A Milli Takımımız, 48 yıl aradan sonra 2002’de Dünya Kupası finallerine katılma hakkı kazandığı gün, çok kişinin beklemediği, yakıştıramadığı şok eden bir tablo ortaya çıkmıştı.
Eleme grubunda İsveç’le deplasmanda berabere kalıp İstanbul’daki maçta golü attıktan hemen sonra yediğimiz gollerle 2-1 yenildiğimiz gün, hiç unutmam Ali Sami Yen Stadı’nın basın tribününde ahkam kesen çok önemli kişiler şöyle diyordu: “Bu Şenol Güneş’le Dünya Kupası’na gidemeyiz. Avusturya ile oynayacağımız play-off’ları bile oynayamayız. Devlet ve federasyon el koymalı ve teknik direktörü değiştirmelidir.“
Neyse ki böylesi akıl dışı çılgınlığa kimse başvurmadı. Ama Şenol Güneş yine de yadırganan, birçok konuda kendini yalnız hisseden adamdı. Giyim-kuşamından saç modeline, kadro tercihlerinden oyun planına, medya ile ilişkilerine kadar hemen her konuda ağır biçimde, alaylı eleştirilere uğruyordu.
O dönemde 49 yaşındaki Şenol Güneş yine de olgun ve tepkisiz davrandı. Kendine ve takımına güveniyordu. Dahası, Kupa’nın favorisi Brezilya ile aynı grupta olmamıza rağmen... Her neyse... Sonucu biliyorsunuz. O turnuvada şampiyon olan Brezilya da Türkiye de 7 maç oynadılar. Türkiye iki ev sahibi takımı da (Japonya, Kore) yendi, 4 galibiyet, 1 beraberlik, 2 yenilgiyle Dünya Kupası üçüncülüğünü kazandı. Ülkede bir “futbol bayramı” yaşandı. Taksimde yüzbinler Ay-yıldızlı takımı bağrına bastı.
***
Şenol Hoca bugün 66 yaşında... Arada geçen yıllar sadece saçlarını ağartmadı. Hayatın iniş ve çıkışlarını yaşadı. Beşiktaş’la şampiyonluk turları attı. Şampiyonlar Ligi grup aşamasında yenilgisiz grup liderliği ile özlenen bir başarıya imza attı. Hayal kırıklığını da, yenilgiyi ve hezimeti de gördü. Hepsinden dersler çıkardı.
“Başaramazsam, öğrenirim!” Şenol Güneş felsefesinin en önemli tümcelerinden biri bu.
Bir de öğrenmeyi öğretir oyuncularına... Sadece takımı çalıştırıp taktiği belirleyerek motive etmez... Öğretir aynı zamanda. Çünkü meslekten öğretmendir.
Burak Yılmaz ve Selçuk İnan, Trabzonspor’da onun rahle-i tedrisinden geçen kıymetli futbolculardır. Burak Yılmaz, koşmayı ve vurmayı orada öğrenmiştir. Selçuk İnan da hücumu ve savunmayı, yaratıcı oyun anlayışını orada geliştirmiştir.
Bugün kendi adıma Hoca’dan beklediğim en önemli şey, Milli Takım kadrosuna çağırdığı pırıl pırıl gençlere de dokunması, onları yeşertmesi, futbolumuza ve Milli Takım’a yeni yıldızlar yetiştirmesidir. Doğrusu Beşiktaş yıllarında Kerim Frei’ye dokunamadığını, Engin Baytar’a gösterdiği sabır ve anlayışı Tolgay Arslan’da tekrarlayamadığını düşünüyorum.
Şenol Güneş, yeni görevinde bunu başarabilir.
Kadrodaki gençlerin sesine kulak verelim artık:
“-Dokun bize hocam!”

Yorucu, uzun ve güzel
Şenol Hoca’nın basın toplantısı, son zamanlarda alışık olmadığımız biçimde büyük bir katılımla gerçekleşti. Usta meslektaşlar da oradaydı, masum heyecanlarıyla meraklarına yanıt arayanlar da.
Hoca sabırla her türlü soruya sitem etmeden, protest tavır takınmadan, polemik yapmadan bazen itirafla, bazen espriyle - yanıt verdi. Şu kadarla ki, hoca maalesef uzun anlatımlardan ve uzun cümlelerden vazgeçemiyor. Verdiği mesajların dikkatlerden kaçması gibi bir tehlike var.
O hepsini yanıtlarken, bizim sorular, kapsama alanı dışına taştı. Arkadaşlarım, sanırım gündemdeki farklı konularda yeteri kadar yanıt alamadıkları için ihtiyaçtan böyle bir çareye başvurdu. Hoca sınırı aşmadı. Ama o farklı konuların muhatapları da medyanın önüne çıkmalılar, değil mi!
Merak ettiğimiz her şeyi sorduk. Spor sayfaları ve spor programları da iyi değerlendirdiler. Teşekkür ederiz Hocam.

Evet, Başakşehir devrimdir!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal 7 ve ülke televizyonlarında ortak yayınlanan programda gençlerle sohbet ederken, Medipol Başakşehir’in başarısına da değiniyor: “Başakşehir şampiyon olursa bu başarı, tıpkı Bursaspor’un yaptığı gibi bir devrim olur”...
Bu söze hiç itirazım yok. M.Başakşehir’in kuruluşunda, Süper Lig’e katılışında siyasal eleştiri yapan arkadaşlar, bu eleştiriyi takımın başarısına da yöneltirlerse itiraz ederim.
Ortada akıl ve emek var. İyi seçilmiş bir kadronun sürdürülebilir gelişimi ve başarısı söz konusu. Dahası Türkiye’nin en ucuz şampiyonu olacaklar, başarırlarsa. Orada para, aklı takip ediyor. Popülizme ve gel geç heveslere harcanmıyor.
O nedenle... Göksel Gümüşdağ’a da, Abdullah Avcı Hoca’ya da oluşturdukları örnek için teşekkürler.

Gelirken iyi hoş da.. Giderken?
Dikkatinizi çekiyor mu ? A Milli Takım’da göreve gelen bütün hocalarımız bir uzlaşmanın, peşin kabullerin, umudun ve başarının aktörü olarak karşılanırlar. El hak, çoğu bu statüyü hak etmiştir. Spor toplumu da hocaları bağrına basar.
Ama sonrasında mevsimler değişir. Hocalar başarılı olduğu dönemde istifa ederler, kulüp takımlarına transfer yaparlar, sözleşmeleri vukuatla feshedilir. Ya da Hiddink gibisi İstanbul’a hiç uğramadan Hırvatistan’dan Hollanda’ya yatay geçiş yapar. Umarım, yeniden mevsim normallerine döneriz.

Orman ne arıyor?
Japonya ve Malezya’da para getirecek sportif organizasyonlar, sponsorluk anlaşmaları yaptığına dair haberler geliyor.
Beşiktaş Başkanı Fikret Orman yine de fazla ayrıntıya girmiyor. Sahi, Başkan bizi kandırmış olmasın?
Ne malum ? Guti muti derken bir de bakmışsınız Şenol Hoca’nın yerine uzak doğudan çekik gözlü birini kapmış gelmiş. Olamaz mı yani :))