Emeğin değeri taşeronlara emanet!..


Basit anlatımıyla başlayalım...
Dünyadaki ekonomik sistemlerin doğuşu dört unsurun sıralamasına dayanır ve bu sıralama siyasi bakışı da belirler.
Toprak, emek, sermaye ve müteşebbis...
O zamanlar toprak bol olduğu için ayrı bir kavram sayılabiliyordu günümüzde en büyük sermayelerden biri toprak oldu.
Emeğin gücüne dair politikalar ağırlık kazandığında ise ‘kominizm tehlikesi’ yükseliyor çanları çalındı. Çağ hızlı değişti, bu kez ‘sermaye’ diğer kavramların önüne geçti öyle ki, diğer üç unsuru da yönlendireckek üstün güç olarak ‘vahşileşecek’ kadar hızlı güçlendi.
Herşey bu şekilde gidiyordu ki çağ yine hızlı ilerledi bu kez devreye bilgi çağı girdi.
Bilginin para etmesi müteşebbisi şanslı kılmaya başladı. Bilgi sahibi müteşebbis ruh, parayı da emeği de kolay bulabiliyordu.
Tüm bunların arasında değeri sürekli azalan ‘emek’ oldu.
Ve nasıl olsa, toprak da sermaye de, müteşebbis de ‘emek’ ucuzlaştıkça mutlu olabiliyordu.
Bizi bugünlere getiren basit tahlil bu...
* * *
Gelişmiş ülkelerde sendikalaşmanın üstesinden “haklar yönünden güçlü sosyal devlet” formülüyle gelinirken, gelişmekte olan ülkelere de aynı formül gösterildi. Ancak içi boş bırakıldı, çalışanlara aynı sosyal hakların getirilmedi.
Emeği ucuzlatmak için çok formül üretilse de 20. yüzyılın mucize başarılı formülü (!) ‘taşeronlaşma’ oldu.
İşçinin, sendikalaşmanın gücü belinden kırıldı.
* * *
Türkiye’de 22 milyon sigortalının 700 bini sendikalı. Karayollarında Türkiye genelinde 1994’te 55 bin işçi sendikalıydı. 2011’de bu rakam 9 bin 700 kişiye indi.
Ege Bölgesi’nin tümünde yaklaşık 60 bin sendikalı işçi var.
1995 yılında Türk-İş’e bağlı 27 işkolunda İzmir ve yakın çevresindeki kuruluşlarda 141 bin sendikalı işçi varken bugün bu rakam 30 bin 50’ye indi.
1995 yılında İzsu’da 3 bin kişi Eshot’ta 4 bin 500 kişi çalışıyordu. Bugün İzsu’da 851 Eshot’ta 456 sendikalı işçi kaldı.
* * *
Sendikaların hataları yok mu, hala var...
Affedilesi güç hatalar yaptılar.
O hatalar da güvenlik, taşıma, yiyecek gibi alanlarla başlayan taşeronlaştırmayı çığ gibi büyüttü. İstihdam sorunuyla kalıcı politikalarla başa çıkamayanlar için de ‘taşeronlaştırma’ can kurtarıcı oldu. Şimdi fabrikalarda imalat kısımları dahi taşeronlaştırılıyor.
Taşeronlaştırma tercih edilmemeli ama öyle bir noktaya geldik ki vazgeçmek de kolay değil.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ‘taşeronlaştırmayı kaldıracağım’ dedi, şimdi yargılandığı davaların bir kısmında taşeron şirketlerin iddilarına savunma hazırlayarak bedel ödüyor.
* * *
Acil ve şart olan şu; taşeronlaştırmanın sıkı denetimlere, kurallara bağlanması...
Yeni Anayasa sosyal devlet ilkesi ışığında bu konulara el atmazsa asıl o zaman eksik kalır.
Aksi halde çoğu zaman asgari ücrete, yol parasını dahi lüks gören, büyük işletmelere, kurumlara “çağın köle”lerini taşıyan bir sistemi “çözüm gibi görmek” birçok sosyal patlamaya yol açan tam bir ‘yalan dünya’
Mesala Nazi kamplarında da şöyle yazıyordu; “Çalışmak özgürleştirir”
Evet, dün 1 Mayıs İşçi Bayramıydı ve yine işçilerimiz, emekçilerimiz meydanlardaydı, benimse aklımda bu cümleler vardı....