Kesip saklamadan...

Kesip saklamadan...

Hasan PULUR

BİR yazı arşivimiz vardır, bazı yazıları, haberleri kesip saklarız, "Sakla samanı, gelir zamanı" diyerek...
Ama bazen bakıyoruz ki, saklamanın anlamı yok, tam zamanı gelmiş, hatta geçiyor...
* * *
BUGÜN bunlardan iki örnek vereceğiz.
Deniz Som, 6 kasım 1997 tarihli Cumhuriyet'te, önce Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun bir kararını anlatıyor. Türkiye'de PKK eylemlerini "Milli Kurtuluş Mücadelesi" diye nitelediği için mahkum olan Mehdi Zana, komisyona başvuruyor, ama komisyon bu başvuruyu reddediyor. Gerekçe "Şiddet hareketlerini desteklemek, düşünce özgürlüğü kapsamına giremez" diye özetlenebilir. Deniz Som, bu karardan yola çıkarak, Eşber Yağmurdereli'nin mahkumiyetine neden olan konuşmasını mahkeme kararından aktarıyor.
"Birlikte direndiğimiz arkadaşlardan Kürt arkadaşlarımı orada bırakarak geldim. Bu yarım bir hüzündür. Ama inanıyorum ki, halkın yüksek mücadelesi bir gün onları da cezaevlerinden çıkaracak. Kürdistan'da Kürt halkı tarihinde ilk kez kendi özgürlük ve demokrasisini kazanmak üzere ayağa kalktı. Kendi öncüsüne ulaştı. Binlerce yıllık ezilmişliğini ve içine itilmiş olduğu insanlık dışı şartları ret ederek özgürlük ve demokrasisini kazanmak üzere hepimizin yakından izlediğimiz gibi olumlu bir noktaya geldi. Ama sadece bu kadar değil. Bugün buralarda az görünsek de hepimiz biliyoruz ki, dağlarda kalabalığız ve giderek daha da kalabalık olacağız."
İstanbul 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yağmurdereli'nin bu konuşmasıyla bölücülük yaptığı kanaatine varıyor ve mahkum ediyor. Deniz Som'un yazısına göre mahkumiyete neden olan ses bandı, mahkemeye gönderilemiyor, karar bant çözümlerine dayanıyor.
Zaten Yağmurdereli de söylediği iddia edilen sözleri de "Düşünce suçu olmaz" diye savunmuyor, "Ben öyle şeyler söylemedim!" diyor.
Lakin günlerdir, sayfalarda, köşelerde, ekranlarda, meydanlarda "Düşünceye özgürlük!" isteniyor.
Hangi düşünceye?
Bu düşünceye mi?
Ama şunun da, altını çizelim ki, Eşber Yağmurdereli'nin söylediklerini, düşünce özgürlüğü diye savunmak mümkün olmasa bile, bu, Türkiye'de düşüncenin özgür olduğu anlamına gelmez.
* * *
YAĞMUR Atsız, 2 Kasım 1997 tarihli Yeni Yüzyıl gazetesinde Bonn'dan gönderdiği yazısında Cumhuriyet'e ve Atatürk'e saldıran Der Spiegel dergisinin sahip ve başyazarı Rudolf Augstein ile bazılarının ağızlarının payını veriyor.
Atsız, "Der Spiegel dergisinin sahibi ve başyazarı olan Rudolf Augstein adlı terbiyesiz ve ahmak, eğer daha önce Yaşar Kemal, kendisine konuşmalarıyla o cür'eti aşılamamış olsaydı" diye başlıyor ve şöyle diyor:
"Atatürk'ün Türkiye üzerine düşen gölgesi gitgide küçülüyor, cümlesini yazma hayasızlığını kendinde bulan o zata, son 29 Ekim fotoğraflarını göstermek de beyhudedir. Çünkü cehaletinden değil, ahlaksızlığından öyle yazıyor. Rudolf Augstein, temel eğitimini Adolf Hitler'in rahle - i tedrisi'nde iktisab eylediği için, ölümünden 59 yıl sonra milyonlarca Türk'ün zorlama olmaksızın, kendiliğinden Anıtkabir'e karanfiller koymasına aklı ermez. O, milyonların Heil Hitler diye havlamasına alışkındır.
Yaşar Kemal tarafından elin itine kopuğuna şecaat (!) yolunun açılmasını son derece şayan - ı teessüf buluyorum. İftihar etsin! Şimdi boyu en az bir karış daha uzamışdır! İleride bazı Alman entellektüellerin hangi illetlerle malul olduğunu ve hangi komplekslerin pençesinde kıvrandığını o da öğrenecektir.
Öğrenir, öğrenir..."
* * *
EVET, bazı yazıları, kesip saklamanın alemi yok, hemen aktarmalı ki, okuyamayanlar varsa onlar da okusun!
Okusunlar ki, tek sesli koronun gürültüsüyle kafası karışanlar, bu sesleri de duysun...
Ve oyun bozulsun!

Yazara EmailH.Pulur@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR