Geri Dön

Tan’ın serüveni bu sergide

Tan gazetesinin demokrasi mücadelesini anlatan “Yokuşun Başı; Demokrasi Mücadelesinde Tan Gazetesi” başlıklı sergi açıldı. Sergi, Tan’ın mücadelesinin altını çizerken, gazeteyi yöneten Sertel ailesinin yaşadıklarını da anlatıyor

Tan’ın serüveni bu sergide

Kalabalık bir grup 4 Aralık 1945’te Cağaloğlu’ndaki Tan gazetesini ellerindeki balyozlar ve kırmızı mürekkeplerle basmış, matbaa makinelerini kullanılamaz hale getirmişti. “Tan Olayı” olarak tarihe geçen bu baskının 69’uncu yıldönümü geçtiğimiz haftanın perşembe gününe denk geliyordu. O gün, yıkılan Tan Matbaası’nın yerine inşa edilen Halil Lütfü Dördüncü İşhanı’nda bir sergi açıldı: “Yokuşun Başı; Demokrasi Mücadelesinde Tan Gazetesi”. Tarih Vakfı tarafından hazırlanan, küratörlüğünü ise Gökhan Akçura’nın üstlendiği bu sergi Tan gazetesinin kupürleri, kitaplar,
o dönem yayın yapan diğer gazetelerden sayfalar ve objelerle Tan gazetesinin Türkiye’nin demokrasi mücadelesindeki öneminin altını çiziyor.

30 Mayıs 2015’e kadar devam etmesi planlanan sergiyi küratörü Gökhan Akçura’yla konuştuk. Akçura sergiyi hazırlayabilmek için kütüphanelerde üç aya yakın bir araştırma yaptığını anlattı: “Açıkçası ilk başta Tan gazetesiyle ilgili elimde pek bir şey yoktu. ‘Cumhuriyet Döneminde Türkiye Matbaacılık Tarihi’ adlı bir kitap yazmıştım. Birkaç fotoğraf, birtakım sirkülerler vardı. Bir de 1937 yılından bir cilt Tan vardı elimde. Kütüphanelerde
1935-1945 arasındaki 10 yılı kapsayan
Tan gazetelerini inceledim. Böylece gazeteye vakıf oldum. Daha sonra sahaf sahaf dolaştım ve orjinal Tan’ları aradım. Koleksiyoner arkadaşlarım da birkaç parça bularak bana yardım etti.”

“Goebbels’in propaganda broşürleri yayımlanıyordu”

Peki bir gazeteyi böylesine bir saldırının odağına getiren dönemde neler yaşanmıştı? Bunu anlayabilmek için gazetenin tarihine bakmak gerekiyor. Tan gazetesi 1935 yılında Ali Naci Karacan, 1936’da ise Ahmet Emin Yalman’ın başyazarlığında yayımlandı. Zekeriya Sertel ve Halil Lütfü Dördüncü, Yalman’ın ortaklarıydı. 1938’de yönetim bütünüyle Zekeriya Sertel ve eşi Sabiha’ya kaldı.

II. Dünya Savaşı yıllarında gazete tek partili Türkiye’de savaş karşıtı ve antifaşist demokrasi cephesinin öncülüğünü üstlendi. Fakat Tan hedef gösterilmeye başlandı. Üstelik küratör Akçura’ya göre o yıllarda Almanya’nın Türkiye içinde büyük faaliyetleri vardı. Akçura o dönemi “Birçok gazete Joseph Goebbels’in propaganda broşürlerini yayımlıyordu. Hükümet de zaman zaman Alman yanlısı politikalar izliyordu” sözleriyle anlatıyor.

Zekeriya ve Sabiha Sertel çok partili döneme geçiş konusunda da istekliydi. Daha sonra Demokrat Parti’yi (DP) kuracak ekiple sıkı ilişkileri vardı. Yayımladıkları Görüşler dergisi büyük yankı uyandırmış, okları Sertel ailesinin üzerine çekmişti. Fakat DP’yi kuracak ekip bu derginin yayımlanmasının ardından kenara çekildi. Sertellerde tepkilerle karşı karşıya kaldı. Yargılandılar ama beraat ettiler. Fakat Türkiye’de daha fazla yaşayamadılar. İkisi de ülkeden ayrıldı. Daha sonra ülkeye dönmek isteseler de bu talepleri kabul görmedi. Sabiha Sertel 1968’de Bakü’de, Zekeriya Sertel ise 1980’de Paris’te yaşamını yitirdi. Halil Lütfü Dördüncü, Tan’ı canlandırmaya çalıştı ama başarılı olamadı.

“Gazetecilik yaptığınız için teşekkür ederim”

Zekeriya - Sabiha Sertel çiftinin torunu, uzun süredir Amerika’da yaşayan Tia O’Brien da serginin açılışı için Türkiye’ye gelmişti. Kendisi de bir gazeteci olan O’Brien büyükanne ve büyükbabasıyla ilgili hatıralarını ve Türkiye’nin Amerika’dan nasıl göründüğünü anlattı:
l 1963’te ilk kez İstanbul’a geldiğimde şehirde sadece bir tane trafik ışığı vardı. Beni Büyükada’ya götürdüler. Ayrıca babam uzun bir Boğaz gezisine çıkacağımızı söyledi. Babamın bizi bu geziye neden çıkardığını sonradan anladım. Annem, sürgündeki anne ve babası yüzünden İstanbul’a geldiğinde ev hapsine alınıyordu. Bu nedenle ben ailemde bir farklılık olduğunu bilerek büyüdüm.
l Burada olmak benim için harika. Uçaktayken “Unutulması gereken bir hikayenin sergisi için bu kadar yol gidiyorum” diye düşündüm. Tan Olayı çoktan unutulmalıydı. Fakat unutulmadı. Çünkü demokrasi, özgür basın, kişisel haklar gibi meseleler Türkiye’de hâlâ güncel. Hep “Büyükanne ve büyükbabamızın yaptıkları boşa mı gitti?” diye soruyorduk; hiçbir şeyin boş yere olmadığını gördük.
l Türkiye için endişeleniyorum. Bence Türkiye hâlâ yolunu bulmaya çalışıyor. Fakat ben bu ülkeye inanıyorum. Türkiye için zor zamanlar. Gazeteci olmak için de... Bu zamanlarda gazetecilik yaptığınız için teşekkür ederim.

17 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteniİşte magazin dünyasındaki günün gelişmeleri...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber