Sabri Çelik başkanlığındaki Merkez Hakem Kurulu, tartışmalı hakem kararlarının gündeme oturduğu bir haftayı geride bırakarak göreve başladı.
Kuşkusuz sıkıntılı, zor bir süreç... Türk hakemleri formsuz, güvensiz, baskı altında. VAR sistemi ile egoları arasına sıkışmış durumdalar. Dahası, çok yorgunlar. Haftalardır peş peşe görev alıyorlar, maç yönetiyorlar. Görev almadan boş geçirdikleri bir hafta hemen hemen yok gibi. Daha da dramatik olanı, aynı hakemin bir ilde düdüğüyle sahada görev yaparken, ertesi gün bir başka maçın VAR hakemliğini üstlenmesi... VAR hakemlerinin saha içinde düdük çalanlardan seçilmesiyle en büyük arızayı çıkaran sistem, tüm bunların üzerine bir de “personel yetersizliği” nedeniyle sık sık tartışma konusu oluyor.
MHK’nın Süper Lig’de görevlendirdiği hakem sayısı 24. VAR sisteminin ilk yılında bu sayının yetmeyeceği hesaplanmamış. MHK’nın en büyük hedefi, önümüzdeki sezonda hakem sayısını en az 30’a yükseltmek.
En merak edilen soru: Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinin hakemi kim olacak?
Bu soruya yanıt vermek zor. Yusuf Namoğlu başkanlığındaki “müstafi” MHK, 22. haftanın hakemlerini atayarak son görevini yaptı. Bu atamada derbiye aday hakemlerin tümüne görev verildi. Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus, Bülent Yıldırım, Halis Özkahya. Mete Kalkavan derbi öncesi dinlendirilme geleneğinin dışında bırakılarak sahaya sürüldüler. Yeni MHK’ya bırakılan alan daraltıldı, seçenekler azaltıldı.
Peki şimdi ne olacak?
MHK sorunlar ve çözümler konusunda hazırlıklı olarak göreve başladı. Ortaya çıkan hakem ataması konusunda da ön yargıları ve gelenekleri aşarak yepyeni bir uygulama yapabilirler.
Dün gece Lyon - Barcelona Şampiyonlar Ligi maçında görev yapan Cüneyt Çakır, 5 günlük bir aradan sonra derbide görev alabilir. MHK içindeki değerlendirmelere göre, yeni kurul seçimini hiçbir öncelik duygusuna kapılmadan yapacak. Suat Aslanboğa da Yaşar Kemal Uğurlu da bu derbiye atanabilir. Sadece Kasımpaşa-Galatasaray maçının hakemi Halil Umut Meler başarısız olduğu için derbi adayları arasında yer almayacak.
22. haftada maç yöneten hakemlerin hataları da MHK’nın gündeminde yer alıyor. Mete Kalkavan mesela... Antalyaspor- Medipol Başakşehir maçında Emre’ye sarı kart göstermiyor. Robinho’nun topu solunda bırakarak Antalyasporlu rakibine “basması” doğrudan kırmızı kartı gerektiriyor, uygulama yok. Dukara’ya yapılan “penaltılık” müdahale için Mete Kalkavan’la VAR arasında iletişim kurulmuyor. Halil Umut Meler’in de Diagne’ye kırmızı kart göstermemesi, sorunun yaygınlığına işaret ediyor. MHK içinden bir ses, “Maalesef VAR sistemini hunharca kullandık, suyunu çıkardık. Maçın içindeki net ihlallerin, tartışılmadığını, konuşulmadığını, izlenmediğini gördük. Bu sorunu acilen çözmemiz gerekiyor” diyor.
Bir de yılın rengini söylüyor MHK’nın sesi: “Bu yıl en güzel renk GRİ... Yani sana göre-bana göre pozisyonları. Protokola göre GRİ pozisyonlarda VAR devreye girmiyor. Ama öyle kesin görüntüler var ki VAR odasındaki görevliler tek rengi (GRİ) görüp susuyorlar!. Olmuyor!”

