Rahmetli Özal'la sohbet

Rahmetli Özal'la sohbet

Hasan PULUR

GEÇEN gece rüyamıza Turgut Özal girdi; rahmetliyle aramız pek hoş olmasa da, bir cenazede karşılaşınca, başsağlığı bile dilemeyecek kadar, nadan değildi...
Rahmetliye ilk sorumuz "Oralar nasıl?" oldu, elindeki kalemi burnumuza sokarcasına uzattı:
"Sen burayı bırak da, sizin oralar nasıl, onu söyle! Enflasyondan ne haber?"
Güldük:
"Bıraktığınız gibi, sizin düşürmeye ömrünüz yetmedi, bunların da galiba yetmeyecek!"
"Peki şimdi ne yapıyorlar?"
"Başta akaryakıt, hiçbir KİT ürününe altı ay zam yapmayacaklarmış!"
"Nee!!! Serbest piyasa ekonomisinden vaz mı geçtiler?"
"Yooo, biz Özal'ın yolundayız diyorlar da, başka laf etmiyorlar!"
"Haltetmişler, fiyatları kontrol etme, dünyanın hiçbir ülkesinde başarılamamıştır. Çünkü malı üreten, maliyet, tesbit edilen fiyatın üzerine çıkınca bu sefer bunu karaborsadan satmaya başlar, kuyruklar, yokluklar başlar."
* * *
"AMA bunlar, enflasyonu düşürerek fakir, fukarayı koruyacağız, diyorlar."
"Dedim ya, haltediyorlar. Fakiri korumanın tek yolu enflasyonu, zamları asgariye indirmektir."
"İyi ya Sayın Özal, onlar da zamları asgariye indirmeyi değil, sıfırlamayı hedefliyorlar, altı ay hiç zam yapmayacaklarmış!"
"Avuçlarını yalarlar, dışarıdan dolarla petrol alacaksın, sonra bunu içeriye ucuza satacaksın, bu değirmenin mazotu nereden gelecek? Hem söyler misin, kimin marifeti bunlar, kim bunların akıl hocaları?"
"Sizin yetiştirmeniz Güneş Taner, her gün bir cevher yumurtluyor, şok programlar açıklıyor, sonra vazgeçiyor, hem de Özal'ın talebesiyim diye afra, tafra satıyor, her gün bir saçmalık!"
"Yooo, hakkımda çok şey yazıp söylediniz ama, bu kadarına tahammül edemem, Güneş nereden benim talebem oluyormuş?!"
"Yanınızdan ayırmazdınız.."
"Canım herkesin kendine göre bir işi vardı, ona da bir iş verdim. Hiç unutmam, siyasi yasaklar için referandum yapıyorduk, Hayır'ın rengi turuncuydu. Cavit de Amerika'dan dönmüş, üzerinde "No, no!" yazılı turuncu renkli bir fanila getirmiş, ne hınzırdır o, bana verdi, ben de baktım etrafıma bunu kim giyer diye, Güneş'i gözüme kestirdim, uçak Gaziantep'e inerken, al şunu giy! dedim. Kemküm etti ama, bir güzel de giydi. İşte onun talebeliği de bu!"
"İyi ama Sayın Özal, şimdi başımıza ekonomik dahi seçildi, enflasyon benim işim diyor, ya ben onu yiyeceğim, ya o beni yiyecek diyor!"
* * *
ÖZAL bastı kahkahayı:
"Sen hangisini tercih edersin?"
Biz, tercihimizi gargaraya getirdik, aklımız Güneş Taner'in "Akaryakıta altı ay zam yok!" lafına takılmıştı, Sayın Özal, bakın ne dedi:
"Petrol fiyatını 6 ay dondurmak şu demek? Petrol fiyatındaki artışlar, dövizdeki artışlar, rafineri ve dağıtım maliyetlerindeki artışlar tüketiciye intikal ettirilmeyecek. Bunları devlet üstlenecek.
Altı ay içinde dolar fiyatının 200 bin liradan yüzde 25 artış ile 250 bin liraya yükseleceğini varsaysak, her ay döviz kuru kaybından 40 milyon dolar, 6 ayda 240 milyon dolar dolayında bir fatura ortaya çıkacak.
Diyelim ki, Devlet Hazinesi bir yerlerden parayı bulup bu 240 milyon doları zarar yazacak... İyi de 6 ay sonunda zararına satılan petrol ürünleri fiyatını gerçek çizgiye çekmek için yapılacak yüzde 25'lik şok zammı kim yapacak, kim yiyecek?"
* * *
ÖZAL bunları söyledikçe, biz bıyık altından gülüyorduk:
"Sayın Özal, siz kendisini çok iyi tanırsınız, nam - ı diğer Ali Rıza Kardüz vardır, o da dün sizin dediklerinizi yazıyordu!"
Özal, vah vah diye hayıflandı:
"Yanarım, yanarım da bu çocuğa haksızlık ettim, diye yanarım. Güneşlere, Mesutlara verdiğim emeğe yanarım, meğer beni en iyi anlayan Ali Rıza Kardüz'müş!"
"Sormayın Sayın Özal, o da buna çok üzülürdü, hatta bir gün, bir davette, herkesi öpmüşsünüz de, onu öpmemişsiniz, ertesi gün Turgut abim beni öpmedi diye yazmıştı."
* * *
SAYIN Özal, veda ederken, "Senin yağdanlıklara selam söyle!" dedi, biz de arkasından seslendik:
"Onlar şimdi başkalarının yağdanlığı, sizi andıkları bile yok!"

Yazara EmailH.Pulur@milliyet.com.tr