Yılın ilk günü!

Hem hüzün hem sevinç.Başka türlü bir mutluluk.Hem kederini dağıtıyor insanın hem yaşamak ne güzel şey dedirtiyor. On sekizinci yüzyılın müziğiyle yirmi birinci yüzyılın başında kendi kendimle barışık olmayı, iç barış arayışını bu yıl başında demek ki Mozart kolaylaştırıyor.İnce bir hüzün akıyor! Bu cümle benim değil, Oya Baydarın. Latife Tekinin son romanı Unutma Bahçesini anlatırken yazmış:"Latife Tekinin dili alabildiğine doğal, yalın, ama bir o kadar da şiirli; yazarın yabancı olmadığımız mizah duygusu yer yer kendini gösterse de cümlelerin altında ince bir hüzün akıyor: O çok özlenen unutmanın verdiği hüzün belki."(*) Latife Tekinin Sevgili Arsız Ölümünü anımsıyorum. Yirmi bir yıl olmuş çıkalı. 12 Eylüllü günlerde ne büyük heyecanla okumuştum. "Latife Tekin neden yazıyor?" sorusunu yanıtlarken şöyle diyor Latife Tekin:"Sürekli özlemini çektiğim bir şey var, çocukluğumdaki gibi tam bir masumiyetle her şeyin içinde kendimi unutarak yaşamak isterdim. Bir kırılma oldu işte, büyüme yıllarımda, göçün yarattığı sarsıntı esnasında... Sözcüklerin gürültüsü bir çatlaktan içime dolmaya başladı. Yazıyı bu gürültüyü dindirmenin bir aracı olarak keşfettim sonradan... Parçalanmaktan kurtulmam bu keşif sayesinde... Dağılıp gidecek gibiydim, yazdıkça o korku benden uzaklaştı. Bir an önce sükunete, iç bütünlüğe kavuşmak..." Peki, Altan Öymen bu kitabı niye yazdı?Bizim meslek herhalde bir zamanlar usta-çırak ilişkisine dayanırdı. Altan Öymen de bana kim bilir kaç yıl önce haber yazmayı kafama vura vura öğrettiği için benim ustam sayılır. Anılarının ikinci cildi Değişim Yılları. İçine de yazmış, "Tuğlaya karşı tuğla dizisinin yeni bir karşılığı olarak..." Kitabın sayfaları arasında dolaşırken şöyle bir duyguya kapıldım:Sanki Altan Öymen gazete çıkarmayı özlemiş. Bunun için de anılarını gazeteleştirerek yazmış. Tuğla gibi ama bir solukta okunuyor. Yazıyla, fotoğrafla, karikatürle yakın tarihi, İkinci Dünya Savaşıyla demokrasiye geçiş yıllarını kuş bakışı ama düşünerek öğreniyorsun.Usta bir gazetecinin kitabı.Öyle anlaşılıyor ki, Türkiyenin yakın siyasal tarihinin ne olduğunu anlamak isteyenler bundan sonra Altan Öymen durağından da geçecekler.Gazeteci milleti yazıyor!Biri de Murat Yetkin.Son kitabının adı:Kürt Kapanı.Alt başlığında ise Şamdan İmralıya Öcalan yazıyor. Güncelin peşinde bir kitap ama derine gidiyor. Gündemine hâkim, ciddi bir gazetecinin bir bakıma iğneyle kuyu kazması denebilir.Türkiyenin en kritik dönüm noktalarından birini yazarken, dokunmadık kaynak bırakmadan birçok yerden check etme çabası. Yani dürüst, mesleğine düşkün bir gazetecinin, gerçeği değişik açılardan fotoğraflamak için kılı kırk yarması...Üstelik rahat okunuyor, akıcı bir kitap. Bir kutunun kapağını açıyor Murat. Onun içinden bakalım daha neler çıkacak diye soruyor. Bu memleket aslında gazeteci milleti için bir cennet değil de nedir?23 nolu piyano konçertosu...İçimi ısıtıyor.Mozart, beni yeni yıla hazırlıyor.Şömine çıtır çıtır.Kocaman bir yalnızlığın ortasında Cumhuriyet kitabıyla cebelleşmeye başladım. Sanki zamanı! İlle de yazacaksın. İçini boşaltmak, bir tür terapi belki de... 1983 yılı ocak ayı. Tam ofset teknolojisi için kıt kanaat yatırım yapmaya çabalarken askeri yönetim kapatıyor Cumhuriyeti... Berin Nadi kızıyor bana, "Gazeteyi batıracaksın!" diye...Bülent Erkmen "Son İşler" albümünü göndermiş. Sevgili Bülent de Cumhuriyetin o yıllarını bilir. Ofset baskıya hazırlanırken, Cumhuriyette yaşanacak mizanpaj, sayfa düzeni değişikliği için birlikte geçiş dönemleri oluşturmuştuk. Asık suratlı Cumhuriyeti, ciddiliğine zarar vermeden güler yüzlü yapabilmek ve bu değişikliği kabul ettirebilmek...Kolay olmamıştı.Ne kolay oluyor ki hayatta?İyi ki Mozart var!Hem hüzün hem sevinç...Yeni yılda da asılın hayata.İyi seneler!——————————————* Cumhuriyet Kitap, sayı 768. h.cemal@milliyet.com.tr İnce bir hüzün akıyor! Herhangi bir günden farklı mı yılın ilk günü? Niye farklı? Tartışabilirsin tabii. Ama ben şimdi Mozartın Adagiolarını dinliyorum. İnsanın iç dünyasına sükunet aşılayan Adagiolar. Bach gibi, iyi ki Mozart da var. Numarası 23 olan piyano konçertosu bir daha, bir daha...