Münafığın keyfi yerinde de...

Bizde münafık çoktur, arkadaşlarımız arasında da müstesna, seçmece münafıklar vardır. “Münafık” adam aykırı adama benzer, onun aykırılığı sizi uyarır.
Bunlardan biri geçen gün yakaladı:
“Ne oluyor, neler oluyor, yazsana!”
Sapla samanın karıştığı tozkoparan fırtınası, esrarengiz şeyler oluyor!
Şairin dediği gibi:
“Hiç ummadığın keşfeder esrarı-ı derunun
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın.”
Adam münafığın teki, etrafı birbirine katacak, üzerimize laf getirecek, müdahale gerek:
“Bırak bu lafları da ne diyeceksen onu de, lafı dolandırma, YÖK Başkanı’nın hukuku dolandırdığı, dolaştırdığı gibi!”
“O halde yaz!”
Eğildi kulağımıza fısıldadı:
“İşte bunu yaz!”
* * *
Yazarız ne olacak, “Memleketin birinde!” diye başladık mı gerisi gelir...
Adam gizli servise girmiş, ilk görevi küçük bir şehirde, tembih etmişler:
“Otobüsten inince seni biri karşılayacak, haberi var! Baktın karşılamadı, şuraya telefon et, olur ya, telefon da arızalı çıktı, o zaman al şu adresi, gideceğin yer şehrin batısı ama sen şoföre şehrin doğusunu söyle, yolu uzat, şoförün kafası karışsın, dolaşa dolaşa tarihi, boyalı evi bul!”
Tamam mı, tamam!
* * *
Otobüsten inmiş, bekleyen kimse yok, telefon etmiş, cevap yok, çaresiz taksiye binmiş, yolu öyle karıştıracak ki, şoförün kafası karışsın! Sağa sap, sola sap, geriye gel, tarihi, boyalı evin önünden geç!
Şoför bakmış:
“Abi şunu doğru dürüst söylesene, gizli servisi arıyorsun, bizi ne dolaştırıp duruyorsun?”
* * *
Yüzüne baktık, memnun ama yetmez diyor.
“Ya ne yazalım?”
Anlaşıldı, yazacağız...
Amerikalılar çok usta, mükemmel bir ajan yetiştirmişler, doğma büyüme Rus, gizlice Rusya’nın göbeğine indirecekler, istihbarat alacaklar.
Gizli ajan uçaktan atlamış, en yakındaki köye gitmiş, köylülerle selamlaşmış, oturup votka ve lahana turşusu söylemiş, her şey o kadar olağan ki, bir Rus ancak bu kadar olur!
Biraz sonra meyhane boşalmış, birer ikişer çıkmışlar, Amerikan ajanı ile meyhaneci baş başa kalmış, ajan fırsat bu fırsat deyip laf açmış, ağzından laf alacak...
Rus meyhaneci, elinin tersiyle “Bırak ulan!” demiş:
“Rusun zencisi olur mu?”
* * *
CIA bir casusu yakalamış, ellerindeki bütün imkânları, taktikleri kullanmışlar ama nafile, adam konuşmuyor. CIA dış ülkelerdeki adamlarından yardım istemiş, onlar da konuşturamamışlar. Türkiye’den de bir haber:
“Gelelim mi?”
Cevap bile yazmamışlar ama bir, üç, beş, talep aynı:
“Gelip konuşalım mı?”
Sonunda “Gelin!” demişler.
Adamlar Türkiye’den bir tomar gazeteyle gelmişler, almışlar ajanı, bir odada sorgulayacaklar:
“Bir de ricamız var, her gün Türkiye’de çıkan şu gazeteleri getirin.”
* * *
Bir hafta sonra adam bülbül gibi konuşmaya başlamış; onca cefa, eziyet, işkenceye rağmen konuşmayan adam, fiske bile yemeden, bülbüle dönmüş, Saba Tümer gibi söylüyor, oynayıp gülüyor...
“Yahu ne yaptınız da bunu konuşturdunuz?”
“Türkiye’de çıkan yandaş gazeteleri getirdik, ona yandaş yazıları tekrar tekrar okuduk, okuttuk, dayanamadı, bu kadar işkence yeter dedi, açtı ağzını, yumdu gözünü!”
Münafığa baktık keyfi yerinde...
Onun keyfi yerinde de bakalım bizim keyfimiz ne olacak?
Keyif kaçıran, saçma sapan laflarla, adamlarla uğraşıyoruz...
“Ko gitsin rahvan!” diyebilsek...