yapmıyorlardı. Cenazede bile bu konuşmalar vardı. Bir de cenaze sırasında açılmış pankartlar var ki, ben çok sonra gördüm. Biri şöyle diyor mesela: “Şehit albayımız Kazım Çillioğlu da Eşref Bitlis Paşa ve Bahtiyar Aydın Paşa gibi içimizdeki hainler tarafından öldürülmüşlerdir. Hesabı sorulacaktır”.
n Pankartları taşıyanları tanıyor musunuz?
Hayır. Taşıyanlar siviller. Önemli olan kimin dağıttığı... Bunu da şu an bilmiyoruz.

“Babamın bıraktığı nottaki el yazısı da inceleniyor”

* Dosya çelişkilerle dolu. Babamın ilk otopsi raporunda “Sağ kolunda saati çıkarıldı” yazıyor. Olay yeri fotoğraflarında saat sol kolunda.
* Üniformasında bir damla kan görünmüyor. Babamın revirde karanlıkta yıkandığını söylüyorlar.
* İntihar notu olarak bıraktığı söylenen bir not var: “Yabancı ülkeler memleketim üzerinde oyun oynuyorlar. Bu mesele PKK ve Kürt meselesi değildir.” Şimdi bu nottaki el yazısı üzerinde savcılık çalışıyor.
* 1997 yılında bir gün kapı çaldı, babamın şahsi ruhsatlı silahları bir mektupla Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı tarafından istendi. Altında da Kriminal Daire Başkanı Jandarma Kıdemli Albay Osman Dereli diye bir ıslak imza. Verdik silahları, hatta teslim tesellüm belgesi var. Silahlar gitti, geri geldi. Ben birkaç ay önce savcıya verdim bu belgeyi; Jandarma Komutanlığı’ndan bize cevap geldi: “Bölümümüzde bu isimde biri hiç çalışmadı”.

“Bana dur diyen yok, olsa da mezar açık, beni defnedersiniz”

* Aksiyon’un bir haberine göre babanızla çalışmış bir emekli astsubay, “Çillioğlu JİTEM’İ durdurmaya çalıştığı için öldürüldü” diyor. Siz de aynı fikirde misiniz?

Babam kanunlara aykırı hiçbir şey yapmaz. Eğer JİTEM dediğimiz örgüt gayriresmiyse babamla yan yana gelmez. Babamın Yeşil’le ve Bozo’yla Tunceli’deki sıkıntısı zaten bu. Babamın Tunceli’de özellikle faili meçhul cinayetlerle ilgili çok ciddi bir çalışması var.

* Bu soruşturmanın sonucundan ne bekliyorsunuz?

Çok şey... Biz davayı şahsi görmüyoruz, babamı paylaşıyoruz aslında. Biz elle tutulabilir bir dosyayız şu anda, diğer dosyalar için de bir anahtar olacağını düşünüyoruz.

* Babanızın intihar etmediği anlaşıldı. Şehitlik unvanı talep edecek misiniz?

Böyle bir talebimiz yok, bunun peşinde değiliz. İnancımız gereği şehitliğin Allah katında bir mertebe olduğuna inanıyoruz. Babamın mezar taşında da “Şehit Albay” yazıyor. Bizim mücadelemiz adalet için.

* Bu yıllar içinde size üstü kapalı ya da alenen “Bu işin peşini bırak” diyen oldu mu?

Bize değil de basın mensuplarına gelmiş. 1994’te konu hakkında çalışan bazı gazetecilere bırak denmiş.

* Şu anda dur diyen var mı size?

Yok. Olsa da babamın mezarı açık, beni defnedersiniz oraya.

“Babamın postalları hâlâ kapıda duruyor”

* Bu 18 yıl nasıl geçti?

Babam hayatını kaybetti, bizim hayatımız durdu. Her şey dondu bir anda. Dışarıda hayat devam ediyor, biz seyrediyoruz. Yaşayamıyoruz. Zoraki bir davete katılmış gibi... Annemin evinde babamın postalları hâlâ kapıda duruyor. Üniformaları da dolapta. Evde iki çamaşır makinesi, iki de televizyon var. Birisi yeni, diğeri babamın aldıkları. Atmıyor annem.

* Siz de hâlâ aynı duygular içinde misiniz?

Evet. Bu çok büyük bir acı çünkü. Düşünün, babanızın mezarı açılıyor. Fethi kabir haberi geldikten sonra rüyamda sürekli mezar açtığımızı görüyordum, toprağın içinde kefen bulmaya çalışıyorduk. Açtığımızda baktık ki kefen falan kalmamış mezarda; sadece tahtalar ve kemikler.

* Fethi kabir ne kadar zordu sizin için?

Mezarı açarken müthiş bir heyecan sardı beni. Mezar açıyormuşuz gibi değil de, babamla tekrar kavuşacakmışız gibi. Önce kafa bölgesi bulundu. Babamı tanıdım hemen... Benim gibi şakaklarındaki saçlar beyaz, duruyordu onlar. Bir iki dişinde de dolgu vardı, güldüğünde görünürdü. Onları gördüm, bir tebessüm oldu bende. Bir poşetin üzerine kemikler sıralanmaya başlandı. İskelet tamamen oluşturuldu. Ben kafasının arkasını, merminin çıktığı yeri merak ediyordum. Adli Tıp uzmanına “Bakabilir miyim?” dedim. Tanımıyor tabii beni, “Nerede görevlisiniz?” dedi. “Ben o kemiklerin evladıyım” dedim. Bu kadar işte... Ben o kemiklerin evladıyım.

12 Kasım 2019 Magazin Bülteni12 Kasım 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber