Her yiğidin gönlünde bir aslan yatıyordu… Galatasaraylılar on altı yıl sonra Saracoğlu’nda kazanıp isimlerini tarihe yazdırmak istiyorlardı... Fenerbahçelilerin ise daha mütevazı bir hedefi vardı.
Tarih yazmayı sürdürmek...
Birinin cesareti eksikti, diğerinin nefesi.
Eksik gedik de olsa Fenerbahçe’nin dediği oldu... Yersen... Hiçbir Fenerbahçeliyi mutlu etmedi bu beraberlik tabi.
Aslında elindeki şansı tepti Fenerbahçe.

Maçın ilk yarısında taraflardan amacı ve işi daha zor olan Galatasaray inanılmaz bir şekilde tehlike bile yaratamadı Fenerbahçe kalesinde.
Aziz Yıldırım’ın “betondan anlarım futboldan da” iddiasını güçlendirecek şekilde elleri ayakları titriyordu sanki.
En başta da yenilirse sonunu göremeyen Hamzaoğlu’nun... Galatasaray kaybederse didik didik ederler diye, Benfica’yı yenen takımı savunmaya mahkum etti maçın çoğunda.

Belki Fenerbahçe’nin isteği, hızı, temposu onları bu hale getirdi ama ortadaki gerçek, ilk yarıda en çok yorulan Galatasaraylının kaleci Muslera olduğuydu.
Aslında tek nedeni vardı bunun, Galatasaray beklerini oyuna dahil ettirmeyen Fenerbahçe bekleri Caner ve Gökhan.
Nani’nin oynamak arzusu, Diego’nun çalışkanlığı, Mehmet Topal’ın futbol zekası, seyircinin gücü hep ikincil sebepler.
Kanatları çalışamayan Galatasaray ilk devre daha güç durumlara düşmediyse berbat bir derbi çıkaran Van Persie’ye teşekkür etmeli.
Her işte bir hayır vardır!.. Berbat oynadığını bilen Van Persie’nin kendisini oyundan alan Pereira’yı bir öpmediği kaldı. Van Persie kötüyse araları iyi yani!

Fenerbahçe’nin galibiyet golü, 37. dakikaya kadar Nani ve Diego’nun heyecan yaratan topuk paslarının ödülü olmalı!.. Olay yine Nani’nin topuk pasıyla başladı, Diego’nun ayağında bitti.
O Diego ki, daha sezon başlamadan “bu takımda ihtiyaç yok” denilen-Pereira’dan duymadım ama Pereira’nın öyle düşündüğünü bana Başkan Yıldırım söylemişti- ilk haftalarda kesilen, oynadığında kimseye kendini beğendiremeyen ama yılmayan, çalışan, koşan biri... Köşe gönderine karate yapıp, reklam panolarına tekme çakarak golü sarı kartla kutlamasını herkes makul karşılamalı.
Diego Fenerbahçe tarihine takımı, taktiği ve hocasının fikrini değiştiren ve bunu çalışarak yapan adam olarak geçecek devam ederse.

Fenerbahçe’nin golüne gelince... Kurallar labirentinde golde ofsayt olmayabilir. Ancak ceza sahasına orta yapıldığında Van Persie’nin ofsayt olduğu kesin.
Van Persie pozisyona katılmadı ama kaleci Muslera’nın çıkıp topu Diego’ya pas haline getirme nedeni Hollandalının ceza sahasında olması.
Eğri oturalım, doğru konuşalım; var bir katkısı ofsaytın... Ya da gol ofsaytın bonusu diyelim!..

Galatasaray’ın maça dönüşü, 60’da Burak’ın girmesiyle... Ama Burak yüzünden değil, o sırada Fenerbahçeliler şiştiği için.
Biyolojik çöküşü psikolojik çöküş takip etti kaçınılmaz olarak.
Sanki bir anda formalar değişti. Artık korkan, çekinen Fenerbahçe’ydi.
İşin gerçeği, “raporlarla- baskılarla” Galatasaraylılar tarafından kimyası bozulan Hamza Hamzaoğlu’nun çekingen taktiğini sahada Galatasaraylı futbolcular bozdu.
Biraz yüklendiler, tarih yazamadılar ama hiç olmazsa yenilmediler. Vakit olsa kazanacaklar. Çünkü Fenerbahçe’nin pili bitmişti.
Bakarsanız tarih yazmaya devam ettiler ama hesabın incesine girince, bu derbide kaybeden Fenerbahçe.
Hayallerle gerçekler her zaman örtüşmüyor işte.
Hatta gerçeklerin bile tonları var.
Derbi koyu lacivertti Fenerbahçe için.