Giuseppe Verdi’nin 200’üncü yılı

Giuseppe Verdi’nin 200’üncü yılı

Verdi’nin La Traviata’sını sahneye koyan Ferzan Özpetek her sınıftan insanın ayakta alkışladığı adam

Gelecek yıl operanın iki büyük dehasının 200. doğum yılları kutlanacak. Birincisi 22 Mayıs 1813 doğumlu, Richard Wagner; bütün zamanların en rafine müziği, libretto’larını bile kendi yazan opera ustası ve en kötü adam. Alman milliyetçiliğinin zirvesi, yurdunun o yıllardaki havasına uyarak ırkçılığa kadar varan bir pancermanizm sözcüsü olmasa da seslendiricisi ve polemikçisi. Dolandırmadığı dostu yok. Ama kendisini tutan Franz Liszt de saygılarını sunmaktan geri kalmamış ve Wagner’in soyu Franz Liszt’in kızı Cosina ile olan evliliğinden yürüyor. Diğeri aynı yılın 10 Ekim’inde doğan İtalyan romantik operasının babası, insanların “opera” deyince en çok sevip dinledikleri Puccini belki ondan daha rafine bulunabilir ama biz Giuseppe Verdi’yi tercih ederiz. Verdi İtalya’dır ve sokakta onun ismini (“Viva V.E.R.D.İ.”) haykırdıklarında aslında birleşik İtalya’nın başına geçecek kralı baş harflerle belirtmiş oluyorlardı; “Yaşa İtalya Kralı Vittorio Emanuele” (Viva Vittorio Emanuele Re D’Italia). Verdi İtalyan Risorgimento’nun (Birleşik İtalya hareketi) ikonu haline geldi. Ünlü Nabucco Operası’ndaki kölelerin hürriyet şarkısı bir süre sonra bütün İtalyanların dilinde hürriyet marşı adeta bir milli marş haline dönüştü. Şimdi İtalya’nın ulusal marşı başka. Ama bu marşı hem İtalyanlar hem de İsrail uyarlamak istiyor.
Verdi 19. yüzyılın masum ve ilerici milliyetçiliğinin başındaydı. Bugün onun kavgası yeniden yapılıyor. İtalya’nın en İtalyan şehri olan Napoli’deki San Carlo Operası (bu ülkenin 1717’den beri en eski opera binasıdır) Verdi’nin La Traviata’sı ile opera sezonunu ve kutlamalarını açıyor. Pahalı prodüksiyonun Cumhurbaşkanı’nın yüksek himayeleri altında ortaya konduğu açık; galaya kabinenin yarısı gelmiş.
2 Aralık’taki genel prova bile büyük hadiseydi. Verdi’nin 200. yılını başlatan La Traviata’nın sahneye koyucusu Ferzan Özpetek; genel provada salonu dolduran her sınıf insanın ayakta alkışladığı adam.

Hayatın tadını çıkarmak için Verdi’yi, Puccini’yi ve Mozart’ı tercih edenlerdenim
Opera mevsimi Wagner-Verdi kavgası ile başlamış gibi görünüyor. Milano’daki La Scala, Wagner’in “Lohengrin” ile Wagner yılını açmayı tercih etti. İtalyan basını ve halk hücuma geçti. “Faşist” diye topa tutulan Wagner’i seçen ve üstünde ısrar eden bildiğimiz ilginç bir müzik adamı
La Scala’nın müzik direktörü Daniel Barenboim. Aynı ısrarı Wagner’i icra ettiğinde İsraililerin protestosuna karşı da göstermişti.
Sözkonusu operaysa, hayatın tadını çıkarmak için Verdi’yi, Puccini’yi ve Mozart’ı tercih edenlerdenim. Ama “Wagner seçimini de politik bir gösteriye dönüştürmenin anlamı yok” derim. Frankfurt Operası ise bu yıl La Scala gibi Wagner’i anarak değil, Aida Operası’nı sahneye koyarak yılı Verdi’ye tahsis ettiğini gösteriyor.
Malum 19. yüzyıl kadının emansipasyonu ile meşgul. Opera dünyasının ilk emansipeleri ise Puccini’nin “Manon Lescaut”su ve Bizet’nin “Carmen”i; yüksek sınıfın kurtizan kadını ile işçi sınıfının başına buyruk erkeklerin kaderini karartan ve kendi kaderi de kara kadını. “Kamelyalı Kadın” babası Alexandre Dumas tarafından bırakılıp giden dahi oğul Alexandre Dumas fils’in en göze batan eseri Paris yüksek hayatının, bir kurtizanın anlatıldığı sıradan bir eser değil. Verdi’nin dahi hayran olup ele aldığı ve Francesco Maria Piave’nin libretto’su üzerinde bestelediği La Traviata 3. Napolyon Fransa’sının bir sosyal örgüsü. Ferzan Özpetek’in rejisinde bir küme oryantal Osmanlı unsurlar yer alıyor ve bu isabetlidir. Çünkü o dönemin Paris sosyetesinde bu gibi çizgiler vardı. Genel provada Violetta’yı Carmen Giannattasio Violetta icra etti; bugün de bir soprano. Birinci kastın Alfredo’su Saimir Pirgu’dan pek fazla bir şey anlaşılmasa da baba rolünü (Giorgio Germont) seslendiren Vladimir Stoyanov eserin yıldızıydı. Galiba rejisör Özpetek ikinci kastın Alfredo’su ve baba Germont’u daha çok beğeniyor. İtalya’da operanın rejisörü olmak önemli bir olay ve önemli bir mevki. Ferzan Özpetek’in çizgileriyle Napoli San Carlo Operası bir önemli olay yaşadı ve rejisör İtalyan kültür hayatının baş köşelerinde yerini aldı.

Giuseppe Verdi’nin 200’üncü yılı

Ferzan Özpetek’in rejisinde bir küme oryantal Osmanlı unsurlar yer alıyor. Bu isabetlidir çünkü o dönemin Paris sosyetesinde bu gibi çizgiler vardı.