Geri Dön

Stresinizi kontrol EDEBİLİRSİNİZ

Yaşadığımız bu sıkıntılı süreci hem beden, hem de ruh sağlığımızı koruyarak atlatabiliriz. Uzmanlar, sorunu kişiselleştirmeden kısa vadeli ve dar kapsamlı görmenin yararına dikkat çekiyor.

Stresinizi kontrol EDEBİLİRSİNİZ

Stresinizi kontrol EDEBİLİRSİNİZ

Yaşadığımız bu sıkıntılı süreci hem beden, hem de ruh sağlığımızı koruyarak atlatabiliriz. Uzmanlar, sorunu kişiselleştirmeden kısa vadeli ve dar kapsamlı görmenin yararına dikkat çekiyor.

SİBEL KÖKLÜ

Stresinizi kontrol EDEBİLİRSİNİZ
Uzmanların da belirttiği gibi Türk insanı maalesef strese karşı daha az dayanıklı. Daha duygusal, kendine olan güveni daha az. Performansımız hemen düşebiliyor. Öte yandan kültürel değerler itibariyle dayanışmanın çok yüksek olduğu bir toplum. Zor durumda kalsak, yakınımızdaki insanların hemen yardımımıza koşacağını biliyoruz. Ama bu güven duygusu gerçekten iyi bir şey mi, yoksa bizi tembelliğe mi alıştırıyor, tartışılır. Sadece kendine, yeteneklerine güvenmek, insanın içindeki yeteneği kullanmasına ve bu zor dönemlerde ayakta kalmasına olanak sağlıyor. İş hayatında başarılı olmak için eş-dost, tanıdık, akraba vasıtasıyla ilişki kuranlar bu dönemde daha fazla zorluk yaşayacağa benziyor.

Kriz insanları nasıl etkiliyor?
Genel olarak bir şok geçiriyoruz. Bu şokun arkasından bir sorgulama başlıyor. Sonra ne olduğunu keşfediyor ve ona kendimizi adapte etmeye, onunla birlikte yaşamayı öğrenmeye çalışıyoruz. Kriz ve yarattığı stresten geleneksel aile yapısı nedeniyle daha çok erkekler etkileniyor. Uzmanlara göre, en çok strese giren kesim emekliliğine az bir süre kalmış erkekler. Hayattaki beklentileri değişmek üzere olan bu kişiler, tam rahata erişeceklerini düşündükleri zamanda işsiz kaldıklarında büyük bir strese giriyor. Oysa 30 yaşındaki bir insan bu dönemi daha az stresle atlatabiliyor. Gençlerde de büyük bir umutsuzluk ve boşvermişlik duygusu görülüyor.

Ruh sağlığı nasıl korunur?
Bu sıkıntılı dönemi yalnız bizim yaşamadığımızı, diğer insanların da aynı kaygıları yaşadığını düşünmek ilk adım olabilir. Bu süreci en az hasarla nasıl atlatabileceğimizi kendi kendimize sormamız gerekiyor. Çünkü stres; depresyon, uyku bozukluğu, sıkıntı, halsizlik, hayata karşı isteksizlik vs. yarattığı gibi bazen de sara türü hastalıklara yol açıyor.
Stresi yenmenin bir başka yolu da kızgınlık ve öfkemizi çevremizle paylaşmak. Diyelim ki işimizi kaybettik. Kim haklı, kim haksız tartışmasına girmeden ailemizle, eşimizle, arkadaşlarımızla bu kızgınlığımızı paylaşmak rahatlamamızı sağlayacaktır.
ABD’de yaygın olan bir uygulamaya göre, şirketin patronu elemanını atacağı zaman çağırıyor ve ’Bunu yapmak zorundayım, kızgınlığınızı benimle paylaşın’ diyor. Tabi ki 6 aydır çalışanla 6 senedir çalışan arasındaki kaygı ve kızgınlık farklı oluyor. Ama o an duydukları kızgınlık ya da öfkeyi paylaşmak önemli.
Pozitif Performans Enstitüsü’nden Psikolog Adalet Bağdu, hayatta iyi giden şeyleri görmenin ve pozitif düşünmenin çok önemli olduğunu söylüyor. Pozitif düşüncenin beynin yanısıra vücut kaslarını bile daha iyi çalıştırdığını söyleyen Adalet Bağdu; 'Üç stepte çözüme doğru gidebiliriz. Birincisi sorunu uzun vadeli düşünmemek. Sorunlarımız da aynı hayat dengesi gibidir. Nasıl ki hayatımızda mevsimler başlayıp bitiyorsa, kriz ya da savaş da bir gün mutlaka bitecek. Sorunları da böyle düşünelim. Hatta ’bu da geçer’ felsefesini kazanalım. Sorun bugün içindir, mevsimler gibi değişecektir.
İkinci aşama sorunu kapsamlaştırmamak. Savaş çıktı işlerim kötü mü gidecek, çocuğumu okutabilecek miyim diye düşünmeyelim. ’Soruna rağmen nasıl para kazanabilirim, ofisimi nasıl ayakta tutabilirim’ diye düşünelim. Mutlaka hepimiz için bir yol vardır.
Üçüncü aşama sorunu bireyselleştirmemek. Bu sorunun herkesin başında olduğunu unutmamak lazım. Acaba ben başarılı değil miyim, beğenilmiyor muyum gibi düşüncelere kapılmamak lazım. Bu üç aşama insanların yeni kaynaklar yaratmasında da etkili oluyor' diyor.

