Pazar

08.12.2013 - 02:30

Sokaktan gelme iyi aile çocuğu

Sitene Ekle

Bu yıl ekranların parlayan yıldızı kim diye sorulsa, çoğunluğun vereceği cevap aynı: “O Ses Türkiye”nin yeni jüri üyesi Gökhan Özoğuz. Athena’nın beyninin yarısı ve solisti olarak tanıdığımız müzisyen, doğallığı, komikliği ve nezaketi elden bırakmayan samimiyetiyle her hafta milleti ekran başına topluyor

cun Ilıcalı’nın tanımıyla “Son on yılın en önemli televizyon figürlerinden biri” o. Bugüne kadar müziğini dinleyen dinlemeyen, seven sevmeyen, jüri üyesi olduğunda ondan herhangi bir pırıltı ummayan birçok kişi her hafta sırf Gökhan’ı izlemek için televizyonda yayımlanan “O Ses Türkiye”nin karşısına geçiyor, Ajda Pekkan köşesinden hayranlığını dile getiren yazılar yazıyor.
Şurası kesin ki enteresan bir ekran büyüsü var Gökhan Özoğuz’da... Şeytan tüyü dediklerinden... Bir taraftan evinin salonunda koltuğa yayılmış televizyon izler gibi rahat ama asla saygısız, kaba, laubali değil. Yarışmacılara “siz” diye hitap ediyor, kimseyle gereksiz yere enseye tokat olmuyor ama sesinden çok etkilendiği birini de kalkıp içtenlikle kucaklıyor. Galiba en çok bu içtenlik etkiliyor seyirciyi Gökhan Özoğuz’da, bir de her tarafı dövmelerle kaplı, bunca yıldır “Ugh agh dev adam” diye zıplarken görmeye alıştığımız bu “sokak çocuğunun” içinden çıkan iyi aile terbiyesi almış, “nazik” genç adam.

Saçları renkten renge giriyor; dövmeler birbirini izliyordu
Dönüp bu terbiyeyi veren “iyi” aileye baktığımızda, gençliğinde müziğe gönül vermiş eczacı bir baba ve çocuklarını sıkboğaz etmeden yetiştirmeye gayret eden bir anne görüyoruz. “Gayret eden” çünkü 11 Ekim 1976’da İstanbul Fenerbahçe’de dünyaya gelen Özoğuz ikizler, mahalleliye de, okuldaki öğretmenlerine de kök söktürmek konusunda çok derece başarılılar. Evet, birbirlerini dengeleyen yapıları vardı; babalarına benzeyen Hakan dingin ve uysal, annelerine çeken Gökhan heyecanlı ve deli doluydu. Ama bir aradayken -yani her zaman- bir ateş topu oluyorlardı. Göztepe’nin, Selamiçeşme’nin, Fenerbahçe’nin arka sokakları onlardan soruluyordu. Hakan can sıkıntısından babasının eczanesindeki hapları yuttuğu için midesi yıkanabiliyordu mesela... Ya da 12 yaşında bali koklayıp hastanelik olabiliyorlardı meraktan. İlk çetelerini kurduklarında Nurettin Teksan İlkokulu üçüncü sınıftaydılar. Anne-babaları haftada bir bir şikayetle okula çağrılıyordu mutlaka. Araba çizmeler, kavga dövüş, sıradan hadiseler... Dersler dersen Allah’a emanet.
Neyse ki Kadıköy yakasına da sığmayıp Dolapdere’lere uzanan adrenalin ve “sokaktaki heyecan” merakları, nihayet daha fazla hayati tehlikeye yol açmadan doğru yere kanalize oldu: Müziğe. Tabii en sertinden. Babaları Ahmet Özoğuz zamanında yumuşak sesiyle İtalyanca şarkılar söylediğinden gençliğinde “Apino di Mapri” diye anıladursun, Beatles şarkılarıyla büyüttüğü oğulları klibini izledikleri Kiss grubunun peşine düştü. Pentagram’ın gitaristi Ümit Yılbar’dan gitar dersi almaya ve beste yapmaya başlarken Gökhan’ın saçları renkten renge giriyor; küpeler, dövmeler birbirini izliyordu. Bu haliyle kızların ise hiç ilgisini çekmiyordu, doğruya doğru.
Akmar Pasajı’na ilanlar asarak kendilerine grup, Yunan mitolojisindeki savaşçı tanrılardan gruplarına isim ararken, halihazırda Athena adını benimsemiş bir davulcu ve basçıyla tanıştılar. Böylece dört kişilik ilk Athena grubu kuruldu.

