Bertan Kaya

Bertan Kaya

bertan.kaya@hotmail.com

Tüm Yazıları

İzlanda ve Çek Cumhuriyeti maçlarını bir tarafa bırakalım. A Milli Takımımız 2009 senesinden bu yana ciddi bir düşüş yaşıyor. 2009 yılında Terim' in görevi bırakmasından bu yana tam 4 defa teknik direktör değişikliği olmuş. En son yine Terim göreve geldi.

Milli takım ile ilgili en büyük sorunun iyi bir futbolcu jenerasyonu yakalayamamak olduğunu düşünüyorum. Futbolcu jenerasyonu; belirli bir dönemde, birlikte yetişmiş, uzun süreler kulüp takımlarında birbirleri ile oynamaya alışmış, yetenekli, takım oyununu bilen, saha içinde olduğu gibi saha dışında da sıkı arkadaş olan, takımlarını kendilerinden önde tutan, ligde ve Avrupa' da üst düzey karşılaşmalarda tecrübe kazanmış futbolcular topluluğu demek. En son 1996-2002 arası Galatasaray' da bu tür bir jenerasyon yakalandı. Türk spor tarihinin en büyük başarıları da zaten o dönemde yaşandı. Yani 2002 yılında Dünya Kupasında Şenol Güneş ile yakalanmış olan başarının arkasında büyük ölçüde bu jenerasyon avantajı vardı.

Haberin Devamı

Bu konuda 2012 senesinde bir yazı yazmıştım. Durumu oldukça iyi açıklayan bir yazıdır. Merak edenler bakabilir.

https://www.milliyet.com.tr/bertan-kaya-hollanda-turkiye-maci-ve-milli-takima-iliskin-bir-degerlendirme-1593503-skorer-yazar-yazisi/

Ancak tam da burada bir tespit yapmak lazım. Altın jenerasyonlar ancak belirli dönemlerde başarı sağlamayı garantiler. Başarının sürekliliği başka faktörlere bağlıdır. Bu faktörlerin başında ülkemizdeki futbol iklimi ve yönetim kalitesi gelir. Bu ikisinde iyileşme sağlanmadan, kalıcı ve istikrarlı başarılardan söz edilemez.

Sorun hocalar değil. Sorun Türk futbolunun bir bütün olarak yönetilme mantığı. Futbolu futbolun içinden gelenler yönetmiyor. Futbolun içinden gelenler dışarıda kalıyor. Yönetim futbolun içinden gelen değerli spor adamlarına bırakılmıyor. Futbol Federasyonumuz ile Dört Büyüklerin 2002 yılından beri nasıl yönetildiği ile Türk futbolunun düşüşü arasında ciddi bir korelasyon, ilişki olduğunu düşünüyorum. Nasıl mı?

2000' lerin başından bu yana altyapılardan önemli yetenekler çıkartamıyoruz. Türkiye' de hala Hakan Şükür' ün bir alternatifi çıkmış değil. Onun boşluğu dolmuş değil. Halen Gökhan Gönül' e bir alternatif yok. Emre gibi ikinci bir yetenekli futbol işçisi çıkartamadık. Sergen veya Rıdvan ayarında bir yıldızımız yok. Oğuz Çetin gibi saha görüşü olan bir 10 numara çıkaramadık. Yok. Çıkmıyor. Eskiden alternatif bolluğundan, forvette kim oynasın diye kara kara düşünürken, şimdi oynayacak yetenekli ve tecrübeli futbolcu bulmakta zorlanıyoruz.

Haberin Devamı

Gelin kabul edelim. Ülkemizde patates tarlasını andıran sahaların hali ortada. Altyapı diye bir şeyden söz etmek zor. Soyunma odalarında gezen, kendisini teknik direktör sanan kulüp Başkanlarımız var. Kulüplerini finansal anlamda iflasa sürükleyen Başkanlarımız var. İkinci değil, üçüncü sınıf yabancı oyuncular üç büyüklerde bile dolup taşmış. Bu durumları asla sorgulamayan politize olmuş, siyasetin içine çekilmiş taraftarlarımız var. Fanatizm artık renklere değil kişilere. Sorgulama ve eleştirme hakkı elinden alınmış taraftarlar, spor yazarları ve futbol adamları var. Sesleri ya çıkamıyor, ya da cılız çıkıyor. Böyle bir futbol iklimi var.

Haberin Devamı

Dikkat edin modern futbola ayak uyduralım derken, hiç bir becerisi olmayan, adam geçemeyen, yavaş, pas isabeti düşük, oyunu okuyamayan, sezgileri zayıf, sadece "koşan" futbolcular yetiştiriyoruz. Bu sorun da yabancı kısıtlaması ile aşılır sanıyoruz. İyi niyetli bir çaba ama yaraya merhem değil.

Türk Futbolunun şu an yaşadığı en büyük sorun yönetim sorunudur (Dikkat edin "yönetici sorunu" ifadesini kullanmıyorum). Stadyumlar, sahalar, altyapılar, organizasyonlar, finansal durumlar ve genel olarak sahadaki başarısız sonuçların arkasında esasen kötü yönetim anlayışı vardır. Yöneticiler demiyorum, çünkü bu toplumsal kültür ve yapıdan hep benzer yöneticiler çıkar. Yönetici, yönetim kalitesinin sadece bir unsurudur. Bunun haricinde yönetilenlerin kalitesi (eğitim, kültür, ahlak, motivasyon, yetenek, algı, zeka, vb.), ekonomik durum, siyasi iklim, uluslararası ilişkiler, yatırımlar ve beklentiler gibi başka faktörler de yönetim kalitesini belirler.

Bu topraktan yetişen ürün bu. Sorun yönetici değil, iklim ve bu iklimden çıkan yönetim sorunudur ve bizim acilen ülkemizdeki futbol iklimini düzeltmemiz gerekir. Bu futbol ikliminden yönetici, saha, altyapı, futbolcu, teknik direktör, spor yazarı, taraftar, vb. çıkmıyor. Bu gidişle de çıkmayacak. Biz her kötü sonuçta teknik direktör eleştirmeyi ve değiştirmeyi biliyoruz. Türkiye' de teknik direktörler birer günah keçisidir. Oysa sorun başka yerde.

Futbol iklimini ve yönetim kalitesini artırmanın en önemli yolu futbolumuz için bir "Stratejik Plan" oluşturmak. Bu Stratejik Plan doğrultusunda, eğitim, yatırım, kanuni düzenleme, vb. hususları planlamak. Bu planları eylemlere dökmek ve takip yapmak. Bu stratejik plan için futbolun içinden gelenler, finansçılar, iş adamları, akademisyenler, hukukçular, muhasebeciler, yazarlar, yorumcular, herkes bir araya gelmeli ve bir çalışma komitesi oluşturmalı. Komitenin en az %50' si futbolun içinden gelenlerden oluşacak. Ancak tüm bu meslek gruplarından gelenlerin bu işten hiç bir şahsi beklentisi olmayacak. Ücret almayacak. Gönüllülük esaslı çalışılacak. Bu Stratejik Plan bizzat Türkiye Futbol Federasyonu tarafından uygulamaya alınacak ve denetlenecek. Bu konuda ciddi bir çalışma yapılabilir. İklim ve yönetim kalitesi "yabancı sınırlaması" gibi basit taktikler ile değil, ciddi yapısal reformlar ve stratejiler ile iyileştirilebilir.

Sorun iklim, çözüm değişim.