Futbolda radyo günlerine doğru...

Yayıncı kuruluş, “70 sente muhtaç” kulüplerin tam 650 milyon lirasını 15 gündür salladı, bundan sonra ne yapacağı da belli değil. Milli piyango büyük ikramiyesinin hesabını yapanlar iyi bilir; faizi İskandinav bir stoper parası.
Gerekçesi bilinmiyor!.. Yok da mı vermiyorlar, var da süründürüyorlar mı, Allah bilir.
Lafı kurşuna döküp klişe yapsak “kimsenin parası kalmaz” küresel yayıncıda... Üstelik söz konusu para da “atla deve değil” onların çıtasında.
O zaman maksat “parayı toparlamak” değil “alt yapı” yapmak...
Neyin alt yapısı mı?
Yarın öbür gün döviz yükselirse kur sabitlemekten tutun, taahhüt edilen parada indirim istemekten, dekodır sahibi “kümesteki tavukları” biraz daha yolmaya kadar uzar gider ihtimaller.
Galiba “bu lig bu para etmez”e getiriyor Katar şirketi.
Zamanlama da çok iyi.
Sıkışıklık hissi, tam sezon öncesi takımların çatısı kurulurken yaratılıyor ibret-i alem için.
Yani lig başlayıp taraftarın (veya dekodır müşterisinin) aklı skora/hakeme/rakibe kaymadan, hazır herkes transfer ve para hesabı yaparken...
Ve Kulüplerin boynuna “her türlü kaynağı ziyan etmekte ustadır” yaftası asılmışken.
Ver imajı; “Süper Lig 500 milyon dolar artı KDV’sini kurtarmıyor”!
İyi de... Zorla mı aldın yayın hakkını kardeşim?
Kar etseydin kulüplere ekstra para mı dağıtacaktın?
Ticarette kar da var zarar da.
Beğenmiyorsan çıkar satılığa.
Peki, transferde aynı paranın onda biri için on kere pazarlık yapan kulüplerimiz ne yapıyor buna karşılık?
İnanılmaz!.. “Kulübün kör kuruşunu” tüyü bitmemiş yetim hakkı sayan saygıdeğer yöneticiler, söz konusu yayıncı kuruluşsa son derece makul, mantıklı ve anlayışlı oluyorlar.
Toplamına Süper Lig dediğimiz 18 kulüp, yuvada asla doymadan çığlık çığlığa bağıran ağzı açık kartal yavruları kadar olamıyorlar.
Geçenlerde sayın Fikret Orman Kulüpler Birliği adına biraz mızmızlandı; o kadar.
Efendim, “TFF aracılığı ile durumun vahametinin yayıncı kuruluşa bildirilmesine” karar vermişler!
“Ödeme yoksa, yayın da yok” bile diyemiyorlar.
Gerçekten ya!.. Bir süre döneriz eski “Radyo Günlerine”... Sonra “naklen yayın dünyası yeniden kurulur” kulüplerimiz de o dünyada yerini ve hakkını bulur.
Ne demiş Bukowski; Üzülme evlat, kaybettim sandıkların kurtulduklarındır belki!..
Var mı böyle bir mangal yürek?
Olamaz... Kamuoyuna sinmiş veya sistemli bir şekilde sindirilmiş “bu lig bu para etmez” kokusu onların da burun direklerini sızlatıyor. Hak etmedikleri bir parayı aldıkları fikrindeler.
Sanayi çağı başladığından beri süregelen emek- sermaye çatışmasındaki örgütsüz/bilinçsiz işçi sınıfı gibi, kendi ürettiği maldan para kazanan patronun eline bakıyor kulüpler, az ve geç alalım yeter ki patron batmasın diyorlar.
Ayrıca “halden anlıyorlar”!..
Çünkü hemen hepsi patron kulüp başkanlarının, yöneticilerinin.
Biliyorlar ki, bu dünyada “kar patronun zarar kamunun”!
Biraz daha endişelensin halk... O zaman yayıncı kuruluşun zararını kamuya, yani sana/bana millete paylaştırmak çok daha kolaylaşacak!
Enflasyon falan derken, naklen yayın bedeli engelli maaşına denk gelir ve bir dahaki ihale zamlanabilir bile.
Yemiyor millet...
İnce ince tutuyor hesabı. Her şeye bir mana yüklüyor ki, şüyuu vukuundan beter:
Zaten “parayı veren düdüğü çalar” gerçeğinden yola çıkarak “Süper Lig’in gerçek patronu yayıncı kuruluştur” sonucuna çoktan varmıştı vatandaş...
Zaten maçların Yayıncı Kuruluş’un işine gelen saatlere/günlere ayarlandığını biliyordu...
Fikstür çekiminde şans ve adalet yerine Yayıncı Kuruluş çıkarlarının galebe çaldığından şüpheleniyordu zaten.
Hatta... Dekodır sattıramayacak bir şampiyonluğun (bakınız Başakşehir) “futbolun ali menfaatleri için” elbirliği ile engellendiği paranoyasına kapılmıştı.
Üstüne bir de “halden anlaması” eksikti kulüplerin.
Tam da paranın kuruşuna ihtiyaç duyduğu günlerde, batık durumdaki kulüplerin yarısı sabitlenmiş kurdan sözleşme gereği alması gereken 650 milyona ses etmemesi, tüm şüphe ve paranoyaları güçlendirdiği gibi, MHK’yi yayıncı kuruluşun belirleyeceği günlere doğru gidildiği şüphesini de eklemez mi üzerine?
Gerçekten ya... Davul birinde tokmak diğerinde olmasın. MHK’yı Ceza Kurullarını falan da beIN kursun.
Hiç olmazsa zararından kimseyi sorumlu tutamaz.
Gelelim hesaba... Neden futbola verdiği 500 milyon doları çıkartamıyor Süper Lig’den yayıncı kuruluş?
Teşhis konmuş:
Süper Lig’deki adalet ve güven unsurlarının erozyona uğraması yüzünden!
Peki, “zarar” ettiren bu unsurlara yayıncı kuruluşun katkısı yok mu?
Olmaz olur mu?.. Geçtik şüpheyi, paranoyayı; “parasını vermediğin futbolcu oynamaz” gerçeğini de mi bilmiyor futbolun yayıncısı?
Bakın, bir iş yeri zarar ediyorsa ilk sorumlu patrondur, Süper Lig’in patronu da Yayıncı Kuruluştur.
En azından imaj budur.
O zaman... Ya bir yol bulsun, ya bir yol açsın, ya da yoldan çekilsin kardeşim.
Ben radyoyu severim.