Şampiyonlar Ligi kapıyı çalmış, bekliyor. Üç gün sonra Beşiktaş, Porto önünde perdeyi açacak. Dün oynadığı futbolla umutlanabilir miyiz? Hayır! Futbolcuların Süper Lig ile UŞL motivasyonu aynı mıdır? Hayır. Peki Süper Lig ile UŞL aynı seviyede ligler midir? Yine hayır!

Karabükspor, Beşiktaş için her zaman tehlikeli bir rakip. Unutmayalım, geçen yıl orada kaybettikleri maçla sıkıntılı bir döneme girmişlerdi. Bu yıl sıkıntı daha büyük olacak. Birinci neden, Şenol Güneş, kadro derinliği ve bol alternatifli kadro istiyordu. Transferde bir ölçüde gerçekleşti bu istek. Ne var ki yenilerle eskileri harmanlayıp yeni bir bütünlük elde edemedi Hoca. İkinci neden, ligdeki alışılmış en büyük silahları yüksek tempodan da uzaktılar. Üçüncüsü, inanılmaz biçimde isabetsiz paslarla, top kayıplarıyla oynadılar. Rakibe anormal pozisyon verdiler.

Şenol Güneş’in Quaresma, Atiba ve Cenk’i kenarda tutarak Lens ve Negredo ile oyuna başlaması, zaman yokluğundan zorunlu bir denemeydi. Bu deneme başarılı olmadı. Lens ve Negredo henüz form kazanmamışlardı. Talisca, Babel ve Oğuzhan’ın içtenlikli gayretlerine saygı duyalım ama, onlar da yetersizdi.

Karabükspor maçın başından sonuna kadar hem savunmada direndiler, hem de cesur oyunlarıyla gol pozisyonlarına girdiler. O pozisyonlarda kaleci Fabri ile Pepe ve oyuna girdikten sonra bir pozisyonda Mitroviç, gollere engel oldular.

Dusko Tosiç zaman zaman dağılıp kontrolu kaybediyor. Maceracı, rastgele bir oyun anlayışı var. Sarı kartı varken faullü oynaması bir vurdumduymazlık örneği... Üstelik Oğuzhan’la penaltı kaçıran ve etkisiz oynayan takımının daha çok yardımlaşmaya, desteğe ihtiyacı olduğu anda bunu yapıyor, ayıp! Kırmızı kart, Şenol Hoca’nın hamle planlarını da etkiledi. Cenk’i oyuna almaya hazırlanırken Mitroviç’i almaya mecbur oldu.

Maçın savunmacılarından Dany, Negredo’nun, Talisca’nın, Lens’in ataklarında çok başarılıydı. Yatabare ise penaltı pozisyonunda talihsizdi. Talisca ile girdiği ikili mücadelede sol kolu vücudundan açıktaydı. Hem kendi alanını büyütmüş, hem de Talisca’nın oynama alanını küçültmüştü. Sol eliyle topun temasına Ali Palabıyık penaltı verdi. Doğru karar. Oğuzhan penaltıyı kaçırdı ama maçın kaçmasına izin vermedi.

Evet, Oğuzhan’ı kutlamak gerekiyor. Yorgunluk, yanlış oyun, hatalı paslar, kayıp toplar bir yana. Klasıyla kurtarıcı ve belirleyici olabiliyor. Hırvatistan maçında Cenk’in golüyle sonuçlanan atağı alkışa değerdi. Dün de tek pasla Babel’i gol pozisyonuna sokup 10 kişi kalan takımına maçı kazandırdı.

Oğuzhan, lider oyuncu kimliğine alıştı. Biraz daha fizik güç gerekiyor. Ama onda fazlası da var. O artık karizmatik bir oyuncu. Temsil ettiği, liderliğini yaptığı takımı tek başına etkiliyor. Futbol da Oğuzhan’a yakışıyor, bravo...