KÜÇÜK GÖRÜNEN BÜYÜK MESELELER

İstanbul’a akşamüstü kar bastırdı, görüş azaldı.. Berbat bir hava oldu..
Aklıma Cemil kaptan ve mürettebatı geldi..
Sahi ne oldu o iş?
Ne sonuç alındı?
Bir ay oldu..
Aralık ayının ilk günleriydi, fırtına acayipti.. Cemil kaptan ve ekibi batan bir gemiye yardım için denize açılmışlardı..
Aslında açılamamışlardı, limandan çıkamamışlardı..
O havada o kurtarma botuyla denize açılmak büyük riskti.. Ölümü göze almaktı..
Mesele şu.. Daha doğrusu iddia..
Cemil kaptan da o havada denize çıkılmayacağını bilirdi.. Bilirdi de öyle bir telefon aldı ki, denize çıkmak zorunda kaldı..
Nöbetteki ekip o havada denize açılmayı reddedince birisi Cemil kaptana telefon açmış..
Ya çıkarsın ya da sözleşmen fesih olunur demiş..
Doğru mu?
Aradan bir ay geçti, ne doğrulayan oldu ne yalanlayan..
Doğruysa telefon açan kim?
Soruşturuluyor..
Soruşturulan bir mesele daha var.. Gülşah öğretmenin ölümü.. Unutanlar için hemen özetleyeyim..
Van’da öğretmenlik yaparken manyağın biri kafayı takmıştı.. O da Vali Yardımcısı’na gidip yardım istedi..
Vali Yardımcısı, ‘En kötü ihtimalle ölürsün, ölüm haktır, ölümden kaçış yoktur’ demiş.. Başından savmış!..
Nerden biliyoruz?
Gülşah öğretmenin mahkemeye verdiği dilekçeden.. Dilekçesinde ölümümden sorumludurlar deyip Konya’ya kaçmış..
Öldürüldü tabii..
Vali Yardımcısı dedi mi, demedi mi?
Soruşturuluyor..

Böyle çok olay var.. Münferit diye geçilen.. Veya büyük meseleler yanında küçük görülüp üzerinde durulmayan..
Aslında büyük mesele.. Devletin vatandaşına bakışını gösteriyor..

Mesele şu..
Devlet, Cemil kaptanı da Gülşah öğretmeni de unutturacak mı, yoksa soruşturmanın sonucunu açıklayacak mı?
Bakalım..

Demokrasi adına şahane işler oldu

Geçen hafta Urfa’da olan biten kenara köşeye sıkıştı.. Hakkı verilmedi..
Öcalan’la görüşme, PKK’nın silah bırakması, 28 Şubat soruşturması, Karadayı’nın ifadeye çağrılması, Balyoz davasının gerekçeli kararı, kar, fırtına derken kaynadı gitti..
Aslında demokrasi adına şahane işler oldu..
Şanlıurfa Belediye Başkanı Fakıbaba otobüs ücretlerine zam yaptı.. 1.10 kuruştan 1.25 kuruşa çıkardı..
Harran Üniversitesi öğrencileri de zammı protesto etti.. Yol kestiler, yürüyüş yaptılar..
Seslerini duyurmaya çalıştılar..
Duyurdular da..

Gerçi polis önlerine barikat kurdu, tazyikli su sıktı, biber gazı bastı ama örgütsel bağ aramadı.. Öğrenciler biraz yıprandı..
Hal böyle olunca devreye Rektör Mutlu girdi.. Eylemin arkasında başka niyet vardır diye düşünmedi, bilet zammı bahane amaç eylem diye bakmadı, öğrencilerin talebini Belediye Başkanı’na iletti..
Başkan da dediğim dedik çaldığım düdük havasına girmedi.. Rektörün anlattıklarını dinledi, hak verdi, zammı geri çekti..
Üstüne üstlük..
Öğrencilerin talebi olan iki körüklü otobüs sayısını dörde çıkardı..

Demokratik ülkelerde bu işler böyle olur.. Seçilenlerin karar verme hakkı varsa seçenlerin de beğenmedikleri kararı protesto etme hakkı vardır..
Her protestonun arkasında terör örgütü yoktur..

Öyle bir Ombudsman ki

Türkiye’nin ilk kamu baş denetçiliğine öyle bir isim seçildi ki üzerindeki tartışma bitmiyor..
Daha geçen gün..
AKP’nin ikinci adamı.. Parti Sözcüsü Çelik televizyonda; bilsem böyle bir adamı tercih etmezdim dedi..
Artık nasıl görev yapacak!
Tarafsız olduğuna olan inanç sıfır.. Sadece muhalefet değil iktidar içinde de hoşnut olmayanların sayısı bir hayli fazla..
Güven yok..
CHP ombudsman seçimini protesto etmekle kalmadı, seçimin iptali için yargıya gitti..
Ombudsman’ın seçilebilirlik şartı taşımadığını iddia etti..
Gördüğüm şu..
Ombudsman işini elimize gözümüze bulaştırdık..
Niye mi?
Yanlış seçim nedeniyle Baş Denetçi makamı ilk günden yara aldı.. Nisandan sonra verdiği kararları düşünün!..