“Ruhuma iyi gelen şekilde yaşıyorum”

“Stresli anlarımda da mutlu anlarımda da doğanın içinde olmayı seviyorum” diye anlatan İbrahim Çelikkol, çok göz önünde olmayı tercih etmemesi üzerine “Basit, sade, özgür ve ruhuma iyi gelen şekilde yaşıyorum” diyor

“Ruhuma iyi gelen şekilde yaşıyorum”

İbrahim Çelikkol, Kanal D’nin yeni başlayan dizisi “Siyah Beyaz Aşk” ile televizyon ekranlarına döndü. Dizide Birce Akalay’la başrolleri paylaşan oyuncuyu gizemini seyircinin zamanla çözeceği Ferhat karakteriyle izliyoruz. Kendini her zaman daha iyisini yapmaya zorladığını söyleyen Çelikkol yer almak istediği projelerle ilgili de tüyolar veriyor “Tiyatro yapmayı ya da bir müzikalde oynamayı çok isterim” diyerek. İbrahim Çelikkol’la buluştuk, projeleri ve hayatı üzerine konuştuk.

“Siyah Beyaz Aşk”ta karakteriniz Ferhat Aslan yeri geldiğinde acımasız olabilen, kirli işlere bulaşmış bir adam. “Kötü” adam olarak görüyor musunuz onu?

Aslında herkesi iyi/kötü yapan; şimdide sıfatlaştıran geçmişte yaşadıkları, travmaları ya da mutlulukları. Hepimiz şimdiki hayatımızda geçmişten izler taşımıyor muyuz? Ferhat’ın da öyle. Çocuk yaşta gözlerinin önünde babası vuruluyor, katile babasını gösteren bilmeden de olsa o; sonrasında önüne bakmak istiyor çünkü genç, hayalleri var. Ama bu hayallerini bozan babasının katiliyle yüzleştirilmesi ve eline tabanca verilip öldürmeye teşvik edilmesi... Hiçbir şekilde kötü olmasına mazeret değil belki de dışarıdan bakılınca ama bu bile yeterli onu hissizleştirmeye, duyarsızlaştırmaya. İçine dönük, duyguları alınmış, duyarsız birini içselleştirmek kolay değildi çok okudum, üzerine çok tartıştık. Henüz daha bilinmeyen biri Ferhat. İlerledikçe içindeki gizem daha da açılıyor olacak.

Dizide size partner olarak Birce Akalay eşlik ediyor. Uyumunuz nasıl?

Birce’yle iyi bir enerji yakaladığımıza inanıyorum. Birbirimize destek oluyoruz, birbirimizi dinliyoruz, paslaşıyoruz. Egosuz, iyi niyetle ve samimiyetle.

Ferhat’ın yaşadığı travmatik dönüm noktası onu günümüzdeki haline getirmiş. Sizin hayatınızda dönüm noktalarınız neler oldu?

Babamı kaybetmem benim hayatımdaki en büyük dönüm noktalarımdan biridir. 18 yaşındaydım, o zamana kadar belki de daha çok hayatın eğlencesiyle, renkli halleriyken meşgulken daha ayakları yere basan, sorumluluklarımı hatırlatan, hayatın gerçekleriyle yüzleştiren başka bir döneme geçiş oldu sonrası.

Sosyal medya hesaplarınızda sık sık doğada fotoğraflar paylaşıyorsunuz. Şehrin keşmekeşinden uzak, doğayla iç içe olmak nasıl hissettiriyor?

Daha özgür hissettiriyor. Doğada enerji kazanıyorum, yenileniyorum, o enerjiyle daha üretken ve daha pozitif bir insan oluyorum. Stresli anlarımda da mutlu anlarımda da doğanın içinde
olmayı seviyorum.

Şehrin dışında bir çiftliğiniz var. Neden böyle bir hayatı tercih ettiniz? Oradan bakıldığında İstanbul ve koşturması nasıl gözüküyor?

Kendimi mutlu hissettiğim yerde kalmayı seviyorum. İstanbul yorucu, zor bir şehir ama ben İstanbul’un heyecanını da seviyorum her şeye rağmen. Şehrin dışında yaşasam da öyle kopuk değilim. Aynı koşturmacanın içindeyiz hepimiz. Sadece dinlenme alanım benim en büyük lüksüm.

“Ruhuma iyi gelen şekilde yaşıyorum”

“Kendimi her zaman daha iyisini yapmaya zorluyorum”

Mesleki anlamda kendinize koyduğunuz hedefleriniz var mı bundan sonrası için?

Her zaman kendimi daha iyisini yapmak adına zorluyorum. Kendimi bu anlamda zorlamayı seviyorum. Yaptığım işi hakkıyla yapmak, elimden gelenin en iyisini yapmak kendime koyduğum en büyük hedef. Sonrasında zaman size karşılığını ve yolunu açıyor diye düşünüyorum.

Çok göz önünde olmayı tercih etmiyorsunuz sanki, görünmez olmayı mı seviyorsunuz?

Ben özgür bir adamım ve yaşamak istediğim gibi yaşıyorum. Özel olarak bir şeylerin uğruna, mış muş gibi görünmek aklıma bile gelmiyor. Görünmez olayım ya da her yaşadığımı herkes görsün gibi planlarım yok benim hayatta. Basit, sade, özgür ve ruhuma iyi gelen şekilde yaşıyorum. Çok arkadaşım var, onlarla sürekli beraberim.

“Tamamen bize özel, bize ait bir düğün töreniydi”

Geçtiğimiz yaz mimar Mihre Mutlu ile evlendiniz. Düğününüzde de oldukça sade ve sıra dışı kıyafetler giydiniz. Kimin fikriydi, böyle bir konsept nasıl gelişti?

Aslında hiç planlamadan yaptığımız, eşimle beraber Datça’ya arkadaşlarımızın yanına tatile gidip orada karar verdiğimiz ve iki üç gün içinde her şeyi tamamladığımız tamamen bize özel ve bize ait bir törendi.

Evlilik sonrası hayatınızda neler değişti?

Evlilik ortak paylaşımları, ortak sorumluluk duygularını, ortak hareket etmeyi gerektiriyor tabii ki ama bu içinden gelerek, severek olunca çok da iyi hissettiriyor; çok da heyecanlandırıyor. Ben de böyle hissediyorum...

“Son dakika planlarıyla daha mutluyum”

Canlandırdığınız roller genelde asi karakterlerdi. Siz planlı programlı mı yoksa hayatı akışına bırakanlardan mısınız?

Tamamen zamana, o an hissettiklerime göre değişebilir ama genel olarak çok planlı hareket etmeyi sevmiyorum. Ben aslında son dakika planlarıyla, hayatın kendiliğinden getirdikleriyle daha mutlu olan ya da buna daha alışık olan biriyim.

Sosyal medyada da bokstan su sporlarına spor yaparken pek çok paylaşımınız var. Hangi sporları yapıyorsunuz?

Basketbolcuyum, yaz kış yüzerim. Kışın snowboard yaparım, yazın kite yapıyorum. Onun dışında dağ sporlarıyla ilgileniyorum ve yelken yapıyorum.

Kendinizi iyi hissetmek istediğinizde başka neler yaparsınız?

Seyahat ederim. Yeni yerler keşfetmek, gittiğim yerlerde oranın insanlarıyla tanışmak bana iyi geliyor.

Mutfağa da ilginiz varmış. İddialı olduğunuz yemekler var mıdır?

Yemek yapmayı çok seviyorum, bu konuda olumlu geri bildirim aldıkça daha da özeniyorum galiba. Farklı malzemeleri karıştırarak ailede, çevremde spesiyal olmuş, tarifini yazdırdığım birkaç yemeğim vardır. Daha çok makarna çeşitleri...

23 Ekim 2019 Magazin Bülteni23 Ekim 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber