TUTTUK, SATTIK ALDIK, YEDİK!..

Geçen yıl bu zamanlar.. Balıkçılar “vira bismillah” derken, yazıya tutma, satma, alma, yeme diye başlamıştık..
Gerisi şöyleydi..
“Yaz bitti, balık tutma yasağı kalktı.. Balıkçılar denize açıldılar bile.. Bakalım bu yıl deniz ne verecek?
Bu aralar verse verse çinekop verir, çingene palamudu verir, istavrit verir.. Nadiren de olsa sarıkanat verir..
İşte mesele burada başlıyor..
Balıkçılar ne yapacak?
Biz ne yapacağız?
Geçen yıl kampanya vardı, gönüllülük esastı.. Bu yıl lüferin yavrularını tutmak, satmak yasak..
20 santimin üzeri olacak..
Çinekop kafadan yasak demektir..
Sarıkanatların boy atmışı tutulabilir..
Uyacak mıyız?
Yemeyecek miyiz?
*
Metro güzel bir iş yaptı.. Reyonlarında çinekop ve sarıkanat satmayacağını açıkladı.. Keşke diğerleri de katılsa.. Çinekop en azından büyük marketlerin tezgahından kalksa!..
Yeterli olur mu? Kampanya tutar mı?
Üzülerek söylüyorum ki tutmaz.. Herkes bu kampanyaya katılmadıkça tutmaz!
Geçen yıl çinekop yeme ki lüferi gör kampanyası vardı; ne oldu?
Tutmadı..
Başarılı olmadı!..
İstisnasız bütün balıkçılar 20 santimin altında balık sattı.. Balık lokantaları keza!..
Millet de yedi..
Daha ucuz diye satın aldı.. Balık yüzü gördük diye evine götürdü..
*
Bu yıl bir de yasak var.. Faydası olmaz mı?
Olmaz!..
Balıkçılar ağdan çektiği balığı bu 20 santimin üstünde, bu 20 santimin altında diye tek tek ayıklayacak mı? 20 santimin altındakileri denize atacak mı?
Yooo..
Atmazsa kim denetleyecek ki?
Sahil güvenlik mi?
Güldürmeyin!..
*
Peki ne yapılması lazım?
Üç koldan kararlılık gerekiyor..
Birincisi, balıkçılar gönüllü olacak.. Birbirlerini denetleyecekler.. Ufak balığı sahile getirmeyecekler..
İkincisi, satın almayacağız.. Almamakla kalmayıp satanı, lokantasında servise koyanı şikayet edeceğiz..
Üçüncüsü, dinlemeyene ağır yaptırım uygulanacak.. Belediyeler denetleyecek.. Başka çaresi yok..
Formül basit..
Tutma, satma, alma, yeme!.. (2 Eylül 2011)”
*
Aradan bir yıl geçti sonuç diyeceksiniz..
Tuttuk, sattık, aldık, yedik..
Tabii ki lüferi göremedik.. Uyanıkların çoğu, sarıkanadı lüfer diye sattı.. Kimse kiloyla lüfer olur mu diye sormadı..
Bu yıl durum biraz daha farklı.. Bakanlık, gırgır avcılığında derinliği 18 metreden 24 metreye çıkardı..
Balık avlama boylarını da uzattı..
Mesela geçen yıl 40 santimlik kalkan avlanabiliyordu bu yıl yasak.. 45 cm olacak..
Balıkçılar bu yasakları ağır buldu.. Vira bismillah diyerek denize açılmadı ama rakamlar durumun içler acısı olduğunu gösteriyor..
1995’te tekne başına tutulan balık 60 bin tonken, 2008’de 17 bin tona inmiş.. Sadece lüferi, palamudu, kalkanı geçtik, geçen yıl hamsiye bile hasret kaldık..
*
Lokantalar ne yapıyor derseniz.. Çoğu ithal balık satıyor.. Uzakdoğu’dan, Afrika’dan gelen balıklarla idare etti..
Barbunya, kalkan ve uskumru Norveç’ten..
Çingene palamudu Senegal’den..
Dil balığı, mercan, sinarit Gana’dan geldi..
*
İşin gerçeği şu.. Yıllardır denizin dibini taraya taraya balıklara yumurta bırakacak yer kalmadı.. Şimdi acısını çekiyoruz..
Deniz balık versin diye boş hayaller kuruyoruz.. Deniz versin istiyoruz ama biz denize ne veriyoruz!
Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da küçük balığı tutma, satma, alma, yeme diyelim mi? Veya çinekop yeme ki lüferi gör!
Diyelim demesine de; göle maya çalmaktan farkı olmuyor..
İyi pazarlar!