PKK KÜRTLERİ HDP’YE KAPTIRINCA

Sorum açık ve net..

PKK, barışın hâkim olduğu, insanların huzur içinde yaşadığı, korkunun defolup gittiği bir ülke mi istiyor?

Yoksa, silahların patladığı, korkunun, endişenin kol gezdiği, insanların hava kararınca evinden çıkamadığı, ölümün sıradanlaştığı bir ülkeyi mi tercih ediyor?

Son üç ayda yaşananlardan yola çıkarsak, ikincisi..

Aslında sadece bu değil.. Şiddetin altında başka sebepler de var..

KCK Yürütme Konseyi’nin ‘çatışma kararı’ almasına..

PKK’nın yol keserek, mayın döşeyerek, adam kaçırarak tahrik etmesine..

İki polisi öldürerek kanlı süreci başlatmasına kimse doğru dürüst gerekçe gösteremiyor..

HDP milletvekilleri anlam veremiyor..

Bölge halkı bir şey diyemiyor..

PKK’nın Kandil kadrosu dahil.. Avrupa ayağı dahil..

‘Şu sebeple adam kaçırıyoruz, şu sebeple yol kesiyoruz, şu sebeple pusu kuruyoruz’ diye bir açıklama duydunuz mu?

PKK’nın istediği veya isteyeceği bütün koşullar 8 Haziran sabahı mevcuttu.. Zaten yerel yönetimler ellerinde.. Belediye başkanlarının ezici çoğunluğu HDP’li..

Belediye meclisleri de öyle..

Vekillerin kahir ekseriyeti HDP’li..

Devlet de kabul ediyor; şehirlerin, ilçelerin kontrolü YDG-H’de..

Dağlar PKK militanlarıyla dolu..

KCK buyurgan..

Daha ne?

Galiba mesele şu..

PKK, tabanını HDP’ye kaptırdı.. İç içe görünseler de fikir birliği yok..

Biri, barışı, siyaseti temsil ediyor..

Öteki, silahı, savaşı..

PKK’nın yeniden şiddeti seçmesinin nedeni bu galiba..

Kürtlerin PKK’nın yerine HDP’yi koyması...

Öldürme siyaseti!

PKK, doktor öldürüyor..
PKK, hemşire öldürüyor..
PKK, sağlık personeli kaçırıyor..
PKK, ambulansları kundaklıyor..
Doktorlar bölgeden kaçıyor, hemşireler görev yapamıyor, ambulanslar olay yerine gidemiyor, hastaları, yaralıları taşıyamıyor..
20 gün sonra okullar açılacak.. Öğretmenler de gitmeyecek.. Gidemeyecek..
*
Oysa, iki ay önceye kadar hayat normaldi.. İnsanlar Güneydoğu’da görev yapmaktan artık kaçmıyordu.. Hakkari’ye, Diyarbakır’a, Mardin’e, Siirt’e gidenler ürkmüyordu..
Çoğu genç tercih bile ediyordu..
Önceki gün öldürülen genç doktorun Diyarbakır ilk tercihiymiş..
Herhalde eski günler isteniyor..
Hakkari’ye nasıl gelelim bacım
Geçen yıl 1 Eylül’de Hakkari’deydim.. Dünya Barış Günü’nü kutladık..
Van’dan Hakkari’ye üzerinde ‘Asti ü Lew’ (Sadece Barış) yazan otobüsle gittik..
Türkçe-Kürtçe türküler eşliğinde barış yürüyüşü yaptık..
Cumhuriyet Caddesi’nde uzun masa kuruldu.. Hep beraber yemek yedik..
Akşam Anadolu Ateşi’ni izledik, türküler dinledik, sohbet ettik, keyiflendik..
Ve ta bir yıl önce şu satırları not düştük..
*
‘Hakkari’de öğle vakti.. Hava öyle sıcaktı ki, güneş öylesine yakıcıydı ki anlatamam.. Her şeye rağmen insanlar neşe içinde yürüyordu..
Yanımızda yerel kıyafetli bir kadın, çocuğunu elinden tutmuş, eşiyle yan yana yürüyor..
Hoş geldiniz dedi..
1983 doğumluymuş, ev kadınıymış..
Hoş bulduk dedik..
Buraya geldiniz ya dedi; bizim için artık Hakkarilisiniz..
Bunları söylerken sahiciydi, samimiydi, yüzü gülüyordu.. Dönünce arkadaşlarınıza da söyleyin, onlar da gelsin, evimizi açarız, misafir ederiz, yeter ki gelsinler..
Sizi de bekleriz dedik, İstanbul’a sık sık gelin..
Biz İstanbul’a gidiyoruz zaten diye cevap verdi.. Önemli olan, sizlerin gelmesi.. Sizler buralara gelirseniz bizi tanırsınız.. Sizler buralara gelirseniz oturup konuşuruz.. Sizler buralara gelirseniz mesele biter.
Haklı..’ ( 2 Eylül 2014)
*
Aradan bir yıl geçti, bizi Hakkari’ye davet eden bacıma soruyorum..
Oralara nasıl gelelim ki..
PKK istemiyor ki..