Bir çıldırma, çıldır(t)ma öyküsü

Bir çıldırma, çıldır(t)ma öyküsü

Meral TAMER

"Ben Alibeyköylülerden daha suçsuzum. Gecekondu yapmadım. Bunca yıl çalışarak altyapılı bir semtte, 3. katta 75 metrekare bir ev almaktan ve içinde yaşamayı düşünmekten başka suçum yok."
Nimet Demir'in 6 ay önce satın alıp döşediği apartman dairesi, üst kattaki komşusunun çatıyı söküp kendi dairesine katma girişiminin kurbanı oldu. Yoğun yağmur tüm yeni eşyaları mahvetti.
Kadıköy Belediyesi ve mahkeme dahil hiçbir kurumdan ilgi göremediğini belirten Demir, şu anda kiralık bir evde yaşıyor. Ağır kaldırmaktan dolayı bel fıtığı olduğu için 25 gün kımıldamadan yattı.

"Dün akşam eve dönerken bir inşaatın tabelasına gözüm ilişti: "Çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür dileriz" yazıyordu.
2 saat sonra komşular attığım kahkahalardan rahatsız olup, beni tabelanın önünden sürükleyerek uzaklaştırdılar.
Herkes çıldırdığımı sanıyordu.
Evet çıldırdım, çıldırtıldım, çıldırttırıldım...
Nasıl mı???"
Halkla ilişkiler uzmanı ve yayıncı Nimet Demir'in uzun mektubu bu satırlarla başlıyor. Ve Türkiye'de bir insanın yaşamına nasıl tecavüz edilebileceğini gösteriyor.
Kendinizi Demir'in yerine koyun. Bana göre ona verilen zararı tazmin edebilecek bir bedel yok. Bu beklenmedik olay, belki de ömründen yılları götürdü kim bilir?
"Altıyol, Şemsitap sokak, 3 B Blok, 6 no.lu adresteki daireyi, 6 ay önce aldım. Saten boya, gizli ışıklar yaptırdım. Duvardan duvara halı kaplattım ve yepyeni eşyalarla döşedim.
Ekim ayı başında üst kattaki 7 no.lu daireyi de Ekin Gümrükleme Danışmanlık şirketinin sahibi satın aldı ve işyeri yapmak için tadilata başladı.
Bu kişi, çatıdaki bir bölümü kendi dairesine katmak üzere inşaat faaliyetlerine girişmiş ve çatıyı sökmüştü. 13 ekimde yağan ve tüm İstanbul'u etkisi altında bırakan yoğun yağmur, gümrükçünün biri 80 m2'lik mekanını 120 m2'ye çıkaracak diye dairemi çatısı sökük bir şekilde yakaladı. Tüm evim, eşyalarım, mesleki dökümanlarım (müşterilerime ait "özel" kaydı olan dosyaları evde tutmayı tercih etmiştim), kırk yıllık anılarım (fotoğraflarım, tablolarım, mektuplarım, yayınevimin kitap kapağı vs) herşeyim tavandan akan çamurlu ve isli sular altında kaldı.
Düşüncesiz komşum, evimin halini gördü. Özürler diledi. Önlem alacağını ve zararımı telafi edeceğini söyledi. İnandım. Çünkü bu kadar açık bir hatayı hiçbir insanın vicdanen görmezden gelemeyeceğini sanmıştım. Ertesi gün zemine şap döktüler ve artık akmaz dediler.

Hiçbir parayla önlenemez kayıplarımı Alibeyköy'lülerin tevekkülüyle karşılamak zorundaydım. Oysa ben onlardan daha suçsuzum. Gecekodu yapmadım. Bunca yıl çalışarak altyapılı bir semtte, 3. katta 75 m2 bir ev almaktan ve içinde yaşamayı düşünmemkten başka suçum yok.
Yatak odası, salon, mutfak ve banyoda tavan damlaması günlerce devam etti. Bu sırada ben, tuvalete şemsiyeyle gitmek koşuluyla, ön taraftaki su almayan küçük odaya yığdığım eşyaların arasındaki küçük bir divanda uyuyor, çok ıslak ve çok soğuk olan evime yalnızca uyumak için geliyor, ayakkabılarımı çıkarıp yatağa girmek zorunda kalıyordum.
24 ekimde organizasyonunu yaptığım bir panelden sonra eve geldim. Çok ıslanmıştım ve eve girince yeniden küçük bir göle girmiş oldum. Bu kez yatak odası ve salondaki kartonpiyerler de düşmüş, spotların çevresi birer çeşme haline gelmişti.
Gardropla yatağı, en şarıl şarıl akan yerden, sadece damlayan yere doğru çektim. Müzik setini daha önce kurudu sanıp, bıraktığım yerden mutfaktaki dolabın içine, tüpün üstüne yerleştirdim. Çünkü mutfak dolabının zemini de su içindeydi. Çok yorulmuştum ve biraz da belim ağrıyordu.
Ön ödadaki divanda oturup, öfke ve çaresizlik içinde sabahı bekledim. Su sesleri ve mum ışığında geçen gece boyunca yukardaki evsahibini düşünüyordum. Onların bu romantik! geceyi rahat yataklarında uyuyarak geçiriyor olmalarına acıyordum.
Ertesi gün 3 telefondan sonra gümrükçünün eşi geldi. Durumun bu kadar kötü olduğunu bilmediğini, beni hemen bir otele yerleştirebileceğini söyledi. Çok ısrar edince birlikte otel de baktık. Ama hem çok pahalı, hem de kötüydü. Üstelik otel hayatı, işinden geç dönen ve okuyup - yazmak için geceleri yaşayan bana uygun değildi.
Birlikte yaptığımız araştırmada boyacılar, üst kattan akan su durdurulsa bile yeniden saten boya yaptırmak için en az 2 ay beklemek gerektiğini söylediler.
Ev tutmayı, 2 aylık kirayı ödemeyi önerdiler. Ama depozitoyu benim ödememi ve 2 ay sonrasından sorumlu olmamak için kontratın benim üzerime olmasını istiyorlardı. Hiçbir ev sahibi 2 aylık kiracı kabul etmeyeceğine göre, zararlarım yetmiyormuş gibi bu kez bütün yılın kirasını da ödemek zorunda kalacaktım. Kabul etmedim.

Birkaç gün sonra buluştuk. "Biz çok meşguluz, size 300 milyon lira verelim ne gerekiyorsa yapın," dediler. Taşınma, ev kirası, depozito, su deposuna dönen gardrop ve ikiz yatak gibi bazı eşyaların yenilenmesi, kokmaya başladığı için sökülen samur halı, çöken mutfak dolabı, elektrik tesisatı, bozulan elektrikli aletler, giysiler, saten boya, anılar, kitaplar vb... için 300 milyon???!
Kabul etmedim ve "cok vicdansızsınız. Böyle bir miktarı almaktansa hiç birşey almamayı ve sizi vicdanınızla cezalandırmayı tercih ederim," dedim.
Bu arada yeni yaptıkları bölümün üzerine çatıyı çekmiş ve kendilerince "yıkılamaz" hale getirmişlerdi. Nitekim benim şikayetim üzerine gelen belediye görevlileri, merdiven başına koydukları daire kapısı kilitli olduğu için hiçbir işlem yapmadan gitmişler.

