BİRAND, DİNK TENİS İS LİFE

Mehmet Abi’nin cenaze namazına katılmak için yola çıktım.. Metroda Soner Yalçın’la karşılaştık.. Teşvikiye Camii’ne kadar lafladık..
Ne yazmalı dedim; balık yaz dedi.. Onun bunun canını sıkacağına, sağa sola bulaşacağına balık yaz, yemek yaz..
Uyardı da; aşk maşk yazma ha komik olursun..
Camiye geldik.. Kim vardı derseniz; hepimiz oradaydık..
Avluda eski milletvekili Rasim Zaimoğlu’yla karşılaştık..
Söz hemen tenise geldi..
2000’li yıllarda ‘Tenis is Life’ başlıklı bir yazı yazmıştın tenis camiasında bir hayli ilgi gördü.. Hala konuşulur dedi..
Düşündüm ne yazdığımı hatırlamadım.. Arşive bakarım dedim..
*
Cenazeden çıktık.. Agos gazetesinin önüne geldik.. Hrant Dink’in katledilişinin altıncı yılıydı..
Vay be!.. Altı yıl olmuş.. Altı yıl sonra, sicim gibi yağan yağmura rağmen kalabalık muhteşemdi..
Metroya yöneldik aaa.. Osmanbey girişine bant çekmişler metro kapalı..
Niye?
İnsanlar gelmesin diye mi?
Gelenler eziyet çeksin diye mi?
Gelenler ‘Faşizme inat kardeşiz Hrant’ sloganı başlığında buluşmuştu.. Metroyu kapatan belediye faşizme karşı olanlara mı karşıydı?
Kelimeler daha da sertleşecekti ki; Soner’in ‘balık yaz’ sözleri kulağımda çınladı..
Arşive daldım 2002 yılının nisan ayında yazdığım Tenis is Life yazısını buldum.. Biraz kısalttım tabii.. O yazı:
*
Tenis is Life
14-15 yaşındaki gencin tişörtünde böyle yazıyordu..
Tercümesi, tenis hayattır..
Ne futbola ne voleybola ne de basketbola benzer..
Tenis spor değil, yaşam biçimidir..
İşinizi, toplantınızı, akşam yemeklerinizi, uykunuzu hep ona göre ayarlarsınız..
Siz onu yönlendiremezsiniz o sizi yönlendirir..
Öncelik hep onundur.. Hadi biraz daha açık konuşalım..
Tenis aslında kadın gibidir..
Hep ilgi ister, şefkat ister, sevgi ister..
İlgisizliği hiç affetmez.. Aslında nankördür..
Sizin onu bıraktığınız gün onun da sizi bırakacağını bildiğiniz için kopamazsınız..
Korkarsınız..
Terk edilmeyi kabullenemezsiniz.. Zaten tenis tutkunları, kabullenemeyenlerdir..
Peki bu bir eş midir, sevgili midir, metres midir? Aslında hepsidir çünkü o size tercih hakkı tanımaz..(..)
*
Bir rakiple oynadığınız ama karşınızda rakip varken kendinizle mücadele ettiğiniz tek spor dalıdır.. (..)
Diyelim ki file önündesiniz rakibiniz bu köşeye sıkışmış, top yumuşak ve istediğinizi yapacak seviyede..
Ne yaparsınız?
O anda akıl mı öndedir yoksa hırs mı? Yani topu filenin önüne mi bırakırsınız smaç mı vurursunuz?
O anda doğru olan nedir, rakibi sinirlendirecek, sizin duygularınıza gem vuracak olan nedir?
İşte verdiğiniz o karar, sizin karakterinizi ortaya çıkarır..
Bir başka ayrıntı..
Tenis sevgi istediği kadar disiplin de ister.. Bu yüzden en iyi amatör tenisçiler hep doktorlardır..
Öyle dahiliyeciler falan değil kardiyologlar, nörologlardır..
Yani kalple, beyinle uğraşanlardır..
Hele onlar cerrahsa yandınız demektir..
Onlar öyle bir disiplin içinde oynarlar ki, en ufak bir dalgınlığınızın karşılığında yenilgi kaçınılmazdır..
*
Çünkü küçücük bir top yaşamınızın o kesitini esir alır..
Beyninizle, yüreğinizle tüm organlarınızla o topa kitlenemezseniz tenis oynayamazsınız..
Yani maksimum konsantrasyon ister.. Peki gazeteciler tenisçi olur mu?
Olmaz..
Çünkü gazetecilerin yaşam biçimi ile tenis hiç uyuşmaz.. Çünkü gazetecilerde bu anlattıklarımın hiçbiri yoktur..
Onlar ne disiplinlidirler ne sevgilileri vardır, ne metresleri, ne eşleri..
Onların dini imanı haberdir..