Güle güle Sencer Hoca; sizi geç tanıdım; çok sevdim

Marksist iktisatçı, tarihçi Prof. Dr. Sencer Divitçioğlu’nu, yıllar boyu yakın çevremde bir efsane isim olarak hep duyardım; ama tanışmamıştım. Tanışıp uzun uzun sohbet edebilme, onun engin bilgisi ve bilgeliğini kıyısından da olsa yakalama umudum da pek yoktu. Taa ki 1999 yılında gazetemiz Milliyet’te Tüketici Köşesi’ni hazırladığım dönemde, ölümlü trafik kazalarının önlenmesi için başlattığım çok büyük çaplı kampanyaya kadar...
Sabancı Üniversitesi’nin kuruluşuna denk gelen o günlerde kurucu rektör Prof. Dr. Tosun Terzioğlu ve Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı’nın da aktif katılımıyla toplumda farkındalık yaratacak etkili çalışmalar yaptık. Bu çerçevede Bulgaristan sınırı yakınındaki Durusu gibi ücra otellerde 2’şer günlük 4-5 Arama Konferansı düzenledik. İş dünyasından sivil toplum örgütlerine, Karayolları’ndan Emniyet’e, Erol Evgin gibi anne-babasını trafik kazasında yitiren ünlülerden üniversite öğretim üyelerine, birbirinden değerli 52 katılımcıyla Oğuz Babüroğlu’nun yönetiminde, her biri 48 saat süren bu “yatılı” arama konferanslarının en sadık katılımcılarından biri Sencer Hoca’ydı.

TRAP’ta çekim merkeziydi
Daha ilk oturumda birbirimizi tanıtırken Sencer Hoca, nezaketi, bilgeliği, zarif spor kıyafetleriyle herkesin hayranlığını kazandı; sonradan TRAP adını verdiğimiz Trafikte Ortak Akıl Platformu toplantılarının çekim merkezi oldu.
Hiyerarşisi olmayan, eşitlerarası diyalogun hâkim olduğu platformumuzda, açık ara en büyüğümüzdü, (o tarihte 72 yaşındaymış), ama her daim bir arayış içinde olduğundan konuşulanları hiç dikkati dağılmadan dinler ve en can alıcı katkıları yapardı. Sabah kahvaltıları, öğle-akşam yemekleri ve kahve-çay molalarında genellikle aynı masada oturup koyu sohbetlere dalardık; tabii ki Sencer Hoca nedeniyle çevremize toplanan diğer TRAP üyeleriyle birlikte...
Hiç unutmuyorum, Karar Konferansı’nın bitiminde düzenlenen basın kokteylinde Erol Evgin’in TRAP için bestelediği Yollar türküsü ilk kez seslendirilecekti. Evgin, oğlu Murat’ın gitarı eşliğinde türküyü söylerken bir de baktık ki Sencer Hoca mırıldanarak türküye eşlik ediyor. Aramızda ortak bir akıl zaten oluşmuştu; Hoca sayesinde ortak bir ruh da oluşmuş olmalı ki, eski Devlet Bakanı Akın Gönen’den Burhan Karaçam’a, Güler Sabancı’dan Prof. Yılmaz Esmer’e, Prof. Nadir Yayla’dan Erhan Dumanlı’ya türkünün nakarat bölümünü bir anda hep bir ağızdan söylemeye başladık.

Enfes yemek pişirirdi
Buluşmalarımız 2.5 yıl kadar sürdü; giderek daha uzun aralıklarla toplandığımız için birbirimizi özlüyorduk. Sencer Hoca, “Meral sen bir grup yap, bir pazar bizim eve gelin, size yemek pişireyim” dedi. Ufffff, o grubu yapmak, dünyanın en zor işiydi, çünkü herkes Hoca’nın sofrasına oturmak isteyecekti...
Kilyos Demirciköy’deki evine gittiğimizde hepimiz Sencer Hoca’ya bir kez daha hayran kaldık. O sabah canlı canlı aldığı karidesleri, gözümüzün önünde kendi elleriyle, tereyağında biraz pul biberle pişirdi. Ardından lagos-lipsos karışık, acayip lezzetli bir balık buğulama yaptı. Tarifini verirken de “lagos lezzetli lipsos uygun fiyatlıdır; ikisini birlikte pişireceksin” demeyi ihmal etmemişti...
Gazetecilik, başka türlü erişilmesi zor olanı erişilir kıldığı için de harika bir meslek. Dostlar albümüme Sencer Hoca’yı kattığı için gazeteme şükran borçluyum.