Uğur Meleke'nin Sorularına Cevaplar

Sevgili Uğur Meleke, çok sevdiğim, yorumlarını keyifle takip ettiğim bir meslektaşım. Bence kendisi bu ülkenin en iyi spor yazarları arasında. Yabancı serbestisini savunduğu, bunu belirli argümanlara dayandırdığı yazısını okudum. Bu yazısında ifade ettiği bazı konulara katılmakla birlikte, yazının büyük çoğunluğunda ortaya koyduğu argümanlara katılmıyorum.

Uğur Meleke yazısında bazı sorular sormuş ve yanıtlayın demiş. Yabancı sınırlamasından yana olanlar yanıtlar mı bilmiyorum ama ben yerli futbol stratejisinden yana olan bir yorumcu olarak kendi fikirlerim doğrultusunda cevaplayayım dedim.

Sevgili Uğur Meleke, öncelikle futboldaki yabancı sınırlamasını cep telefonları ile karşılaştırman bence doğru bir örnek olmamış. İki açıdan olmamış. Türkiye'deki yabancılar ile Samsung ve Apple telefonlarını özdeşleştirmişsin. Diyorsun ki, "yabancı sınırlamasından yana olanlar, Samsung veya Apple iphone ları yasaklarsak, dünyanın en iyi cep telefonunu üreteceğimizi mi zannediyor?"

İyi de sevgili Meleke, Türkiye' deki yabancılar Samsung telefonu veya iphone mudur? Kalitesi, katkısı, çapı bu mudur? Bizde oynayan yabancıların özelliklerine bakıldığında, bunların zaten Avrupa' nın ilk beş liginin ilk beş takımda uzun vadeli kontratlar ile oynayamayacak, zaten bu sebeple bırakılmış ve para kazanmak için Türkiye, Çin, Dubai veya Katar' ı mecburen seçebilecek olanlar olduğunu görüyoruz.

Neyi kast ettiğini elbette anlıyorum ama keşke iphone veya Samsung telefonu şeklinde bir örnek vermeseydin. Futbolun Apple ve Samsung’ ları Avrupa' da ilk beş ligin, en üst beşer sırasındaki takımlarda oynuyor. Buradakiler ile alakası yok. Sen en iyisi orta kalite veya Çin malı yabancı telefonlar benzetmesini yap. RvP, Valbuena, Soldado, Negredo, Gomis, falan bunların hiç biri Avrupa' da kendi mevkiinde ilk 10' da veya 20' de olan isimler değil. En azından şu dönem itibariyle değiller.

İkinci hatan, "yabancıyı yasaklarsak daha iyisini mi üreteceğiz tezin". Evet, dünyada Güney Kore ve Japonya gibi ülkeler bir dönem kendi içlerine dönüp, ithal ikameci politikalar ile belirli bir süre kendi milli şirketlerini koruyup, ki bunu bazı açılardan Çin'de yapmıştır, rekabete açacakları sektörleri gelişip rekabet edecek düzeye gelene kadar koruma altına almış ve bu sektörlerin gelişmesini sağlamış, bir süre sonra da bariyerleri kaldırıp, dünya genelinde rekabete başlamışlardır. Elbette ithal ikame Güney Amerika ve Türkiye' de de bazı dönemlerde denedi ve başarılı olamadı ama bunun sebebi kötü politikacılar, aşırı hırslı kapitalistlerin ağır saldırıları ve siyasi kirlenmişlikti.

Uzak doğu ekonomileri bunu denediler ve bu konuda oldukça başarılı oldular. Senin örnek verdiğin Samsung telefonlar böyle bir stratejinin eseridir, araştırmanı öneririm.

Güney Amerika ve Türkiye' de kurallar yanlış uygulandığı ve konjonktür olarak da kötü bir döneme geldiği için başarılı olmadı. Gayet de başarı sağlanabilirdi, kötü niyete kurban gitti. Devrim arabalarını hatırlar mısın, işte o hesap sevgili Meleke. Benzeri bir uygulama sadece futbol için de pekala yapılabilir. 10 sene uygularsın, 10 sene sonra dünya futboluna damganı vurursun. Tabi siyasi irade, istikrar, yönetsel ahlak ve beceri ile.

Ekonomi dersini bırakalım, dönelim futbola.

İkinci olarak, “Ulusal Takım milli mesele de, kulüplerin mücadelesi milli değil mi diye sormuşsun. Fenerbahçe' nin Euroleague zaferi ile övünmedik mi demişsin”.

Evet müthiş övündük. Tarihimizin en önemli sportif başarılarından birisi. Evet kulüplerin Avrupa mücadeleleri de milli mesele. Hem de yüz yüz milli mesele.

Ama sevgili Meleke, birincisi uluslararası basketbol ile futbolun yapısı, kuralları, Türkiye'nin rekabet gücü aynı mı? Bu benzetme de olmamış. Tamamen iki ayrı dünya. Birbirine örnek veremezsin.

Futbola bakalım. 2000' den bu yana "milli" bir başarı var mı kulüpler seviyesinde? Yerli denedik, sınırlama denedik, sınırı genişlettik 14 olsun dedik, görüyoruz ki yine sonuç yok. Kulüplerimiz son 2-3 senedir rezil oluyorlar. Şimdi demişsin ki 5 sene süre tanıyalım.

Süre falan kurtarmaz Sevgili Meleke, neden mi?

Çünkü Türk futbolunda çok ciddi yapısal sorunlar var. Konu salt yabancı konusu değil. Yabancı konusu mevcut sorunu daha kötüye götürüyor sadece. Kısa vadede iyi geliyor gibi gözükse de uzun vadede zararlı bir uygulama.

Deloitte Futbol Para Ligi Raporunu (Football Money League Report 2017) eminim ki bu ülkede okumuş olan ve düzenli takip eden 10 yorumcudan birisindir. Oradaki rakamları biliyorsundur. Avrupa' nın en büyük 20 takımının mali gücünü, bütçelerini, lobi güçlerini, marka değerlerini sende okudun, gördün. Şimdi her şey para değil diyeceksin ama bu dönemde futbolda her şey para. Artık Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Başakşehir veya Trabzonspor'un Avrupa Liginde bu kadro ve bütçeleri ile şampiyon olma ihtimali en fazla yüzde 1 ihtimal. Final oynama ise maksimum %5 ihtimal. Bahis siteleri de doğruluyor zaten bu dediklerimi. Şampiyonlar Ligi'nde ise bu ihtimaller sıfır olmasa da sıfıra yakın. Deloitte Para Liginde 20. Sırada olan Leicester City' nin bile, yıllık geliri 172 Milyon Euro. Bizde gelirlerinde tarihi rekorlar kırmış, potansiyelinin maksimumunda olan, istisnai olarak müthiş bir dönem geçiren Beşiktaş bile 120- 130 milyon Eurolar seviyesinde gelir elde etti 2016'da. Aradaki fark endüstriyel futbol için korkunç. Bu bizim birincimiz, en iyi yönetilen, en çok kazanan takımımız. Gerisini sen düşün.

Transfermarkt verilerine göre, dünyanın en değerli 100 takımı içinde, Beşiktaş 46., Galatasaray 54., Fenerbahçe 68. sırada. Başakşehir 86., Trabzonspor ise 91.sırada. Yani ligimizin en değerli takımından daha değerli bir kadroya sahip olan tam 45 takım var. Artı, Beşiktaş' ın futbol takımının piyasa değeri 127 milyon Euro. Yani Avrupa' nın en çok gelir elde eden 20. Takımı olan Leicester' ın bir senelik gelirinin bile neredeyse 50 Milyon Euro altında. Bak bir senelik geliri diyorum. Bunun dahi altında.

Geçen sene ve bu sene Avrupa' da büyük kulüplerce yapılan transferleri ve tutarlarını görüyorsun. Kaldı ki bizim takımlarımızın tamamı FFP kıskacındalar. Yani hem gelirleri sınırlı hem borçları dağ gibi hem de elleri kolları bağlı. Bu transferleri yapan, dev bütçeler ile dev kadrolar kuran takımlara nasıl kafa tutacaklar?

Şimdi elini vicdanına koy ve söyle. Bu bütçeler ile Avrupa' da nasıl yarışacaksın? Bu vizyonsuz ve basiretsiz kulüp yönetim tarzları ise, nasıl uzun vadeli başarı peşinde koşacaksın. Adamlar 15-20 sene başkanlık yapıyor, hala altyapı diye bir şey yok. Bir beş sene daha neden bekleyeceksin? Kimi bekleyeceksin? Neden bekleyeceksin?

Türk futbolunu ikinci ve üçüncü sınıf yabancılar ile mi kurtaracaksın? En iyi planımız bu mu? Tesadüfen bir araya gelen vasat üstü kadrolar ile İki üç tur geçip milli başarı diye buna mı sevineceğiz?

Ayrıca yerli ve milli bir stratejiden çıkacak takımlarımız neden rekabetçi olmasın, neden en az bu yabancılar kadar başarılı olmasın?

Bu yabancıdan medet umma kolaycılığının bilimsel temeli nedir? Bu 2. sınıf futbol kalitenle mi Avrupa' da milli başarı peşinde koşacaksın. Kusura bakma sevgili Meleke, seninki boş umut. En hafif tabirle hayalcilik.

İstersen yabancıların sayısını tam serbest bırak, 28' de 28 yabancı olsun, bu tablo içinde ve bu koşullarda Avrupa' da başarı gelmez.

Yabancıyı serbest bıraktıkça kulüpler parayı saçıp savuruyorlar, futbol ekonomisi iyice çöküyor ülkenin. Ortada yönetilemez bir borç var. Kulüp varlıkları satılmaya başlandı, amatörlerden destekler çekiliyor. Ne uğruna? Saçma bir yarış içinde daha fazla yabancı almak ve o seneyi kurtarıp taraftara hoş gözükmek adına. Yarın Araplar, Ruslar, Çinliler kulüplerimizi almaya başlarsa ne olacak? Keyifle izleyecek misin ligimizi? Millilik endişen devam edecek mi?

Dünya bundan 3-4 sene önceki gibi değil, futbol çok değişti. Bunu sende biliyorsun sevgili Meleke. Artık mali güç dengesizliği endüstriyel futbolun boyutlarını ve kapsamını çok değiştirdi. Eskisi gibi küçükler iyi takım kurup, bir gaz ile büyükleri deviremiyor. O eskidendi. Senin gibi futbolu yurt dışı boyutu ile takip eden birinin bunları atlamasına çok şaşırdım. Umarım sadece yabancı sınırlamasına karşı olanlara moral destek vermek ve puan toplamak amaçlıdır. Umarım sende inanmıyorsundur bu yabancılarla başarılı oluruz hikayelerine.

Üçüncüsü, ligimizin değeri düşer demişsin. Haklısın. Burada sana hak veriyorum. Bende yazında yazdığın Volkan, Emreciksin, Topuz, Engin Baytar' lı ligin 500 milyon Dolar + KDV (yazında 500 milyon Euro demişsin sanırım KDV dahil olarak Euro hesabı yaptın ama bu hesapta da 490 Milyon Euro ediyor) etmeyeceğini biliyorum. Ama bu ligin gerçek değeri de zaten bu değil. Bu ligin yayın haklarının neden 500 milyon Dolar artı KDV ettiğini bilecek entelektüel kapasiteye ve istihbarata sahipsin. Gerçek nedenin ne olduğunu, bunun kimlerin başarısı olduğunu sen de ben de biliyoruz. Esas neden asla ligimizin kalitesi falan değil. Ligimiz Avrupa' da oyunun en fazla durduğu, en sert ve en kötü futbolun olduğu, oynatmamanın prim yaptığı liglerden birisi. Hakem hataları desen ayrı facia. Sen bu ligin Rvp, Atiba, Valbuena için 500 milyon Dolarlar ettiğini düşünüyorsan, bu da vahim. Bu lig ikinci sınıf, üçüncü sınıf yabancılar yüzünden o değere sahip değil anlayacağın.

