Yazarlar
29.11.2014 - 02:30

Sivil vesayetin yasakları

Sitene Ekle
Olaylar ve İnsanlar  |  Hasan Pulur h.pulur@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Çoktandır kafamızda bir soru işareti:
“Biz neye benziyoruz?”
Bir şeylere benziyoruz ama neye benziyoruz?
Bereket versin, kadim dostumuz, arkadaşımız, şair, felsefeci Hilmi Yavuz neye benzediğimizi açıklamış:
“Türkiye şu an CHP’nin tek parti döneminde olduğu gibi bir parti devletidir.
İkinci tek partili dönemi yaşıyoruz.
Başka türlü izah edilmez.”
***
Hoppalaaa!
Bunca yıl sonra tekrar CHP’ye mi benzeyeceğiz?
Eee bizim kuşağın en çok okuyanı, en çok okuduğunu anlayanı Hilmi Yavuz öyle dediğine göre...
Zaman gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni de böyle değerlendirmiş olacak ki yazıyı birinci sayfadan duyurmuş.
Usuldendir, iç sayfadaki yazı beğenilirse birinci sayfadan duyuru yapılır.
Bu yazı da öyle yazılardan biri.
“Despotizm”den söz ediyor:
“Demokratik toplumlarda sivil vesayet aslında üstü örtük bir despotizmdir.
Demokrasilerde kontrol ve denetleme mekanizmaları hayati önem taşır. Siz bu mekanizmaları partileştirirseniz o zaman tek parti iktidarının ve dolayısıyla da devletin partileşmesinin önünü açmış olursunuz. Bugün yaşananlar budur.
Hilmi Yavuz, AKP’nin devletin değil partinin güvenliği için yeni bir vesayet inşa etmeye giriştiğini belirtir ve gelecek için de beklentilerini şöyle özetler:
MGK’nın yeniden diriltilmesi ve Kırmızı Kitap’ın gündeme sokulması da parti devletinin tahkim edilmesi bağlamında genişlemiş olan işlerdir.”
***
Şu vesayetten kurtulamadık gitti.
Buyurun bakalım.
Askeri vesayetten kurtulduk diyorduk, sivil vesayet çıktı geldi.
Vesayetin belirtisi “yasaklar”dır.
İşte son yasak da bunun bir örneği.
Sevgili Güneri Cıvaoğlu ve Mehmet Tezkan perşembe günkü yazılarında bu yasağı pek güzel anlattılar.
Güneri Cıvaoğlu bu yasağı yaşayanlardandır.
Mehmet Tezkan’ın ise yaşadığını sanmıyoruz, o da duyanlardandır.
Biz ise yaşayanlardan.
Yasak aynı yasak ama usuller değişmiş.
Biliyorsunuz Meclis’te de soruşturma var, bakan oğullarının adının karıştığı bir soruşturma.
İçi dolar dolu ayakkabı kutuları, para sayma makineleri, deste deste dolarlar...
İşte Meclis komisyonu bu olayı araştırıyor.
İşte bu komisyonun bir alt komisyonu ve bu komisyonun başkanı hâkime başvuruyor:
“Şu bizim iş hakkında bir soruşturma açsanız, yasak kararı getirseniz” diyor.
Hâkim de hay hay diye basıyor kararı: Yasak.
Komisyon niye kurulmuştur, rüşvet iddiasını araştırmak için.
Araştırmayı kim yapacaktır?
Meclis komisyonu.
Komisyon Başkanı ne yapıyor?
Bu konudaki yazıların, haberlerin yasaklanmasını istiyor.
Gel de 100 yıl öncesinden, Ziya Paşa’yı anma, “Kadı ola davacı” diye başlayan hicviyle...
Osmanlıcada bir deyim vardır:
“Ve min el-garaib.” Bundan daha garibine rastladınız mı?
***
O günleri hatırlıyoruz.
Böyle yasaklar gelirdi, yasak kararı çıkarılır, sayfanın o bölümü bomboş, beyaz bırakılır ya da karar aynen konurdu.
Neydi o günler...
Demek ki biz sivil vesayet günleri yaşamışız da, şimdi tekrarı gelmiş.
Bu vesayet günlerinin özelliği “yasaklar”dır.
Sözcü gazetesi bu yasaklardan bir demet sunmuş:
Reza Zarrab’ın dosyası ile ilgili haber yapmak YASAK.
17 ve 25 Aralık tapelerini yazmak YASAK.
Bingöl’de şehit edilen iki polisle ilgili yayın YASAK.
Hakkâri’de üç askerin şehit edilmesini yazmak YASAK.
52 kişinin öldüğü Reyhanlı patlamasını yazmak YASAK.
MİT ile jandarmanın arasındaki olayı yazmak YASAK.
IŞİD’in konsolosluğumuzu basmasını yazmak YASAK.
Sözcü yasakların bu kadarını özetlemiş.
Bizim de bir önerimiz var.
Yasaklar denince aklımıza Metin Akpınar ve Zeki Alasya’nın oynadıkları (YASAKLAR) oyunu gelir.
Fevkalade bir oyundur, tadı hâlâ damağımızdadır.
Aynı tadı almak isteyenlere önerilir.
Video kasetini bulup, alıp seyredin ya da baskı yapın, Zeki Alasya ile Metin Akpınar oyunu bir daha sahnelesinler.

Yazarlarda Ara
Bul
İstanbul'u fethiyle Yeniçağ'ı başlatan hükümdar kimdir?
©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.