Uçak rötarsız, bavullar rötarlı!

Uçak rötarsız, bavullar rötarlı!

Meral TAMER

Sabahın 7.30'u. Bomboş havaalanına tek inen uçağın yolcuları arasında Ali Rıza Orçunus da var. Transit yolcuların bagajları ayrılmadığı için tüm yolcular tam 1 saat 10 dakika bavul bekliyorlar.

THY yetkililerine göre sorumlu, Pakistan'da yetersiz yer hizmeti veren tekel durumundaki kuruluş. Eğer öyleyse 25 ağustos günü aynı olayın Newyork'tan dönerken benim başıma gelmesine ne demeli?

Brisa'nın Kalite Direktörü Ali Rıza Orçunus, görebildiğim kadarıyla Sabancı Grubu'nun diğer şirketlerine de toplam kalite yönetimi konusunda gayrı resmi danışmanlık yapıyor. Ayrıca gerek Türkiye'de, gerekse Avrupa'da kalite ödülü yarışmasına katılan şirketleri değerlendiriyor, saha ziyaretlerine gidiyor. Yani tüm mesaisini kalite ve iş mükemmelliği için uğraş vererek geçiriyor.
10 ekim sabahı da Pakistan'ın Karaçi kentinde yapılan 3. Uluslararası Kalite Kongresi'nden dönüyordu. 5 saatlik bir uçak yolculuğunun ardından sabah saat 7. 30'da hiç rötarsız Atatürk Havaalanı'na indi. Ancak kendilerinden başka hiçbir uçağın bulunmadığı bomboş havaalanında tam 1 saat 10 dakika bavulunu beklemek zorunda kalınca, daha işe gitmeden cep telefonuna sarılıp bizi aradı. Sözü Orçunus'a bırakıyoruz:
"Bagaj bandı 10 dakika sonra çalışmaya başladı. Önce buzdolabı, çamaşır makinesi ambalajı gibi koca koca kutular, hemen ardından da pilotlarla hosteslerin valizleri geldi. Onlar valizlerini alıp hemen gittiler. Ve bant durdu. Bizler ise 15 transit yolcuyla birlikte beklemeye koyulduk. Zaman geçiyor, bant bir türlü dönmüyor. Dikkatizi çekerim, o sırada iniş yapan tek uçak da bizimki üstelik.
Alandaki THY görevlileri, defalarca başvurmamıza rağmen bizlerden en küçük bir açıklamayı bile esirgediler. Sonunda sekreterimi arayıp üst düzey bir yetkiliye ulaşmasını istedim. Ona "THY personeli, valizlerini yanında taşır" türünden bir açıklama yapmışlar. Oysa o koca kutuların kabinde taşınmasına olanak yok."
Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan THY yetkilileri, Karaçi'den gelen uçaklarda bu sorunun sıklıkla yaşandığını kaydettiler. Pakistan'da yer hizmeti veren firmanın, tüm uyarılara rağmen bagajları herhangi bir ayrıma tabi tutmadan uçağa aldığını belirten yetkililer, "transit yolcuların bagajlarını biz burada ayırmak zorunda kalıyoruz. Bu yüzden de süre uzuyor. Newyork ya da Tokyo gibi merkezlerde transit bagajları ayrı konteynerlere koydukları için ayırmak sorun olmuyor. Karaçi'de ise bu hizmeti veren firma tekel konumunda olduğu için seçme şansımız yok. Aynı sorun Newyork'ta olsa hemen başka bir firmayla çalışmaya başlarız" dediler.
Açıklama, son cümleye kadar iyiydi de işin içine Newyork karışınca en azından benim için ikna edici olmaktan çıktı. Zira 24 ağustos akşamı saat 18.30'da Newyork'tan kalkan ve 25 ağustos sabahı saat 10.30'da Atatürk Havalimanına inen uçakta ben de vardım. Ve tıpkı Orçunus'un anlattığı gibi ilk 10 dakika içinde bantlar çok kısa bir süre çalışıp, hostes ve pilotlar valizlerini aldıktan sonra biz, 1 saati aşkın süreyle beklemek zorunda kaldık.
Nedeni bizim bagajlarla transit yolcularınkilerin ayrılmadan uçağa yerleştirilmiş olmasıydı. Önce tüm bagajları İzmir uçağının kalkacağı iç hatlara göndermişler ve transit yolcuların bagajları uçağa alındıktan sonra geri kalanlar yeniden dış hatlar bölümüne getirilmiş.
Bizim çektiğimiz sıkıntının Orçunus'unkine göre belki de tek farkı, bagajlarımızın geleceğinden umudu kesmek üzereyken böyle bir karışıklık olduğunun, insaflı bir THY çalışanı tarafından bize bildirilmiş olması.
Bu arada büyük karton ambalajlar kargo bölümünde taşındığı için hemen çıkmış. Hostes ve pilotların valizleri ise kabinde, kendi yanlarında olabilirmiş.

