Pazar

25 Eylül 2005 - 00:00 | Son Güncelleme:

Venedik'te kongre

Bir zamanlar Akdeniz'in kraliçesi diye anılan Venedik'te önümüzdeki hafta Halil İnalcık'ın da katkısıyla Osmanlı İktisat Tarihi Kongresi düzenlenecek

Sitene Ekle
Bir şehrin tarihi oluşumunu saptamak kolay değildir. Bazı halde yazılı kaynaklar yanıltıcı, arkeolojik kazılar ise yetersiz kalabilir. Venedik, Adriyatik'in kraliçesi ve şehirden çok cumhuriyet ve cumhuriyetten çok diktatör bir Akdeniz imparatorluğudur. Şehrin koruyucu patronu Aziz Marko'dur ve onun sembolü olan aslan Venedik'in de bayrağıdır. Şehrin adı her milletin dilinde ayrı telaffuz edilir: Macarlar Velense der, Almanlar bizim gibi Venedik, kendi sakinleri Venezia, öbürleri Venice vs. Biz Venedik Cumhuru derdik devletin adına. Belli ki herkes oraya gıpta veya iştahla bakmış. Büyük kanalın bir tarafında Türk hanı, öbür tarafında Alaman hanı. Venedik doğuyu batıya, güneyi kuzeye taşımış, zenginleşmiş ve bu dünyayı da zenginleştirmiş merkezlerden biri. İşgali kolay değil; gelen gemiler sık sık değişen ve kayan kum tabakasına oturakalır. Bunu izleyebilen, kazıklarla işaretleyen ve bundan anlayan sadece kendileridir. Rivayet olunur ki, 5'inci asırda Hunların önünden kaçan ahalinin Adriyatik Denizi'nin kuzey kıyısındaki lagünler üzerinde ustalıkla kurduğu Venedik, bir gün geldi bütün Akdeniz'in en zengin ve hükümran şehri oldu. Üstelik Venedikliler denizde ve karada iyi savaşan bir kavim olarak bilinir. Hülasa iğneyle kuyu kazarak zengin ve kudretli olmuşlardır. Venedik denize çakılan kazıklar üzerinde inşa edilen bir şehirdir, bunun gibi bir şehir de Amsterdam'dır ama o Venedik'in taklidi dahi olamaz. Venedik cumhuriyettir ama bugünkü cumhuriyetlerden çok farklıdır. Buna patrici, eşraf yahut ağababalar cumhuriyeti diyebilirsiniz. Belirli aileler bu devleti yönetir, yönetenleri seçer. Bu asil ailelerden Baffo soyunun bir kızı bize padişah karısı ve validesi oldu. Venedik'in kademeli ve karışık bir meclis sistemi vardır ve bu sistem sokaktaki törene bile yansır; herkes istediği törene katılamaz. Venedik görkemlidir, renklidir; hem dindardır hem de karnavalın, eğlencenin ve zinanın dahi kuralları vardır. Hele iktidar söz konusu oldu mu, birtakım aileler birbirini yer. Ama birbirini yiyen ailelerin ortaklaşa bir düzeni vardı; herkes ne kazanacak, ne iş yapacak belliydi. Yılın belirli zamanlarında Akdeniz'e açılan ticari gemi kervanlarına cumhuriyetin donanması refakat ederdi. Bu korumalı muda denilen gemi kervanına da sadece belirli sınıflardan aileler sermaye koyup katılabilirdi. Sermayedar da, işçi de kazanç ve fırsat eşitliğine sahip değildi; meydanlarda salınan, kiliselerde itibarlı sıralara oturan, hele evlilikte eşitliğe sahip olanlar olmayanlara göre bir azınlıktı. Şehrin Yahudileri mi dediniz? Getto denilen baruthane semtine kapatılmışlardı. Bu mendebur yerden kaç asır sonra paralar ödeyip ayrı bir mahalleye çıkabildiler. İçlerinde tefeci Shylock gibi olanları pek yoktu, haddine mi düşmüş, o ancak Shakespeare efendinin fantezisidir. Her şeyin bir düzeni vardı Venedikliler, Doğu Roma'ya iyi yerleşmişti; Galata yani Pera'da bir koloni, her yerde koloniler ve tabii tatlı kazançlar... 1185'te Bizans halkı bunlardan yaka silkti ve canlarına okudu. Venedikliler bunun acısını 1204'te fena çıkardılar. Venedik'in seçimli büyük diktatörü ve 100 yaşına kadar yaşayan büyük adamı Doç Enrico Dandolo, Haçlıları Kudüs yerine İstanbul'a yöneltiverdi ve Haçlı işgalindeki her yerde muhteşem koloniler kurdu, şiddet estirdi. Cenovalılarla Venedikliler rekabet içindeydi; incelik, servet, ilim ve sanat onlara mahsustu. Zengin ve muhteşemdiler. Her yerde tatlı kazançlar Türklerin Küçük Asya, Balkanlar ve Akdeniz adalarına inmesi Venedik'in Akdeniz'deki imparatorluğunun sonu oldu. En son 17'nci asırda Girit Osmanlı olunca, İtalyan şehirlerinin nefesi tükendi. Osmanlı Venedik'e karşı her şeyi yaptı; hatta Dubrovnik gibi tüccar Slav cumhuriyetçilerini bile himaye etti. Güngörmüş Venedik fakirleşti, çürüdü. 1797'de General Bonaparte, Campo Formio Antlaşması ile cumhuriyeti ilhak ediverdi, hatta bizim burada Tomtom Kaptan Sokağı'ndaki şık Venedik Sarayı'na bile Fransız sefareti yerleşti. 1815 Viyana Kongresi'nde de Avusturyalılar Venedik'le birlikte onun İstanbul'daki sarayına el atıp sefaret yaptılar.Nihayet Venedik, İtalya'nın oldu. Bu şehre belki en büyük kötülük, lagünler üstündeki binalara Mussolini'nin hoyrat sanayileşmesinin getirdiği çürümedir. Şehir hâlâ çürüyor, toparlanamıyor ve nüfusu azalıyor. Ama şehir yine muhteşem, yine doyulmaz ve asil bir beldede bulunduğunuzu her an hissediyorsunuz.Önümüzdeki hafta güngörmüş Venedik'te sadece ölüm değil, kongre de olacak. Halil İnalcık hoca ile Venedikli meslektaşımız Giampierro Bellingeri Osmanlı İktisat Tarihi Kongresi'ni topluyorlar; tam yeridir, başarılar ve nice müşterek toplantılara. Şehir hâlâ muhteşem İstanbulluların muhterem hemşerisi ve akil din adamı, Vatikan Temsilcisi George Maroviç Türk vatandaşlığına geçmiş. Maroviç'ler ebaanced bu şehrin halkındandır.Yarım asırdır İstanbul'daki İtalyan, Fransız, Süryani, Kaldani ve Slav asıllı Katolikler hızla Türk dili ve kimliğini benimsiyorlar. Şehirde az sayıdaki Katolik kiliselerinde artık Türkçe ibadet eden bir Katolik cemaati var. Sayın Maroviç bu cemaatin önde gelen temsilcisidir. Akil ve uzlaştırıcı tavrıyla, uzun yıllar hizmet etmesini dileriz. Monsenyör Maroviç
Etiketler:
Toplu tartışma ne adını alır?
©Copyright 2005 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
İlginizi ÇekebilirX