Galatasaray’ın Real Madrid’ten 6 gol yemesi bugün geldiğimiz nokta itibarıyla sadece Galatasaray’ın sorunu değildir; ancak bizi bugünlere taşıyan kilometre taşlarının arasında Galatasaray’ın ve Fatih Terim’in sorumluluğu en öndedir.

İçinde bulunduğumuz durum içler acısıdır.

Fatih Terim maç sonunda bir açıklama yapıyor.
“Uzun zamandır içeriye ve dışarıya bir takım mesajlar veriyorum; ama esas mesele söyleyemediklerim.”

Ne güzel değil mi? Aslında Hoca gelişi görmüş ve uyarmış, demek kimse dinlememiş o zaman.
Vah vah vah…

Şu sorunun cevabını arayalım önce; Türkiye’de Fatih Terim’e sunulan imkanlar başka hangi kişiye tanınmıştır?

Fatih Terim mesaj verecek ya da mesajı dinlenecek konumda bir kişi olma özelliğini bu anlamda yitirmiştir.

“Önümüzde 9 maç var ve bu oyuncu grubuyla oynayacağız, Ocak ayına kadar.”
İşte zurnanın çıkardığı en güzel ses de budur Türkiye’de…
Oyuncu grubu…
Evet, Fatih Terim’i bugünlere taşıyan unsur her zaman bu oyuncu grubu olmuştur.

1996-2008 arasındaki dönemde Avrupa’da da mesele bir bakıma uyuncuların niteliğiyle doğru orantılıydı. Ancak bir takım ülkeler, takımlar ve teknik direktörler bunun yeterli olmayacağını anladı ya da buradan sonuç çıkardı.

Barcelona modeliyle başlayan şey altyapıdan A takıma kadar tüm futbol takımlarının aynı paradigmaya göre yetiştirilmesiydi. 2008’den sonra Avrupa futboluna Barcelona ve kuşkusuz İspanya’nın hegemon olmasının temel nedeni buydu.

Barcelona bir kulüp modeliydi onu teknik direktör modeli takip etti.

Menejerlik kurumunun güçlü olduğu İngiltere de teknik adam modelini geliştirdi. Evet, Premier Ligin imkanları buna çok müsaitti ancak onu da kurmak zaman aldı. İtalya, Almanya, İspanya da İngiltere’dekinden çok daha önce bu imkan vardı ama olmadı ya da en iyisini Premier Lig yaptı.

İngiltere’nin son bir kaç yıldır Avrupa’da kulüpler seviyesinde rakipsiz kalmasının geri planında yatan gerçekliği ayırt etmek gerekiyor.

Başka türlü Tottenham’ın geçen sezon Şampiyonlar Liginde final oynamasını da açıklamak zordur. Pochettino, kendisinden çok daha iyi kadrolarla mücadele ederek o noktaya getirdi takımı; üstelik kulübün içinde bulunduğu durum da rekabet için uygun değilken.

Fatih Terim ve benzerleri için evet belki Guardiola, Klopp çok iyi örnek olmayabilir; ama Poshettino tam da örnek alınması gereken bir teknik direktördür.

Ama biliyoruz ki Hoca ders almaz ders verir.

Geçelim…

Liverpool’un eksik kadrosuna karşın Barcelona karşısında aldığı görkemli galibiyetin de geri planındaki aktör Klopp’tur.

Fatih Terim 6-0’lık yenilgiyi tüm bu gerçeğin içinde sorunu hala oyuncu grubunun yetersizliğiyle açıklıyorsa ona bu açıklamayı yaptıracak imkanı bile elinden almak gerekir.
Çünkü daha Avrupa’da olan bitenin farkında değildir demektir.

Real Madrid, İspanya’da attığı gollere benzer goller attı.
Barcelona, Liverpool, Manchester City, Ajax vb… hep bize basit gelen goller atıyorlar çoğunlukla ya da gol atmanın ne kadar da kolay olduğunu gösteriyorlar.

Sonra da yorumcumuz çıkıp diyor ki “futbol basit bir oyundur!“

Yok ya?

Bir başka genel yorum; Real Madrid’in hafta sonu maçını izleyip, ona önlem alınsaydı bu sonuç çıkmazdı.

Tabii bu kadar basit, sen evde oturuyorsun, televizyon başında görüyorsun ve ertesi gün Florya’da idmana çıkıp anlatıyorsun ve oluyor.

Adı her kim olursa olsun, eğer çok kolay pozisyon üretiyor, basit ve kolayca goller atıyorsa iş işten geçmiştir; adam altın yapmanın formülünü bulmuştur. Senin yapacağın en iyi şey 5-0’a razı olmaktır ama adamlar 90+3’te 6’yı da kalene gönderirler, üstelik top çizgiyi geçene kadar bir kaç defa da yerde zıplayarak gider.

Şunun farkına varacağız.

Her ülkenin bir ortalaması var ve buna uygun hareket edilmesi gerekiyor.

Olayı sadece sayı ve verilerle de karşılaştıramayacak yerdeyiz.

Önce kendimizin ne olduğunu bilip, bulup buna göre paradigmamızı oluşturacağız.

Önümüzdeki dönemde buna daha fazla kafa yoracağım…