Dostlar ve postlar

Hayat, dostların da birbirine rakip olduğu, post kavgasına tutuştuğu maceralarla doludur. İşte o maceranın iki kahramanı: Mustafa Denizli, Fatih Terim... Zamanında Galatasaray’da takım arkadaşlarıydılar. Sonra oyunculuğu tamamlayıp teknik adam kariyerine başladılar. İkisi de kafamızdaki ve ruhumuzdaki kompleksleri, ön yargıları silip temizleyerek... Türk futboluna yeni hedefler, yeni aşklar yaşatarak yol arkadaşlarımız oldular. Futbolumuzun kolay ve sığ ezberlerinden biri de bu kahraman hocaların birbirine uzak durduğu, küs kaldığı ve kıskandığı biçiminde yaygın bir şehir efsanesine dönüşmüştür. İşin aslı hiç öyle değil. Gösterişsiz, riyasız ve yalansız dostlukları örnektir. Onları magazin sayfalarında, kurgulanmış fotoğraflarla masalarda göremezsiniz. Ama kötü günlerinde birbirlerini ilk arayanların onlar olduğunu; en sıkıntılı günlerden de dik çıktıklarını biliyorum. Kasımpaşa kendi sahasında Galatasaray’a 4-1 yenilirken iki dost karşı karşıyaydı. Farklı sorunlarla uğraşıyor, farklı hedeflere koşuyorlardı. Maç sonunda yine yan yanaydılar. Hayatı birlikte yürüyorlardı.

Gittiler... Yalnız kaldık

FİKRET ÜNLÜ
Gazi Terbiye Beden Eğitimi bölümünden ortaokul ve lise öğretmenliğine, oradan Beden Terbiyesi teşkilatına, Başbakanlık Danışmanlığı’na hak ederek sabır ve çalışmakla yoğrulmuş bir emek dönemi. Sonra siyaset... 56. ve 57. hükümetlerde spor bakanlığı... Kimsenin yadırgamadığı, bilindik bir spor adamı. Fikret Ünlü, spora adanmış hayatını tamamlayıp aramızdan ayrıldı. O bizim dostumuz, arkadaşımızdı. Sporun sponsorlar tarafından desteklenmediği, sadece devletin gözlerinin içine baktığı dönemlerde aklıyla, kalbiyle, ruhuyla yetkisini kullanıp çok önemli işler yaptı. Karamanlıydı. Karaman Bulguru’nu hepimize sevdirdi. Işıklar içinde uyusun yakışıklı bakanımız, sevgili dostumuz!

ABDULLAH ÇEVRİM
Fenerbahçeli gençler, adını biliyor, hatırlıyorlar mı acaba? 2 Ekim 1968’de Fenerbahçe’nin Manchester City’yi (2-1) yenerek Şampiyon Kulüpler Kupası’ndan elediği maçın golcüsüydü (öteki gol Ogün’den)... Galatasaraylı Doğan Koloğlu’nun yazdığı “Abdullah santrfor oynamalı” yazısından sonra Molnar tarafından santrfor oynatıldı ve o yıl Fenerbahçe şampiyon oldu. Ardından Manchester City zaferi... Herkesle dost, minnetle sevdiği futbola hizmet için çırpınan güzel bir adamdı. Ona göre hayat da bir maçtı. Maçtan çıktı, gitti.

GÜLSEN ÖZKAVAL
TRT’nin gün görmüş yorgun emekçisi... Sabahın sekizinde başladığı işini ertesi sabah 03.00’e kadar sürdüren, hiç şikayet etmeyen, konuklarına ibretli, neşeli, eğlenceli öyküler anlatan makyöz ablamız. Kimseye şikayet etmeden, acısını anlatmadan amansız hastalıkla mücadele etti ve hayatını kaybetti. Rahmetle anacağız.