Toplama bilgisayarları genellikle üniversite öğrencileri tercih ediyor. Hem daha ucuz olduğu, hem de sürekli yenilenen teknolojiye daha kolay uyum sağladığı için. Bu işlerden biraz anlayanlar ise evde kendi bilgisayarlarını kendileri oluşturuyorlar. Ama özellikle bir bilgisayar firmasına sipariş edilen toplama bilgisayarda, bazı parçaların sizin istediklerinizden farklı markalar olma riski her zaman var.
ODTÜ öğrencisi Ankaralı okurumuz Murat Sarıçiçek, köşemize yolladığı elektronik posta mesajında kendi deneyimini şöyle aktarıyor:
"Yaz ortasında DEMO Elektrik'e sipariş verdim. Bilgisayarı verdiğim parça listesine göre yapacaklardı. Ancak faturayla birlikte teslim ettikleri cihaz tam benim istediğim gibi değildi. Faturayı dikkatle incelediğimde bazı parçaların eksik bazılarının da yanlış olduğunu gördüm. Oysa onlara güvendiğim için "bilgisayarı eksiksiz teslim aldım," diye bir de imza atmıştım.
En çarpıcı fark, Intel Triton olarak anlaştığımız ancak faturada Tomato olarak gözüken board kısmındaydı. Tomato'nun da en az benim istediğim model kadar iyi olduğunu iddia ediyorlardı. Ama ben aynı kanıda olmadığım için bilgisayarı iade etmek istedim.
Biraz direndilerse de sonunda kabul ettiler. Ama beni çok şaşırtan başka birşey yaptılar. Hiç kullanmadığım halde bilgisayar 2. el sayılacaktı. Yani 930 dolar ödediğim bilgisayarı, 30 dolar eksiğine geri alacaklardı. Zararın neresinden dönülse kardır dedim ve itiraz etmedim. Ancak bilgisayar piyasasında böyle dolaplar dönmesi de beni fazlasıyla rahatsız etti."
Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan Demo'nun sahibi Adnan Demirbaş, İntel board isteyen herkese Tomato verildiğini öne sürerek "çünkü ikisinin arasında herhangi bir fark yok" dedi.
Ancak İlkay, ikisinin de İntel'in üretimi olmasına rağmen Tomato'nun eski model olduğunu öğrendi.
Bize göre genç okurumuzun bu işten zararı fazla değil. Kendisinden kesilen 30 dolar, öğrenci bütçesini sarssa da, bu konuda edindiği deneyimin bedeli olarak kabul etsin.
Bu arada toplama bilgisayarların önemli sakıncalarından biri de onarım gerektiğinde yaşanıyor. Neredeyse her parçaya başka bir firma servis veriyor.


Atom mühendisi Emin Güngör, oğlunun geleceğini düşünerek Kordsa'nın hisse senetlerini satın almış, ancak yaz tatiline rastlayan sermaye arttırımında sürenin 15 günle sınırlı tutulması yüzünden rüçhan hakkını kullanamamıştı. Bu konuya geçtiğimiz aylarda köşemizde yer vermiştik.
Bu olay üzerine Güngör, Sermaye Piyasası Kurulu'na başvurmuş. Olumsuz yanıt alınca da yeniden bize yazmış:
"Bu satırları size, şu anda çalışmalarımı sürdürdüğüm Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Monako'daki deniz bilimleri laboratuvarından yazıyorum.
(...)Başlangıçta ne güzel düşüncelerle yola çıkmıştık. "Sakıp Ağa'nın kafası iyi çalışır. Yaptığı fabrikalarda bizim de bir tuğlamız olsun, daha sonra da tuğla adedini ikiye çıkartırız," diyorduk.
Ancak hem rüçhan hakkımızı kaybettik, hem de Kordsa yetkilisi Yasemin hanımdan, "niye bu hisse senetlerini evde saklıyorsunuz," diye bir güzel azar işittik.
Aslında Yasemin hanımın söylediklerine katılmamak elde değil. Ama neden bu tür uyarıları, insanları mağdur etmeden önce yapmazlar? Ben bu hisse senetlerini yaklaşık 5 yıl önce aldığımda ortada ne bir saklama ne de takas sistemi vardı.
Bence yapmaları gereken, gene yasalar çerçevesinde bu insanların mağduriyetini önlemek, daha sonra da bu son derecede faydalı uyarıyı insanları incitmeden gündeme getirmek olmalıydı.
Zaten bizde bir haksızlığa uğradığınızda en iyisi susmak. Ama yurt dışında da öyle mi acaba?
Amerika'daki Chrysler firmasının, ürettiği kapı kolu hatalı olduğu için, çocuğu arabadan düşüp ölen babaya 250 milyon dolar tazminat ödediğini Milliyet'te okudum. Aynı olay Türkiye'de olsaydı, acılı babayı "niye çocuğuna sahip çıkmadın" diye bir de haşlarlardı herhalde!"




Yazara EmailM.Tamer@milliyet.com.tr