Kızıl saçlı, çilli, sevimli çocuk genç kızların gözbebeği
Başta Elmadağ’daki efsane Captain Hook olmak üzere İstanbul ve Marmaris barlarında, düğün salonlarında geçti yılları. Küçük yaştan kendi hayatlarını kazanmayı ve istedikleri işi yaparken taviz vermemeyi koymuşlardı kafalarına. Üstlerini başlarını düzeltmelerini isteyen barlara hiç yüz vermediler mesela.
1995 yılında, pek bilinmeyen, sonradan kült mertebesine erişen heavy metal albümü “One Last Breath”i Hammer Müzik’ten çıkardılar. Ama onların gönlünde yatan aslan punk’tı artık. İlk Türkçe albümlerini çıkarana kadar “barlarda ska ve punk çalan grup” olarak nam saldılar. Ama yeni bir albüm için prodüktör umudu gözükmüyordu ufukta. O dönem pek çok alternatif sese fırsat veren Murat Akad’dan teklif gelene kadar... Böylece içinde o dönem barda çaldıkları “Skalonga”, “Tarlaya Ektim Soğan”, “Perhaps Perhaps” uyarlaması “Senden Benden Bizden” ve tabii ki futbol şarkısı “Holigan”ın da olduğu albüm, 1998 yılında NR1 etiketiyle yayımlandı.
Ve Türkiye’nin ska’yı sevmeyeceği öngörüsüyle onları geri çeviren prodüktörlerin şaşkın bakışları altında epey ses getirdi.
Gökhan Özoğuz ise stüdyoda ağlayıp duvarları tekmeleyecek kadar muzdaripti çıkan sonuçtan çünkü müzikleri onun gözünde “ehlileştirilmişti”. İstediği müziği yapabilmek için Suikast adında bir yan grup kurdu. NR1’le tartışmalı bir ayrılığın ardından yine çok memnun olmayacakları Universal Müzik’le anlaşan Athena’nın son durağı Pasaj Müzik. Bu arada albümler birbirini izledi, “Yaşamak Var ya...”, “Palavra” gibi parçalar dillere dolandı, Gökhan Özoğuz o çok iyi bildiği sokakların dilini şarkılarında anlattığı aşk hikayelerine taşıdı. Sayesinde “Öpüjem öpüjem dedim sana, trip yapma bana” bir flört cümlesi sayılabilir oldu. Bu kızıl saçlı, çilli, sevimli evet, ama asla yakışıklı denemeyecek çocuk da genç kızların gözbebeği...
Ama hâlâ asıl büyük patlama gelmemişti, o da Basketbol Milli Takımı’nın ikinci olduğu 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası için yaptıkları “12 Dev Adam” ile tam oldu. Artık küpesi mi var, dövmesi mi var, müzikleri marjinal mi, kimsenin umurunda değildi. Türk halkının özbeöz çocuklarıydı Athena’cılar... Nitekim 2004’te “milli davamız” Eurovision’da bizi temsil etmekle görevlendirildiler ve “For Real” adlı parçalarıyla dördüncü oldular.
Bu arada Gökhan’ın hayranları sinema oyunculuğuyla ikiye katlandı. Mustafa Altıoklar’ın “O Şimdi Asker” ve onu izleyen Abdullah Oğuz imzalı “O Şimdi Mahkum” filmlerinde kendisini oynadı, son derece doğal ve sempatik bulundu.
Bu yükselme döneminin ardından, beşinci albümleri “US” ile bir uzun duraklamaya girdiler. Hayatlarının kahramanı olan babalarını kaybetmenin sarsıntısını atlatmak için buralardan gitmeyi seçtiler. Hakan askere, Gökhan İngiltere’ye... Ve iki kardeş yedi ay sonra Londra’da buluştular...

