Türkiye'nin dünyadaki yeri, önemi derken...

Son zamanlarda üç kitap okudum. Üçü de, yeni Başkan'ıyla birlikte Amerika'nın dünyaya ilişkin dış politika gündemini tartışan kitaplardı.(*)
Üç kitabın ortak noktası olarak şu özet yapılabilir:
1. Amerika, bir düşüş eğrisi çekmeye başlamakla birlikte, hâlâ dünyanın en güçlü tek süper-devleti olmaya devam ediyor.
2. Bu yüzden yer yuvarlağında Amerika'sız savaş da barış da, kriz de çözüm de, iyilik de kötülük de düşünmek gerçekçi bir bakış açısı değildir.
3. Ancak, Amerika artık dünyada kendi başına hareket edemez; Amerika'nın dediğim dedikçi başına buyruk politikalar izleme dönemi kapanmıştır.
4.Bir başka deyişle, 1989'da Berlin Duvarı'nın çöküşüyle Amerika'yı dünyada tek başına bırakan 'tek kutuplu dünya' sona erdi.
5. Amerika'nın dünyada barış, demokrasi, refah diye kaygı ve idealleri varsa -ki olmalıdır-, bu hedeflere doğru artık kendi başına değil, dost ve müttefikleriyle işbirliği içinde, -ve daha çok çatışma değil diyalog yollarında- yürümeli, 'dünya liderliği'ni böyle bir çizgiye oturtmalıdır.
Brzezinski ve Scowcroft gibi Amerikan başkanlarının yanında ulusal güvenlik danışmanlığı yapmış ya da Robert Kagan ve Fareed Zakaria gibi Amerika'nın farklı çizgilerdeki önemli stratejistlerin bir bakıma ortak sayılabilecek bir zeminde buluşmalarına belki bir neden gösterilebilir:
Irak Savaşı!
Başkan Bush'la yakın çevresindeki Neo-Con çılgınlar, güç ve iktidar sarhoşluğundan kaynaklanan büyük bir kibirle büyük bir çıkmazın içine soktukları Amerika'nın aynı zamanda gücünün sınırlarını da çümle âleme sergilemiş oldular.
Amerika'nın bu dünyada artık her aklına eseni yapamayacağını, eski deyişle kaadir-i mutlak olmadığını, hem kendi ülkelerine, hem de başta Irak olmak üzere bütün dünyaya büyük bir bedel ödeterek gösterdiler.
Bugünün dünyasında Amerika'nın çizmekte olduğu 'düşüş eğrisi'nin arkasındaki nedenler daha çok üç noktada toplanıyor:
1. Irak ve Afganistan savaşları gösterdi ki, Amerika'nın askeri üstünlüğü ille de istenen 'siyasal zaferler'e yol açmıyor.
2. Çin ve Hindistan'ın ekonomik yükselişi, dünyanın en büyük ekonomisi olarak Amerikan ekonomisinin günlerinin sayılı olduğuna işaret ediyor.
3. Küresel mali kriz, imkanlarının ötesinde yaşayan Amerika'nın kendi pazar ekonomisi 'modeli'nde yanlış bir şeyler olduğunu da dünyaya gösterdi.(**)
Şimdi Barack Obama, yeni Amerikan Başkanı olarak hem kendi ülkesinin, hem dünyanın hallerinin bilincinde olarak geliyor Beyaz Saray'a.
Bir başka deyişle:
'Tek kutuplu dünya'nın sona erdiği ve Amerika'nın dost ve müttefikleriyle çatışma değil işbirliği yollarında yürüyerek dünyaya daha büyük iyilikler yapabileceği gerçeği, büyük ihtimalle, 20 Ocak 09'da iktidara oturacak Başkan Obama Yönetimi'nin gündeminde olacak.
Yazımın girişinde belirttiğim kitapları okurken bir şey dikkatimi çekti. Kitaplarda adı geçen az sayıda ülke arasında Türkiye de vardı.
Türkiye'nin önemi vardı.
Ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin, yolunun Amerika tarafından mutlaka desteklenmesi gerektiği vardı.
İster istemez aynı şeyi düşündüm.
Evinin içini düzenleyen, yani siyasal ve ekonomik reformlarını sürdüren, Kürt sorununu demokratik atılımlarla çözüm rayına oturtan ve AB yolunu gerçekten ciddiye alan bir Türkiye'nin küresel kriz sonrası dünyadaki yeri daha sağlam ve güzel bir yer olacaktır.
--------------------------------------
* Robert Kagan; The Return of History and the End of Dreams; Alfred A. Knopf, New York, 2008... Zbigniew Brzezinski, Brent Scowcroft; America and the World; Basic Books, New York 2008... Fareed Zakaria, The Post-American World; W. W. Norton, New York, 2008...
** Gideon Rachman, Is America's new declinism for real; Financial Times, 25.11.08, s.11.