Yine arşiv müdürü, yeni mandacılar ve bir gazeteci

Yine arşiv müdürü, yeni mandacılar ve bir gazeteci

Hasan PULUR

OLDUM olası pazartesi sabahlarını sevemedik gitti, hafta sonu yorgunluğu, başıboşluğu insanın üzerine çöker, yine giyineceksin, kuşanacaksın, kimilerini zevkle, kimilerini kahrederek dinleyeceksin, okuyacaksın, akşama doğru kafan kazan gibi, trafik belasıyla boğuşa, dövüşe eve döneceksin...
Geçtiğimiz pazartesi de, aynı duygularla işe geldik, telefon çaldı, bir dost:
"Resmi Gazete'yi okudun mu?"
"Onu da mı okumamız lazım!"
"Oku, oku, atamalarla ilgili üçlü kararnameleri oku!"
Buldurduk ve okuduk...
Hani Devlet Arşivleri Genel Müdürü İsmet Binark, Danıştay kararıyla görevine dönmüştü ya, yine görevden almışlar. Bir hafta görevde bırakmışlar, soranlara da "Biz Danıştay kararını uyguladık, sonra gördüğümüz lüzum üzerine Başbakanlık müşavirliğine atadık" diyecekler.
Kararnamenin altındaki üç imzadan biri Başbakanın, ne yapsın, yardımcısının hatırını kıracak değil ya! Cumhurbaşkanı da, Başbakan'ın hatırını kıramaz, o da imzalamış. Ya Sayın Ecevit, siz neyin uğruna imzaladınız?
Bakalım Danıştay şimdi ne diyecek? Tabii İsmet Binark dava açarsa...
* * *
ÇAYIMIZDAN ilk yudumu aldık, bir telefon:
"Yeni mandacılar, diye yazıp duruyorsunuz, kim bunlar?"
Daha biz ağzımızı açmadan kendi sorusunun cevabını verdi:
"Dün çıkan (23 Kasım 1997) Aydınlık'ta Hasan Yalçın'ın yazısını oku!"
"Peki okuyalım!"
dedik ama nafile, o yine lafı ağzımıza tıkadı:
"Bak ben sana birkaç satır okuyayım!"
Ve okudu:
"Serbest piyasa, demokratlığı ve solculuğu da kendi alanına çekti. Hafızaları sildi, vicdanları tahrip etti. Bilinçliler, dinozor edebiyatının asidiyle eritilirken, sol içinde de nihilist, züppe, kozmopolit, anasının ipini satmış bir aydın tipi zuhur etti. Eski devrimcilik gibi eski devrimci de artık en acımasız alaycılığın konusuydu. Utanma ve arlanmanın bıraktığı boşluğa, kaç para vereceksiniz, satılmışlığı yerleşti. CIA'cılarla televizyon ekranlarında boy göstermek de, Amerikan Dışışleri Bakan yardımcılarıyla gizli toplantılarda buluşup kendi ülkesi hakkında raporlar sunmak da kınama alanı dışındaki eylemler haline geldi."
Daha sonra biz de Hasan Yalçın'ın yazısının tümünü okuduk ve bir satırın altını herkesin göreceği biçimde kalın bir çizgiyle çizdik:
"Amerika, Türkiye'ye yapacağı 40 milyon dolarlık ekonomik yardımı şarta bağlamış. Şart nedir biliyor musunuz? Bu paranın 20 milyon doları, hükümet dışı özel kuruluşlara, sivil rahatsızlıklardan etkilenen kişi ve topluluklara, bölgesel sorunların barışçı çözümü ve bölgesel ekonomik gelişmeye katkı için, kullanılacakmış. Ahlaksız teklifin bu kadar ahlaksızını Türkiye haklı olarak hemen geri çevirmiş."
Yeni mandacıların kim olduğu anlaşılıyor herhalde...
* * *
TELEFONU kapadık, kapı açıldı, genç bir arkadaş elinde "Antimedya" dergisini (21 Kasım 1997) uzattı:
"Abi kapak olmuşsunuz!"
Kapakta bir başlık:
"Çete'nin gazetecisi kim?"
Altında da sebilhane bardağı gibi, vesikalık fotoğraflar:
Melih Aşık'la başlıyor, Necati Doğru, İlhan Selçuk, Enis Berberoğlu, Uğur Dündar, Ümit Kıvanç, Fatih Altaylı ve de bizim ki...
Konu Mesut Yılmaz'a, Budapeşte'de atılan yumruk için Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın söyledikleri...
Sayın Bakan şöyle buyurmuş:
"Yumruk atılmadan yumruk haberini geçen bir gazeteci var. Bu, bu iş için oraya gönderilmiş..."
Eyüp Aşık'a göre bu gazeteciyi gönderen "siyasi birim"miş...
Ne demekse?
Ve "Antimedya" soruyor:
"Bunları söyleyen sıradan biri değil, Devlet Bakanı Eyüp Aşık... Ve işin içinde olan bir gazeteciden söz ediyor... Kim bu gazeteci? Hasan Pulur mu? Melih Aşık mı? Necati Doğru olabilir mi? Ya da İlhan Selçuk? Aydın Engin? Uğur Dündar? Fatih Altaylı? Oral Çalışlar? Enis Berberoğlu? Ümit Kıvanç? Çete'nin gazetecisi kim Eyüp Aşık Bey? Açıklayın, hepimiz bilelim..."
* * *
BOŞA sorulmuş sorular...
O bir zamanlardı, devletin bakanları açıklayabilecekleri şeyleri söylerler, açıklayamayacakları konularda susarlardı.
Çünkü onlar devletin bakanıydılar, Devlet Bakanı değil!





Yazara EmailH.Pulur@milliyet.com.tr