Bu arada 2. veya 3. sınıf derken dünya genelinde değeri, yetenek seviyesi, yaşı, uluslararası marka algısı, ve kariyer form durumlarının bir ağırlıklı ortalamasını kast ediyorum. İnsan olarak, mesleklerine saygı olarak 1. sınıf olduklarından şüphem yok bu arkadaşların.

Dördüncü ve beşinci yorumlarına büyük ölçüde katılıyorum. Sadece şunu söyleyeceğim. Bir önceki yazımda bir model önerisi yaptım. Okumanı tavsiye ederim. Görüşlerini beklerim. Bu modelin başarılı olacağına inanıyorum.

Yerlilere önem veren, Altınordu modeli ile çalışan, yetiştirme felsefesi ile hareket eden bir futbol ekosistemin olsun, yerliler yerliler ile de rekabet eder merak etme.

Elbette yabancı sınırlamasını savunurken, mevcut futbol ekosistemi ile savunmuyorum. Mevcut sistem kalitesizlik üretiyor. Maalesef ağır olacak ama pek çok altyapının perişan hali ortada. Birçoğu kulüpleri yönetmekten aciz olan yöneticilerin, ayrı bir uzmanlık, derin bir entelektüel bakış açısı gerektiren altyapıları yönetmesi de mümkün olmuyor. Stratejik yönetim, planlama, çaba, kültür, moral ve kaynak lazım. Mevcut yöneticiler ile bu olmaz. Eğitim lazım, komple yetişecek ve bunları yetiştirecek insan lazım, altyapılardaki hocalar ve sporculara entelektüel birikim kazandırmak lazım. Altyapı eğitmenliği, lig modelleri, lisanslama modeli, gelir modeli, sponsorluk modeli, destek modeli falan ne varsa hepsi değişmeli.

Ben ortaya yerli ve milli futbol stratejisi koymamız ve kafa yapımızı değiştirmemiz şartıyla yabancı sayısını sınırlamaya evet diyorum. Aksi halde zihniyet ve sistem değişmeyecekse bana ne; ha yabancı sayısı 14 olmuş, ha 28. Umurumda olmaz. Zaten böyle bir durumda ülke futbolundan umudum da kalmaz. Mevcut yöneticiler, mevcut model, şu anki kafa yapıları ve spor algısı ile zaten benim önerdiğim altyapı hamlesi ve yabancı sınırlama modeli asla çalışmaz, başarılı olmaz.

İddia ediyorum, kademeli sınırlama gelsin, altyapı yönetmeliği çıksın (kulüplerin altyapıya kaynaklarının yüzde 25 ini ayırmaları zorunlu tutulsun, altyapı yönetimleri profesyonelleşsin), futbolda kurumsal yönetim kanunu çıksın, yurt içi ve dışı altyapılara devlet destekleri gelsin, vb.), Türkiye kendisini bir futbol ülkesi ve ihracatçısı olarak resmi devlet politikaları çerçevesinde konumlasın, destekler buna göre verilsin, 5-10 sene içinde Belçika, Hırvatistan, Sırbistan, Portekiz gibi ülkeleri yakalarız. 10-15 seneye de Fransa, Brezilya, Arjantin ve Almanya ile çekişiriz futbolcu ihracında.

Sevgili Meleke, burada seyir zevki değil, ülkenin geleceği söz konusu. Birkaç sene seyir zevki ve uluslararası arenada rekabetçilik düşebilir, ama uzun vadede kazanan Türk futbolu olur.

Aynı fikirde olmasak bile beni en iyi senin anlayacağını da biliyorum.