Bu ülke, yoksul ailelere ayda 600 lira bulamaz mı?

“Ölümün olduğu yerde hiçbir şey ciddi değildir demiş” Horatius...
Ölüm varsa, ne zenginliğin anlamı kalır, ne hesaplaşmaların ne de kavgaların...
Hele bu ölümlerde vahşet varsa ve bu vahşet, daha hayatın ne olduğunu anlayamayan küçük çocuklara bulaşıyorsa...
Kayseri’de bir sapıktan koruyamadığımız 3 çocuğun yaşadıklarının hemen ardına eklenen Fırat’ın başına gelenler.
Onun, üvey anne ve annanenin elinde yaşadıklarını düşündükçe, bu ülkenin zenginlikleri de, milyar dolarları da hatta “seçim sattı mahalinden” başka bir şey düşünmeyen atmosferi de gözümün önünde eriyip gidiyor.
Dokuz yaşında bir çocuk işkenceler görüyor, okula gitmiyor, amcasının pideci dükkanında çalıştırılıyor, kimliksiz yaşıyor.
Ve onunla ne komşular, ne etrafındaki insanlar, ne de Devlet ilgileniyor.
Fırat gitti artık, acılarını dokuz yıllık bedenine gömdü ve “milyar dolar projelerin peşinde koşturan, coğrafi ve stratejik açıdan 21. yüzyılın ülkesi olan Türkiye’de” kendisine sahip çıkacak kimseyi bulamadan gitti.
* * *
Başlıklar belli. “Vicdansızlar”
Evet orası net, onlar vicdansız...
Bu olayların faillerine insan demek bile iç bulandırıcı geliyor. Ancak toplum gittikçe hastalıklı haliyle, içten içe kaynıyor.
Bu noktada tam bir araştırmadan söz etmek mümkün değil. Genel olarak Avrupa toplumları üzerinde yapılmış bir araştırma göze çarpıyor.
Refah seviyesi arttıkça, toplumsal suç oranı düşüyor. Kişi başına geliri yüksek olan İsveç, İsviçre, Norveç’te asayiş olayları düşük seyrediyor. Buna karşın İtalya, Fransa, Almanya gibi gelir seviyesi yüksek olan ülkelerde de toplumsal suçlar azaltılamıyor. En büyük pay da ‘göç’ olarak görülüyor.
Türkiye’de ise bozuk ekonominin toplumsal olayları ne kadar sıçrattığına dair bir analize rastlamadım.
Böyle bir veri olmasa da bazı gerçekler ortada.
Türkiye gelir dağılımında ikiye bölünüyor. Siyah ve beyaz tablosu derinleştikçe bunalan, siyahın içinde kaybolan kesim, zorluklar girdabında, insan olmanın erdeminden de yoksunsa daha kolay vahşileşiyor.
Görmezlikten geldikçe, önümüze Türkan’ın, Dilara’nın, İlayda’nın, Fırat’ın acılarını gazete sutunlarından okumak düşüyor.
* * *
Sistemi düzeltmek, eksikliklerin üzerine gitmek kolay değil.
Ancak asıl kabullenmesi zor olan bu ülkede yoksulluğu tartışmanın lüks görülmesi, getirilen çözüm önerilerinin ellerin tersiyle itilmesi.
Daha vahimi; ‘siyasi malzeme’ olarak görülmesi.
CHP, yoksul ailelere “Ayda 600 TL sağlık sigortası” önerdiğinde, iktidar partisi “kaynağı nereden bulacaksın” diye sordu. Şimdilerde bakın ne kadar iktidar partisi aday adayı varsa, gülümseyerek bu projeye dudak büküyor. Muhalefet partisi, iktidara “Sen yeşil karta ayda 14 milyar dolar harcamıyor musun” diye yanıt veriyor.
Eğer imkanlarınız yoksa iş bulmak çok zordur bu ülkede.
Taşeronlaştırma almış başını gidiyor. Ayda bin liraya iş bulan gence sevinirken, kimse bu parayla kirasını nasıl ödeyeceği, çorbasını nasıl kaynatacağı, çocuğunu nasıl okutacağını tartışmıyor.
“Ekonomi düzeldikçe yatırım artacak, yeni yatırımlar iş sahaları açacak” anlayışının ülkedeki yarayı örtmeyeceği görülmek istenmiyor.
Kötü olan şu ki, bu ülke, yoksulunu, dar gelirlisini ciddiye almadıkça küçük bedenleri de yakan vahşet tırmanıyor.
Öncelikle tabana çözüm yaratması gereken siyaset ise şu sıralar, iyi kötü çözüm önerilerini dahi alaya almakla meşgul!
Nasılsa başlıklar belli, ‘vicdansızlar’ deyip geçiliyor...

Nihayet bir ses geldi
İzmir’de, TÜSİAD’ın Anayasa Raporu tartışılıyor, aradan bir ses yükseliyor. “Bu İzmir’in sorunu değil...”. Oysa İzmir, ülke meselelerinden her elini çektikçe, bu meselelerin kuyruğuna takılabiliyor ancak.
Gazeteci Ahmet Şık’ın yazdığı “İmamın Ordusu” adlı kitabın henüz yayınlanmadan toplatılmasına da, İzmir’den biz gazetecilerin dışında bir ses gelmez diye bekliyorduk. Özellikle işdünyasından, çok zor...
Yanılmışız, geldi. EBSO Meclis Toplantısı’nda iki Meclis Üyesi Enver Olgunsoy ve Pınar Yurdun, siyah kurdeleyle basına ayrılan bölümde oturarak basına yönelik baskıları protesto etti.
Ekonominin çarkları düzeldi diye susmak yerine, siyasetin ve adaletsizliğin çarkları arasında kalanların yanında olacak cesarete nihayet tanık olmak güzeldi...