Birkaç gün sonra bir sabah yataktan kalkamadım. Şifa hastanesinde muayene, çekilen emarlarla bel fıtığı olduğumu ve aşırı zorlamalar nedeniyle neredeyse ameliyatlık hale geldiğimi öğrendim. Yakınlarım mobilyalı bir ev kiraladı ve kardeşlerim - arkadaşlarım nöbetleşe baktı. 25 gün kıpırdamadan yattım."
Bu tüyler ürpertici süreçte Nimet Demir kendi deyişiyle kalbini soğutacak bir kurum arayışına girmiş. Ve hem belediyeye, hem de mahkemeye başvurmuş. Ancak bu kurum ve kuruluşların devreye girmesi, bırakın zararının telafi edilmesini, zararı durdurmayı bile sağlayamamış. Devam edelim:
"Belediyeye telefonla defalarca şikayette bulundum. "Dairenizle ilgili bir yaptırım gücümüz yok. İzinsiz inşaatlara ise aşamasına göre para ya da yıkım cezası veriyoruz. Ancak tutanak tutacağız, encümene gidecek, bir ay bekleme süresi var. Büyük olasılıkla para cezası verilir," dediler.
Bizzat Kadıköy Belediye Başkan yardımcısı ile görüştüm. İlk tutanağın 18 kasımda tutulduğunu, meskun mahalle giremediklerini, ortak mahalle de ancak buradan girelebildiği için yakından gözlem yapmadıklarını öğrendim! Sizce bunun anlamı ne?
Mahkemeye başvurdum. Bilirkişi ve hakim geldi. Komşumla anlaşma zemini ortadan kalktıktan, dolayısıyla su baskınından epey sonra (ortalık epey durulduktan sonra) tespit yapıldı. "Halıyı görmedik yazamayız, temizleyicideki eşyaları görmedik yazamayız vs." ile yandaki rapor ortaya çıktı. Aslında bu rapor bile -ki zararımın hepsini belgelemiyor- halimi ortaya döküyor. Ama dava en az bir yıl sürecek. Üstelik de zararıma 400 milyon lira avukat ve mahkeme masarfları da eklenecek.

15 kasımdaki yağmurdan sonra yatak odama hala su giriyor. Anlaşıldığı kadarıyla üst katta yapılan ve projede olmayan pencere açıklığı iyi yalıtılmadığı için sürekli akıntı devam ediyor. Ama ben kendi paramla bile bu tamiri yaptıramıyorum. Çünkü çatıya çıkamıyorum. Çünkü birisi orayı tapulu malı gibi kullanıyor. Çünkü kimse ona engel olamıyor.
Kimisi "izinli olmasa da meskun mahal görünüyor" diyor, kimisi elini omuzuma atıp, "vah vah haklısın ama ben bir şey yapamam" diyor, kimisi...
Ve akıntı dursa bile "eve dönmek" kim bilir ne zaman mümkün.
Tekrar mahkemeye başvurdum ve 18 kasımda gene bilirkişi geldi, gene tutanaklar tutuldu.
25 kasımda eve boyacı gönderdim. Saten boya arkasındaki suyu yalıttığı için duvarları kazımalarını istedim, bu kurumayı çabuklaştıracaktı. İşçiler sadece yatak odasından da olsa evi yine su içinde bulmuşlar.
Belediyeyi aradım, "biz karışmayız," dediler. Karakolu aradım, "mahkeme kararı olmadan o kapıyı açamayız," dediler. Mahkeme hakimine gittim, "bilirkişi raporunu bekleyin" dedi.
İlk su baskınından bu yana tavanımdan hala su akıyor. Bu bir an önce durdurulmalı, iki ay kuruması beklenmeli, sonra boya, halı yaptırma, temizlik, eşya yenileme, tamirat aşaması gelecek. Ve bana bunları kim ödeyecek?
İki aydır evime giremiyorum. İki aydır çalışamıyorum. İki aydır hastayım. İki aydır yardım edecek kimse ya da kurum bulamıyorum. Tanıklarım, tutanaklarım var ve hiçbir işe yaramıyor.
Biliyorum ölmedim, kimse de ölmedi. Bu bir teselli. Ama çoğu zaman yetmiyor, bunu anlayabilirsiniz."
Not - Bu öyküde tek hayali bölüm, ilk sayfadaki kahkahalardır. İnşaat tabelası ve yazıları gördüğüm de doğru. Ama ben hüzünle ve sessizce kendi kendime gülmüştüm.




Yazara EmailM.Tamer@milliyet.com.tr