Önce Derbiye İlişkin Yorumlar

Geçen hafta sonu bir derbi maçı izledik. Fenerbahçe- Beşiktaş. Derbide ortaya koyulan futbolu Türkiye' de taraftarı, spor yazarı, teknik adamı, hatta iki takımın teknik adamları ve futbolcuları dahi beğenmedi. Bu yönde açıklamalar yapıldı.

Derbiyi benim gibi beğenenler ise futbolun "taktik" tarafına fazlaca odaklanmış, maç izlerken normal taraftarlar veya skor yazarları gibi sadece topu değil, başka pek çok parametreyi izleyenler oldu. Maç içinde en az 9- 10 parametreyi sürekli takip ediyoruz ki yorumlarımızı sadece hakemler, top kayıpları, koşu, kaçan bariz goller, vs. üzerinden yapmayalım. Taktik disiplin, dizilişler, taktik müdahaleler, taktik dışı unsurlar, taktiğin uygulanma özgünlüğü hep izlediğimiz unsurlar.

Derbiyi beğendim, çünkü iki takım ve hocaları muazzam bir taktik mücadele ortaya koydular. İki takımın üretken olmayan kötü futbolları, aslında büyük bir taktik meydan muharebesi idi. Fenerbahçe, Beşiktaş' a göre daha fazla oynamak isteyen takımdı. Beşiktaş ise gayet akıllı ve doğru bir taktik ile oynatmamak için gelmişti. Oynatmadı. Kadıköy' den alınan 1 puan açıkça Beşiktaş' a yaramıştır.

İki takımın müthiş taktik mücadelesi, bir futbol karşılaşmasından ziyade, akıl, odaklanma ve sezginin ön planda olduğu bir kung fu müsabakası gibi geçti.

Görünen o ki, Güneş' in "oturmuş Beşiktaş' ı" ve "Advocaat' in mucize Fenerbahçesi" birbirlerine denk takımlar). Kim form tutarsa, çıkış yakalarsa, az puan kaybederse o diğerinin önünde bitirecek. Şampiyon olurlar mı bilmem, ancak belli ki sezon sonuna dek atbaşı gidecekler.

Hakem Hataları ve Şampiyonlar Ligi' ne Veda

Sistemini, istikrarını, futbolunu övdüğümüz o Beşiktaş, ki namağlup olarak dünkü Kiev deplasmanına çıkmıştı, Thomson adındaki hakemin hataları! nedeniyle 6-0 mağlup oldu. Tıpkı geçen sezon şike kokan Braga maçında Ivan Bebek' in hataları! ile Fenerbahçe' nin doğradığı gibi.

Peki neden bu hakem hataları özellikle son yıllarda sıklıkla aleyhimize oluyor? Şanssızlık diyebilir miyiz?

Bence bunun tek bir sebebi var.

Bu sebebi açıklamadan şöyle bir tabloyu aklınıza getirmenizi rica edeceğim.

Hakem Thomson, dün gece sergilediği yönetimi, Kiev karşısındaki bir İngiliz, İspanyol, Alman, Fransız veya İtalyan takımına karşı sergileyebilir miydi? Hakem hatası elbette olur. Avrupa'nın bu liglerindeki büyük takımlara karşı da olur. Ancak bir Kiev, bir Braga maçındakiler gibi bariz saçmalıklar olur muydu?

Sanmıyorum.

Peki neden?

Bu durum ülkemizin diğer Avrupa ligleri ile siyasi, ekonomik, sosyal güç farkından ve güç algısından kaynaklanıyor. Diğer bir ifade ile Avrupa futbolunu yönetenler, tıpkı ağababaları olan siyasetçiler gibi bizi siyasi ve ekonomik olarak ciddiye almıyorlar. Bizden çekinmiyorlar. Bize karşı hata yapmaktan çekinmiyorlar.

İşin siyasi ve ekonomi boyutu zaten malumunuz. Ülkemize dışarıdan yapılan haksız kuşatma ortada. Bunun hakkında birşeyler yazmaya bile gerek yok. Herkes herşeyi görüyor. Siyasi ve ekonomik olarak yıpratılmaya çalıştığımızı düşünüyorum.

Biz işin sadece futbol ekonomisi tarafına bakalım.

Futbol Ekonomisi ve Hakem Hataları Arasındaki İlişki

Ülkemiz son yayın ihalesi tutarı ile Avrupa' da 6. sırada. Yıllık 500 milyon Dolar iyi bir rakam. Ancak üstünde yer alan beş lige bakıldığında, uçurum hala büyük. Yıllık 3 milyar Euro'ya yaklaşan İngiltere ve yıllık 1 milyar Euro' lara yaklaşan İspanya ve İtalya' yı geçelim. En yakın rakiplerimiz, yayın ihalesi tutarları yıllık 727 milyon Euro olan Fransa ve yıllık 628 milyon Euro olan Almanya. Bizim yayın ihalemiz de çapraz kurdan çevirince, yaklaşık 465 milyon Euro.

Liglerin marka değerleri karşılaştırıldığında, Türkiye, yine 6. sırada. Değeri 297 milyon Dolar. En yakın rakibimiz 5. sıradaki Fransa liginin marka değeri ise 983 milyon Dolar. 4. sıradaki İtalya' nın Lig olarak marka değeri ise 1 milyar 172 milyon Dolar, 3. İspanya' nın ise 1 milyar 984 milyon Dolar. İkinci sırada 2 milyar 200 milyon Dolar ile Almanya var. İlk sırada ise, 6 milyar 100 milyon Dolar değeri ile zirvede farkı açan İngiltere.

Siyasi ve ekonomik kuşatmalara birde, ekonomik gerçekleri eklerseniz, Türkiye' nin futbol arenasında henüz önündeki beş lige kafa tutacak bir büyüklükte olmadığını göreceksiniz. Ha umudumuz, temennimiz büyük. Bu son yayın ihalesi bizce bu yönde çok olumlu bir gelişme. Ancak daha yolumuz uzun.

Dünyada nasıl ki ülke olarak siyasi, ekonomik, sosyal, teknolojik, bilimsel, sanatsal, askeri gücünün toplamı kadar etkili olursun, futbolda da durum o. Dünyada güçlü bir ülke olursan, ekonomide ilk 10' a girersen, futbolda da ilk 5' e girersen adam yerine koyulursun.

Dünyada İslamofobi ve Türk düşmanlığının arttığı bir dönemde, bir de ekonomik açıdan güçlü değilsen, Bebek' ler, Thomson' lar bitiriverir işini. Bize lobi lazım diyenleri duyacak gibi oluyorum, lobi bile siyasi güç, ekonomik güç, bağlantı, dünyada kabul, saygı ile oluyor. Yani lobimiz yok tezi doğru ama lobi de öyle pat diye kurulacak bir şey değil. Çok para gerekiyor. Çok sıkı bağlantılar gerekiyor. Kurulamaz mı, kurulur. Ama en başta doğru bir stratejik yönetim ve bunu uygulayacak operasyonel kapasite gerekiyor.

Avrupa' da her maç hakem hatası oluyor veya olacak demiyorum. İşini doğru, vicdanlı ve ahlaklı yapan yabancı hakemler, UEFA yöneticileri de var. İyi yönetilmiş olan maçlarımız var. Ancak dediğim gibi, bu tür hataların bizim aleyhimize sık olmasının nedeni, hakemlerin bu hataları yapmaktan korkmaması. Futbol arenasının Avrupa' lı aktörleri siyasi ve ekonomik gücümüzden çekinmiyorlar. Diğer bir ifade ile dünya futbolundaki ağırlığımızı yeterli seviyede algılamıyorlar. Bu da rahat hareket etmelerine neden oluyor.

Dün gece Kiev' de veya geçen sene Braga maçında yapılan hataları, bu hakemler sıkıysa Milan, Manchester veya Real Madrid' e karşı yapsınlar. Sıkar.

İşin içinde ülkemize karşı fobiler, düşmanlıklar mutlaka var. Bu işin siyasi boyutu. Ama işin mutlak bir ekonomi boyutu da var. Bizce aleyhimizdeki bu hatalar gücümüze saygı duyulmamasından ve ülke olarak tepkimizden çekinilmemesinden kaynaklanıyor.

Ligimizin değerini, yayın ihale bedelini ve gelirlerini artırmak ve dünyanın her bölgesinden spor yatırımcıları için bir cazibe merkezi haline getirmek zorundayız. Güçlü bir lig olmalıyız. Ekonomik nüfuzumuz arttıkça lobiyi artırmalıyız. Bir taraftan da UEFA' da koltuk sahibi olmaya çalışmalıyız. Bunlar hep strateji ile olur. Yoksa dünyanın en iyi futbolu da oynansa, dünya yıldızları da gelse, Avrupa' da böyle dandik kararlar ile adamı yakarlar. 500 milyon Dolar' lık yayın ihalesinin, hemen sonrasında ligimizin en iyi takımını böyle yaktılar. Demek ki daha güçlü olmalıyız.

Çin, Rus ve Arap sermayesi ile yakın işbirlikleri, ortak projeler geliştirmek ve ülkemizi bir futbol cazibe merkezi haline getirecek yasal, ekonomik, altyapısal ve siyasi reformları yapmak iyi bir çözüm gibi gözüküyor.

Önerim, futbolda özellikle Arap, Çin ve Rus sermayesinden yatırım çekmeye odaklı güçlü bir futbol altyapısı, kurumsal kültür ve makroekonomik ortamı hızla sağlamak. Bu ülkelerde futbol çok seviliyor. Özellikle Çin sermayesini çekmek, futbola bu ülkede artan ilgi ile birlikte değerlendirilir ise, büyük fırsatlar demek. Arap ve Rus sermayesi zaten futbola büyük yatırımlar yaptı, ancak Çin hala önemli bir fırsat.

Avrupa' da takımlarımız aleyhine yapılan akem hataları ve güçlü futbol ekonomisi arasındaki ilişkinin ne kadar belirleyici olduğunu gömemiz çok önemli.

Not: Rakamlar futbolekonomi.com sitesinden alınmıştır.