BİR CHP YAZISI DAHA

CHP tüzük değişikliği için bir kurultay mı yapacak, üç gün arayla iki kurultay mı toplayacak belli değil..
Ekranlar CHP’lilerle dolu.. Milletvekilleri, Parti Meclisi’nin yeni eski üyeleri saatlerce CHP’yi tartıştı..
Bu kurultayın genel başkanın mı, muhaliflerin mi kurultayı olduğu tartışıldı..
Genel başkan yardımcılarının genel başkan tarafından atanması, blok liste uygulaması eleştirildi..
Uzatmayayım, bildiğiniz şeyler..
Bir kısmını dinledim... Yarına dair, yarın olacak biteceklere dair en ufuk bir saptama duyamadım..
Dün bu köşeye göz atabildiniz mi bilmiyorum.. Üzerinde ısrarla durduğum şu.. Türkiye fiilen yarı başkanlık sistemine geçti.. Hem de öyle kötü geçti ki ilk virajda; Allah korusun..
*
Beklerdim ki CHP bunu konuşsun..
‘Nereye gidiyoruz’u tartışsın.
Tartışmadılar, konuşmadılar..
Hadi bundan geçtim..
‘Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete’ durumunu herkes benimsemiş..
İş olacağına varır anlayışı siyaset kurumunun ciğerine girmiş..
Tamam, bu konuyu tartışmasınlar da..
Hiç olmazsa Kılıçdaroğlu’nun; ‘gelir dağılımının bu kadar bozuk olduğu bir ülkede sosyal demokratlar iktidara gelemiyorsa, dönüp kendimize bakmamız lazım’ çıkışını konuşsalardı..
Gelir dağılımı bozuksa halk şikâyetçi demektir.. Halk şikâyetçiyse iktidara yüzde 50 nereden çıktı sorusuna cevap arasalardı..
*
Neler olup bittiğini anlamak için oturup dinledim dedim ya..
Hep hamaset, hep hamaset..

Muhalefete muhalefet etmek
Bu konuda yazdığım belki de onuncu yazı.. Kendini iktidara yakın gören yazarların klasiği oldu, vazgeçilmezi oldu..
Ne mi o!
Muhalefete muhalefet etmek..
İktidarın yaptıklarını görmemek, eleştiri oklarını sadece muhalefete yöneltmek..
Yöntemi şöyle izah edebiliriz..
İktidara muhalefetteymiş gibi prim vereceksin, muhalefete iktidardaymış muamelesi çekeceksin..
Muhalefet denilince CHP tabii..
*
Bu anlayışı ‘Baş karikatürist’ başlattı.. Sekiz dokuz yıldır sadece muhalefeti çiziyor... Başbakan’a el sürmedi..(Pardon yıllar önce bir kere çizdi.. Zam nedeniyle Başbakan’ı elektriğe çarpılmış olarak çizdi, bir daha kalem oynatmadı.)
Bu anlayış zamanla iktidara yakın bütün yazarlara sirayet etti..
Nedeni tahmin ettiğimiz gibiymiş..
Star gazetesinin başyazarlığından ayrılan Mehmet Altan açıkladı..
Baş ağrıtmayan yazıların başında CHP’yi topa tutmak geliyormuş..
Atış serbest yani..
*
Muhafazakâr liberal yazarların CHP uzmanı olmasının sebebi buymuş meğer..
İlgi alaka nedeni..

Paul Auster’i artık sevmiyoruz
Pazar gününe kadar seviyorduk.. Sevmesek 23 kitabı Türkçeye çevrilir miydi?.
Yayınlanan her kitabı şakır şakır satar mıydı?
Hele o New York Üçlemesi yok mu, bir ara gençlerin elinden düşmüyordu..
Seviyorduk anlayacağınız..
Auster 1947 doğumlu.. ‘Ne de olsa zaman azalıyor’ dedi ve kendi hikâyesini kaleme aldı..
Adı; Kış Günlüğü..
Kitabın bir özelliği var.. Amerika’dan önce Türkiye’de çıktı..
İyi ya daha ne diyeceksiniz, o da bizi seviyormuş.
Hayır sevmiyormuş.. Bizi seviyor belki ama, bizi yönetenleri sevmiyormuş..
Kitap vesilesiyle yapılan röportajda; Türkiye’nin basın özgürlüğü konusunda Çin’le yarıştığını, bu sebeple Türkiye’ye gitmeyi düşünmediğini söyledi..
*
Ani sevgi kaybımızın nedeni bu..
O iktidara çakarsa iktidara yakın duranlar da ona çakmaz mı?
Çaktılar zaten.. Şöyle yazdılar:
“Paul Auster, ‘Kış Günlüğü’nde, birçoğumuzun zaten bildiğimiz ve babası hakkında yazdığı kitapta da (“Yalnızlığın Keşfi”) karşımıza çıkan anı kırıntılarını, ikinci tekil şahıs ağzından yeniden kurgulayarak değişik bir otobiyografi çıkarmış.
Fransa maceralarını “Kırmızı Defter” ve “Cebidelik”te zaten okuyup ezberlemiştik..
Bilmediğimiz bir şey yok yani.”
*
Ey Auster, basın özgürlüğümüze laf atmak ha.. Gör gününü..
Kış Günlüğü de kitap mı!..

Basın özgürlüğü!..
Bir sıkıntı olmazsa basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü sık sık gündeme gelmez..
Devletin zirvesini meşgul etmez..
Mesajlarında yer işgal etmez..
Cumhurbaşkanı Gül, BAE’ye giderken bu konuya değinmiş..
Demiş ki; Türkiye’nin en titiz şekilde koruması gereken alan budur. O alan (düşünce özgürlüğü, insan hakları) kirlenirse, diğer alanlarda ne yaparsanız yapın, hiçbiri gözükmez. Buna hepimizin, bütün Türkiye’nin dikkat etmesi lazım.”
*
Çok doğru sözler..
Geçenlerde Başbakan Erdoğan’ın da gündeminde aynı konu vardı.. Zaman’ın yaş gününde basın özgürlüğüne değindi..
Dedi ki; ‘Yasaklayan, kısıtlayan, engelleyen anlayışa tevessül etmiyoruz. Hiç kimsenin ifade özgürlüğünü engellemeyiz, engellemek isteyenlere müsaade etmeyiz.”
Altına imza atılacak sözler.. Alkışlanacak sözler..
*
Cumhurbaşkanı’ndan, Başbakan’dan bu sözleri duymak güzel de anlayamadığım şu..
Basın özgürlüğü konusunda devletin zirvesi böyle düşünürken, nasıl oldu da Gana’nın, Zambiya’nın, Tacikistan’ın, Angola’nın altına düştük..
178 ülke arasında, 148. sıraya yerleştik.
Nasıl oldu?