Şımarıklık yapmadan, kimseye sataşmadan da popüler olunabileceğini gösteriyor
Oralarda bir süre baş başa bir dönem geçirdikten sonra 2010’da “Pis” albümüyle müziğe ve yurda döndüler. Biraz daha olgun, biraz daha “durgun”, pek çok müzik eleştirmenine göre kariyerlerinin en iyi ve en cesur albümüydü bu. O günden sonra iki özel kayıt daha duyduk Athena’dan: “My Way” uyarlaması “Ben Böyleyim” ve Orhan Gencebay’a saygı albümündeki “Bir Araya Gelemeyiz”.
Bunun dışında gene sessizlik... İdi... Çünkü “O Ses Türkiye”, tam olarak Gökhan Özoğuz’un yeniden doğuşu oldu. Hatta bambaşka biri olarak doğuşu... Şimdi herkesin gözü onun üstünde... Bir cümlesiyle bir salon seyirciyi coşturup “Gökhan... Gökhan...” tezahüratlarıyla ortalığı yıkabiliyor. Şımarıklık yapmadan, kimseye sataşmadan, nezaketle de popüler olunabileceğini gösteriyor.
Onun artık hayatına bir şovmen olarak devam etmesini isteyenler bir yana, müzisyen olarak hasret gidermeyi bekleyenlere de bir müjde: Athena bir yandan stüdyo çalışmalarına başlamış durumda, büyük olasılıkla mayıs ayına kadar yeni albüm raflarda olacak.

Gezi sırasında Başbakan’la görüşecekti

Gökhan Özoğuz, Gezi olayları sırasında Necati Şaşmaz ve Hasan Kaçan’la birlikte Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüşeceği söylentisiyle de gündeme geldi. Bu görüşmeden son anda vazgeçince de çıkacağı konserlerin sponsorları tarafından tehdit edildiği iddiası ortaya atıldı. Gökhan bu söylentiler üzerine şu açıklamayı yaptı: “Öncelikle, yoğun gündem içerisinde bireysel bir konuyla zamanınızı aldığım için özür diliyorum. Ancak çalışma arkadaşlarımı da hedef alan asılsız haberler üzerine açıklamamı tekrar etmek zorundayım. İçinden geçmekte olduğumuz süreci çok daha doğru ifade edebilecek ve benden çok daha yetkin kişiler varken, söz hakkını onlara bırakmayı tercih ettim. Konuşulması gereken pek çok konu var. Lütfen bireysel haberlerle bilgi kirliliği yaratmayalım. Şu andan itibaren, özgürce bir arada yaşama koşullarımıza odaklanmamız gerekiyor.”

Gökhan ve Hakan Özoğuz, 2014 baharında çıkması planlanan yeni Athena albümü için çalışıyor.

Gökhan, “O Ses Türkiye” ile bir anda parladı.

Melis Ülken ile geçen yıl sonunda evlendi, temmuzda kızı Derya Ayşe’yi kucağına aldı.

“Her erkeği dize getiren bir kadın çıkar”
Gökhan Özoğuz, Gülenay Börekçi’yle konuşurken “Her erkeği dize getiren bir kadın illa çıkar günün birinde. Bazen de bir çocuk yapar bunu. Ama hepimizi dize getirecek bir güç vardır muhakkak” demişti. Şimdi onu “dize getirecek” iki güç birden var hayatında: 2012 yılının son günlerinde Melis Ülken ile evlendi ve temmuz ayında kızı Derya Ayşe’yi kucağına aldı.

“Dini inanç hassas konu”
Gökhan Özoğuz’un tasavvufa olan merakı biliniyor. Cerrahi tarikatıyla ilişkisi ve beş vakit namaza başladığı konusunda da rivayet muhtelif. Kendisinin bu konudaki açıklaması ise şöyle: “Bunlar çok hassas konular, bu konulardan rant sağlıyor denilmesinden, olayların farklı yöne çekilmesinden korktuğumdan bir yorum yapmak istemiyorum. Dini inanç sonuç itibariyle, herkesin iyiliği de kötülüğü de kendinedir.”

©Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.