İyiliklerin meyvesi (henüz) toplanmadı

Öte yanda enflasyonun düşmesi demek, ekonominin önünün açılması, faizlerin aşağı çekilmesi demektir. Faiz oranları aşağıya çekilince Hazinenin borç yükü azalır, hükümete iş yapması için bütçeden daha fazla para kalır. Özel sektör yatırımları artar. Bunlar önümüzdeki yıllar daha hızlı büyümesye imkân verir.2004te, Türkiyenin önümüzdeki yıllarını olumlu etkileyecek daha başka gelişmeler de oldu. IMF ile üç yıllık bir anlaşma, önümüzdeki üç yılda döviz krizleriyle karşılaşması tehlikesini bir ölçüde azaltacak. ABden, şarta bağlı olsa da müzakerelere başlama tarihi alınması, ülkenin dış itibarını artıracak. Halk, bunların olumlu etkilerini 2005 içinde "gelir artışı" olarak göremeyeceğinden, önemini değerlendiremeyecektir. Ama bunlar olmasaydı, 2005 daha kötü şartlarla karşı karşıya kalacaktık. Türkiyede iyi şeyler oluyor. Yapısal bir değişim gerçekleşiyor. Ama bu iyiliklerin meyvesi henüz toplanamadığı için, sokaktaki insanın mutsuzluğu devam ediyor. Enflasyonla ilgili gelişmeler, bunun en çarpıcı örneği. Türkiye yıllarca yüzde 60 - yüzde 70 gibi ağır enflasyon şartlarında yaşadı. Ciddi bir çabayla enflasyon yüzde 10un altına çekildi. Ama bu, sıkı para ve maliye politikası sayesinde oldu. Sıkı para ve maliye politikası demek, insanların reel gelirinin artmaması demektir. Piyasada durgunluk, işsizlik demektir. Geliri artmayan, iş bulamayan halka, dükkanını siftahsız açan esnafa, "Neden mutlu değilsiniz? Enflasyon düştü. Daha ne istiyorsunuz?" diye sorgu sual edilemez. Bütçe açığı ve döviz açığı ülkenin temel sorunudur. Halkımız bunları kendi sorunu gibi görmüyor ama, bu iki sorunun faturasını sonunda halkımız, fakirlik, işsizlik olarak ödüyor... Bütçe açığı küçülüyor. Bunun yararını uzun dönemde gene halk görecek. Döviz açığı büyük. 2005 yılında da küçülemeyecek. Ama bu konuda bir şansımız var. Döviz açığı "borç doğurmayan" yollardan kapanıyor. Az da olsa yabancı sermaye girişi, portföy yatırımları, özel sektörün kredili mal alımları ve kaynağı belli olmayan döviz girişi sayesinde, kamunun dışarıda büyük rakamlarda kredi aramasına gerek kalmıyor.Tekrarda yarar var. Bu olumlu gelişmeleri halkımız fark edemiyor ama, olumsuz gelişmeler gündemden düşmüyor. Tasarruf açığımız devam ediyor. Bu açığı kapatmak için dış kaynağa bağlılığımız artıyor. Piyasada TLye geçiş sağlanamadı. Yabancı paranın mevduattaki ve diğer parasal varlıklardaki payı yüzde 50lerde. Reel sektörün yatırım ve üretimi kredilendirilemiyor. Vergi yükü dolaylı vergi ödeyenlerin sırtında. Gelir dağılımında bozulma devam ediyor. İşsizlik sorununda kısa sürede çözüm olasılığı yok gibi... Eğitim ve sağlık politikalarında kargaşa devam ediyor. Adalet sisteminde düzelme işaretleri görülmüyor.Şunu kabul edelim ki, hükümet iyi niyet ile riski göze alarak, yılların birikimi sorunları çözme arayışını sürdürüyor. Yapısal değişimin yükünü, halka yüklediği faturayı görmemeye imkan yok ama, hükümetin yapısal değişim ve uzun vadeli kalkınma ve gelişmenin yolunu açma gayretlerini de takdir etmemek kadirbilmezlik olur... 2004 yılında olan bitenlerin iyilerini terazinin bir kefesine, kötülerini öbür kefesine koyarsak, "iyiler" ağır basar. 2005 yılı (inşallah) daha da iyi olur. guras@milliyet.com.tr Sorun da var, çözüm de var