15.08.2018 - 01:30 | Son Güncelleme: 15.08.2018-1:30 A-A+
ozay.sendir@milliyet.com.tr
TÜM YAZILARI

TALAT BULUT OLAYINDA SÖZ SIRASI YAPIMCIDA



Fatih Aksoy’u, en ünlü yıldızlarının bile MED Yapım çalışanlarına kötü davranmasına izin vermeyen bir adam olarak tanıdım. Bu tanıklığa güvenerek, Talat Bulut’un ‘Yasak Elma’ya devam kararıyla ilgili kendisini aradım. Konuşmaya, “19 yaşında bir kız, tanığı yok diye, ‘iftira atan insan’ konumuna mı düştü?” diye başlayacak oldum, “Dur bakalım” dedi ve başladı anlatmaya:

- Bu konuda, “Savcılığa şikayet et” diyen de benim, “Savcılığa başvurman buradaki pozisyonunu değiştirmez, sen lütfen işine devam et” diyen de...

- Hepiniz dosyayı bilmeden yazıp çiziyorsunuz. O genç kız ifadesinde “Odada yalnızdık” diyor ama takipsizlik kararı veren Savcı, tam 12 kişinin ifadesini aldı, biliyor musun? Üstelik o genç kızın avukatının istediği tanıklar da var, bu 12 kişi arasında... Diğer kostümcü, onların olayı anlattıklarını söylediği diğer kişi ve o gün kızı almaya gelen erkek arkadaşı hepsi dinlenmiş.

- Daha ilk gün, “Mahkemenin vereceği kararı beklemem, savcı dava açtığı an, Bulut’la yollarımızı ayırırız” diyen benim. Savcı, ciddi bir sosyal medya baskısına rağmen ve o kadar kişiyi dinledikten sonra bir karar vermiş. Ne yapayım, kendim mahkeme mi kurayım?

- Ben kişilere göre değil, ilkelere göre çalışırım. Şimdi yargı taciz iddiasını ciddi bulmadığı halde, oyuncunun işine son verdiğimi düşünelim. Yarın rakip bir firma setlere kendisine bağlı kişileri soksa, sonra da başrol oyuncularımı tacizle suçlasa... Yargı iddiaları ciddi bulmasa bile, benim herkesi kovmam gerekmez mi? Bu kadar kırılgan bir ortama kendimi nasıl sokarım?

- Yargıtay’ın emsal bir kararı var. Bir kadın tek başına olduğu anda tacize uğrasa bile, sonraki hali ve tavrı da kanıttır diye... Burada genç kızın sonraki halini gören insanlar da dinlenmiş mi, dinlenmiş. Ardından yargı bir karar vermiş. “Kız iftira atıyor” demiyorum, “Olmamıştır” da demiyorum. Söylediğim, yargı iddiayı inceledi ve dava açmadı. Adama ‘tacizci’ demek de ayıp. Ne yapacağım, yargıya güvenmekten başka?

- Olayı, ertesi gün, uygulayıcı yapımcıdan öğrendim. Önce Talat Bulut’u çağırdım, ardından kızı... Erkek arkadaşı ve ailesiyle geldi. Biri “Yapmadım” dedi, öteki “Yaptı” dedi. Ben de, meseleyi mutlaka savcılığa intikal ettirmesi gerektiğini söyledim. Yapım şirketi olarak onu yalnız bırakmadık, arkasında durduk ve çalışmaya
devam etmesini istedik.

- Ben tacizci çalıştırmıyorum. Taciz iddiasıyla şikayet edilen, olaya dair genç kızın istediği tanıklar da dinlendikten sonra hakkında dava açılmayan biriyle çalışıyorum. Ortada “Madem tanığın yok, dosya kapandı” falan gibi bir durum yok kesinlikle.

- Bu ülkede, karanlık ve yargının ele geçirildiği zamanlar oldu ama
artık bunlar geride kaldı. Yargıya güvenmekten başka hangimiz ne yapabiliriz? Bu konuda görüş beyan edenler, kendileri de birer mahkeme kurmuş olmuyorlar mı?

Uçurumdan düşmek mi, su aygırı ısırması mı?

Bizim memlekette bir sürü insan uçurum kıyılarında selfie çekerken öldü. Kenya’da da bu sene, su aygırlarının fotoğraflarını yakından çekmeye çalışırken ölen turist sayısı, altıya çıktı.

Arkadaş, bu ne fotoğraf merakı! “Annenizin karnından kamerayla mı doğdunuz?” demenin bir manası yok, zaten dinleyen de yok.

Bu gidişle, yakın bir gelecekte uçurum kıyıları da, vahşi hayvanların yaşadıkları alanlar da çitlerle kapatılır.

Başka türlü kendisini telef etmekten vazgeçmeyecek bu insanlık...

Herkes barışsınlar istiyor...

İlginç ve duygusal bir milletiz biz... Hiç tanımasalar, neden ayrıldıklarını
bilmeseler de, Murat Boz’la Aslı Enver’in barışmasını istiyor insanlar.

Uskumruköy pazarında bir yandan dolmalık biber seçip, diğer yandan bu
konuyu konuşan iki hanımefendi gördüm önce... “Oluyor böyle şeyler” deyip geçecektim ama tezgahın arkasındaki satıcı da, “Benim hanım da çok istiyor barışmalarını” demesin mi?

Olduğum yerde kalakaldım. Allah biliyor ya, pazara etiketlere bakmak ve insanların fiyat değişimlerine verdikleri tepkiyi görmek amacıyla gitmiştim. Boz ve Enver notuyla eve döndüm.

Ölüm sahili

Fotoğrafta gördüğünüz sahilde, sekiz yaşında bir çocuk sulara kapılıp, kayboldu geçtiğimiz pazar günü... Sahil güvenlik aradı uzunca bir süre, o sırada babası ve amcası fenalaştıkları için serum takıldı kollarına...

İstanbul’da, Şile’yle Ağva arasında küçük bir koy fotoğrafını gördüğünüz yer ve bu sahilde yaşanan ilk ölüm de bu değil.

Büyükşehir’in her koya bir cankurtaran koyma imkanı bulunmuyor, kaldı ki cankurtaran olduğu zamanlarda bile yüzde 100 kurtulacaksınız diye bir kural da yok. İstanbul’un Karadeniz sahilleri rip akıntısının çok olduğu yerler ve  yüzme bilenler bile paniğe kapıldıklarında hayatlarını kaybedebilir. Kurtulmanın tek çaresi,  sahile değil, sağa ya da sola yüzmektir ama sekiz yaşında bir çocuk, öyle bir anda nasıl başaracak bunu?

Minikleri ne denizde ne de havuzda tek başına bırakmak ve çok iyi yüzme bilmeden Karadeniz sahillerinde fazla dolanmamak gerekir.

Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
©Copyright 2015 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.