Onların da bir ruhu vardı

Günümüz otomobilleriyle kıyas kabul edilemeyecek kadar kötü mekaniğe sahip olsalar, hantal kalsalar, kullanışsız gibi gelseler de eskiden üretilmiş modellerin ayrı birer ruhu, kişiliği vardı

Küçüklüğünde, pek çok kişinin o gün bile burun kıvırdığı Anadol’la haşır neşir olmuş otomobil tutkunu, bu otomobille ilgili size sayısız anı ve özellik anlatabilir doğal olarak. Kokusundan başlar, “patlak gözler”e benzettiği farlarından geçer, plakalığın altında bulunan benzin kapağına bile girer... Ama en belirgin özelliğini sorarsanız ona, “Bir ruhu, kişiliği vardı” deyiverir.

Benzemez kimse sana Onların da bir ruhu vardı
Bu lafı söyleyen bir tek ben değilim elbette. Bugün otomobille uzaktan yakından ilgili insanlarla sohbet etseniz, size kesinlikle “Eski otomobillerin ruhu vardı” lafını cümle içinde kullanmaktan çekinmeyecektir. Üstelik de bunu, kesinlikle günümüz otomobillerini kötülemek için söylemeyecektir. Tabii “ruh”tan kastım, “Kara Şimşek”teki “geveze” ve “kendini beğenmiş” KITT
ya da Stephen King’in romanında ve bu romandan çekilen filmde rol alan Christine’in (ki aslında 1958 model Plymouth Fury bile ruhu olan otomobiller kategorisindedir ama adı “deli”ye çıktı
bir kere) içine girmiş şeytansı şeylerden söz etmiyorum. Daha farklı bir şey bu...
Burada oturup kişiliği ve ruhu olan pek çok model sayabilirim kuşkusuz. Yeni modellerin arasında da bunlardan bir hayli var, onu da söyleyeyim. Ancak lütfen internette “Citroen DS”i arayın, karşınıza gelen fotoğraflara bir bakın.
1950’lerden başlayıp 70’li yıllara kadar üretilen DS’i benzetebileceğiniz başka
bir model gördünüz mü diye sorsam size? Aracın sadece kendisinin değil, her
bir unsurunun, detayının (direksiyonu, gösterge paneli, arka sinyal lambaları) bile tek tek fotoğraflandığı, bunların birer sanatsal detaymış gibi göründüğü bir başka model? Peki ya 1959 model bir Cadillac Eldorado hakkında ne düşünürdünüz?
Her detayı en ince zevkle düşünülmüş, arkadaki devasa kanadına bile asla “Bu ne be?” demeyeceğiniz, egzozlarının yerinin bile özenle seçildiği bir Eldorado...
Tamam bu otomobiller biraz uç gibi gelebilir. Peki kötü yönetim ve pazarlama nedeniyle iflas etmek zorunda kalan Saab’ın modellerine ne demek gerek? Elbette mekanik açıdan kusursuz olmamalarına rağmen hangi otomobilde iki koltuk arasında bulunan bir kontak anahtarına rastlamak mümkündü? Bu
bile başlı başına bir “Saab kişiliği” olarak kabul edilirdi.

Eski ruhu yakalamak!
Arka bölümü ahşaptan yapılmış, bakımı neredeyses bir tekne kadar zor olan 1961 model Morris Minor Traveller modelini saymıyorum hiç... Ya da onca mekanik problemine, bazı sabahlar hiç çalışmamasına rağmen bugün bile herkesin dibini düşürten Jaguar F-Type modelinden...
Son yıllarda piyasaya çıkan ya da fuarlarda gösterilen modellere baktığımda, en önemli tanıtım unsurlarından biri olarak “markanın filanca modelini anımsatan” gibi bir deyişle karşılaşıyorum. Elbette bunun nedeni, yukarıda anlatmaya
çalıştığım konuda gizli.
Bugün Citroen’in “DS” adıyla “farklı kişiliğe sahip” otomobillerden oluşan bir seri çıkarması, Volkswagen’in Beetle, Fiat’ın 500, BMW’nin MINI’nin modern yorumlarında ısrarlı olmasının nedeni de geçmişte kişilik ve ruha sahip olduğuna inanılan mirası yaşatmak. Yeni Ford Mustang’de atasını hatırlatan çizgiler kullanılması, Toyota’nın modern spor otomobillerinde 1960-70’lerdeki efsane olmuş spor otomobillerine atıfta bulunması, Anadol STC’nin bugün
bile “yeniden dirilmesi” gibi konuların konuşulması tesadüf değil.
Elbette geçmişte ruhu ve kişiliği
olduğu varsayılan, klasikleşmiş modellerin günümüz modellerinden çok üstün olduklarını söylemek saçmalık olur.
Hiçbir zaman teknolojik olarak bunu başarmalarına imkan ve ihtimal yoktu. Kendi dönemleri için belki ama günümüz için asla. Ancak tasarımlarındaki özgünlük, insanlar üzerinde uyandırdıkları hisler, kullanım zevki gibi unsurlar, onları halen eşsiz yapmaya devam edecek görünüyor.
Bugün satın aldığımız bir otomobile farklı tasarım jantlar, tamponlar, egzozlar, güçlendirilmiş motorlar, boyalar, müzik sistemleri takmamızın nedeni, sakın bu otomobillere farklı bir kişilik kazandırma çabasından olmasın... Bir düşünün isterseniz. İlla klasik otomobil kullanın demiyorum... Sadece bu yazıyı okuduktan sonra eski otomobillere daha farklı gözle bakmanızı arzu ediyorum. Onları birer “pas yığını” ya da “külüstür” diye nitelemek yerine...
Pazarınız güzel geçsin, otomobiliniz hep güzel kalsın...

HAFTANIN GÜZELİ

Onların da bir ruhu vardı

Kişilik bunalımına girmiştir kesin!

Toyota’nın kurucusu ve de Bugatti’nin üreticisi... Kesinlikle bu fotoğraftan sonra varlıklarını sorgulayabilirler... “Biz böyle bir şey ürettik mi usta?” diye... Zira fotoğraftaki “arkadaş” da, sahibi sayesinde derin bir kimlik bunalımına girmiş, “Allahım yok et beni!” diye zırlıyordur. Tokyo’da düzenlenen modifiye otomobil fuarında sergilenen bu otomobilin adı Gaus Bucacco Deiyon imiş. Bir üniversitenin öğrencileri tarafından imal edildiği de söyleniyor. Allah’tan kendi adı, imalat sırasında “ağır ilham” alınan otomobil hakkında ipucu veriyor da Bugatti Veyron demek zorunda kalmıyorum! Fabrikadan çıkışındaysa, genç bir Toyota MR2 imiş aslında. Bu otomobili Japonya’de değil de Çin’de görebileceğimi düşünürken sürpriz oldu.