Obama'yla Türkiye deyince akla gelenler...

Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk siyah Başkanı Barack Obama'nın toplumsal ve siyasal geçmişini, yetişme tarzını, üniversite hocalığını, yakın danışman çevresini ve tabii kampanya vaatlerini Ankara'nın çok iyi değerlendirmesi lazım.
Çünkü Obama 'özel' biri.
Ya da herhangi bir başkan değil.
Belki de 1960'lardan beri, yani 1963'te suikasta kurban giden Başkan John F. Kennedy'den bu yana en 'entelektüel' başkan olarak Beyaz Saray'a oturacak.
İnsan haklarıydı, ayrımcılıktı, sivil toplumdu nedir çok iyi bilen, yalnız yaşayarak değil, bir siyah derili olarak hissederek de bunların içinden gelen biri Barack Obama.
Ayrıca, hukuk dalında Harvard Üniversitesi öğretim üyeliğinden geçtiği için de demokrasi ve hukuk kültürünü içine sindirmiş olduğu rahatça söylenebilir.
Bir başka deyişle:
Türkiye'de Kürt sorunu deyince, terörle mücadele ve insan hakları deyince, demokrasiyle laiklik deyince, demokrasiyle din ve vicdan özgürlüğü deyince, Alevi sorunu ya da Ermeni meselesi deyince, bütün bu konularda Başkan Obama Yönetimi'yle birlikte Ankara karşısında farklı bir Washington bulabilir.
Özellikle Neo-Con'ların ağır bastığı son sekiz yıllık Bush yönetimi ve Başkan Clinton pragmatizminin öne çıktığı dönemlere göre Washington'dan daha farklı sesler yükselebilir.
Ankara buna hazırlıklı olmalı.
Öte yandan, Türkiye'nin stratejik konumu hiç kuşkusuz Başkan Obama yönetimi için de değerini koruyacak.
Amerika'nın dünyadaki 'sorunlar coğrafyası'nın yüreğindeki yeri değişmeyecek Türkiye'nin.
Irak'tı, İran'dı, Kafkasya'ydı, Rusya'ydı, enerji güvenliğiydi, Filistin-İsrail sorunuydu, Suriye'ydi, Başkan Obama bunlardan hangisini ele alacaksa, hepsinde dost ve müttefik bir Türkiye'ye elbette ihtiyaç duyacak.
Tersi düşünülemez.
Ama Türkiye için de geçerlidir bu.
Kısaca, iki ülkenin de birbirine ihtiyacı vardır; iyi ve yakın ilişkiler her iki ülkenin de ortak çıkarınadır.
Barack Obama, seçim kampanyası boyunca, dış politikada Başkan Bush yönetiminin kendi başına buyruk ve kibirli 'Neo-Con çılgınlığı'na son vereceğini söyledi. Silah ve çatışmaya değil diplomasiye, diyaloğa, müttefikler arası işbirliğine ağırlık vereceğini açıkladı.
Böyle bir anlayış, Türkiye'nin de çıkarınadır.
İran'la çatışmak yerine masayı yeğleyen, Irak'tan kademeli olarak çekilen ve toprak bütünlüklerini önemseyen, Afganistan'da Taliban'la dahi görüşebilen, Avrupa Birliği'yle ilişkilerini yeniden yakınlaştıran, Rusya ve Çin'le diyaloğu ön plana alan bir Amerika'nın böyle bir çerçevedeki genel politika çizgisi, tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye'yi de rahatlatır.
Böyle bir Amerika, aynı zamanda "Türkiye'nin AB yolu"nu daha etkili biçimde destekleyebilir.
Şunu not etmekte yarar var:
Türkiye eğer AB'nin gerektirdiği demokratikleşme adımlarını hızlandırır, terör ve şiddetle mücadelesine paralel olarak Kürt sorununun çözümü yolunda da mesafe alır, Ermenistan'la ilişkilerini de normalleştirme sürecine sokabilirse, Obama Amerika'sıyla ilişkilerinde çok iyi gidebilir.
Barack Obama'nın yakın danışman çevresinde Türkiye'yi ve sorunlarını yakından bilenler var. Bu odaklar, istikrarlı ve demokratik bir Türkiye'nin barış ve istikrar açısından önemini çok iyi biliyorlar.
Bu da Türkiye'nin şansı olabilir.
Son iki yazımda belirttiğim gibi:
Obama'yla, Amerika'nın ilk siyah Başkanı'yla daha iyi bir gelecek umudu doğuyor.
Dileriz, bu umutlar boşa çıkmaz.