Bu dönem gerçekten bir fırsat mı?
Her kötülüğün arkasından bir iyilik doğar düşüncesiyle, bu kötü dönemi iyiye dönüştürmek mümkün. Pozitif düşünmek, kendimizde yanlış ve eksik gördüğümüz yönleri değiştirme kararı alıp uygulamak bu dönem için bir fırsat olabilir.

Stresi yenmek mümkün
Psikiyatri alanındaki çalışmalarını 15 yıldır ABD’de sürdüren ve kısa bir süre önce Türkiye’ye dönen Psikiyatrist Tanju Sürmeli, stresi yenmenin öğrenilebileceğini belirtiyor. 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Yale Üniversi’nden mezun olan, Cornell Üniversitesi’nde çocuk-ergen psikiyatristi, Columbia ve New York Üniversitelerinde psikofarmakolojist, Ackerman Enstitüsü’nde aile psikiyatristi, M.Erickson Enstitüsü’nde Hipnoterapist ve ABD Nörofidbek Birliği’nde Nöroterapist olarak çalışan Tanju Sürmeli;
'Stresi yenmek için insanlara bir takım teknikler öğretilebilir. İşyerinizdeki problemi evinize taşımayın. Bırakın orada kalsın, evde her şeyi anlatmak zorunda değilsiniz. İşyerinin kapısından çıkmadan önce masanıza oturun ve beş dakika burnunuzdan derin nefes alın, yavaş yavaş ağzınızdan verin. Kaslarınızın gevşediğini düşünün, bu gevşemeyi hissedin. Bu yönteme self hipnoz diyoruz.
Örneğin; büyük bir strese girdiniz, eliniz ayağınız tutmuyor. Yapacağınız küçük bir şey sakinleşmenizi sağlayabilir. Elleriniz buz gibi olduysa, avucunuzu açıp dizinize koyun, gözünüzü ve dikkatinizi sağ avucunuza verin ve sıcaklık ya da ağırlık hissedene kadar şunu söyleyin; ’sağ elim ılık ve ağır’. Kendi sesinizi duyarsanız daha etkili olur ve eliniz ısınmaya başlar. Bunlar ABD’de yıllardır kullanılan biyofidbeck teknikleridir.Ayrıca Nörofidbeck dediğimiz yöntemle, beyinin elektrik dalgalarını değiştirerek insanlara kendi streslerini yönetmeyi ve beyinlerini nasıl kullanabileceklerini öğretiyoruz. Bu yöntemde ilaç kullanmıyoruz. Beyin dalgalarına bakarak insanlara beyin dalgalarını nasıl kontrol edebileceklerini öğretiyoruz. Stresle gelişen hastalıkta beyin dalgalarını azaltıyoruz, sağlıklı beyinlerde arttırıyoruz ve bu değişiklikler kalıcı oluyor. Depresyonun yanısıra, migreni tedavi ediyor, otistik çocukları iki üç ayda konuşturabiliyoruz' diyor.

Psikiyatrist Cem Hızlan: Psikolojik değil, reel gerginlik!
İnsanların bireysel olarak karşılaştıkları zorluklara verdikleri yanıt farklı. Herkes kendi yapısal özelliklerine, kültürüne, aile ortamına vs. göre yanıt veriyor. Bireysel olarak bir takım sıkıntılar yaşıyoruz ve bunlar üstüste geliyor. Maddi ve gelecekle ilgili kaygılar var. Yaşanan gerginlikler çok reel gerginlikler. Bunları psikolojik kaygılar olarak değerlendirmemek lazım. Bireylerin kendini koruma özelikleri, kendi yapıları içinde gizlidir. Herkes sahip olduğu donanıma göre biraz daha kendine yönelik bir çaba içinde olmalı.
Ekonomik kaygılardan ortaya çıkan gerginlikler, anksiyete, panik, huzursuzluk, çabuk sinirlenme ve duygusallığa yol açıyor. Ruhsal bütünlüğünüzü korumak için kendi donanımınızı burada devreye sokabilirsiniz. Genel huzursuzluk ve anksiyete belirtilerini bu dönemde normal karşılamak lazım.








24 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteniİşte gündemde öne çıkan magazin gelişmeleri

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber