Muhittin Akbel

Muhittin Akbel

muhittin.akbel@dogangazetecilik.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Dokuz Eylül Üniversitesi, Türkiye’deki acil servis hizmeti anlayışını Avrupai boyutlara taşımak amacıyla, Acil Tıp Anabilim Dalı’nı kuran ilk üniversitedir.
Dr. John Fowler’ın, 1993’te kurduğu bu anabilim dalı, 1997 yılında ilk mezunlarını verdi.
Böylesine önemli bir atılımı gerçekleştiren Dokuz Eylül’ün, Acil Tıp konusunda uzmanlığına bir lafımız yok ama hastanenin acil servisi için söyleyeceğimiz çok şey var.
Acil’de akşamları iki güvenlikçi, üç hasta taşıyıcı personel, üç triyaj (hastaları gruplara ayıran) personeli ve çeşitli noktalarda 5 hemşire görev yapıyor.
2010 yılında, bir önceki yıla yüzde yüzde 18’lık artışla 79 bin 438 hasta, Dokuz Eylül Acil’in kapısını çalmış.
Böylesine önemli bir sağlık merkezinin acil servisinde işler o kadar kötü ki...
Doktorlar, hemşireler, büyük bir özveriyle çalışıyor.
Sorun, sistemin ta kendisi.
Kusur, sistemi denetleyemeyen, yanlışları görmekten aciz, vatandaşı dinleme lütfunda bile bulunmayan yöneticilerde.
* * *
Yaşadığım macerayı sizlerle paylaşarak konuyu açayım.
Salı günü, rahatsızlanan kızımı, saat 13.00’te özel tıp merkezine, ağrıları azalacağına artınca, 22.30’da devlet hastanesine götürmek zorunda kaldım.
O da kar etmedi; saat 00.30 sıralarında sevgili kızım evde kötüleşti.
Bayıldı. Gözleri kaydı, çenesi kilitlendi, vücudu kaskatı kesildi.
Soluğu, Dokuz Eylül Acil’de aldık.
Sedye istedim görevlilerden...
Sedye yoktu iyi mi! Tekerlekli sandalyeyle bir görevli geldi.
Hastamı içeriye aldılar, ben dışarıda kaldım.
Muhatap olarak karşıma çıka çıka bir güvenlikçi çıktı.
“Hasta yakınlarının acil servise girmesi yasaktır” tabelasını gösterdi bana.
“Tamam” dedim, “O zaman beni bir hekimle görüştürün, çocuğumun yaşadıklarını anlatayım, ona göre müdahale etsinler. Kızım, derdini anlatamayacak kadar kötü.”
Bu ifadeyi, dilimin döndüğünce farklı cümlelere dönüştürerek tekrarladım ama ne çare!
Ha duvara söylemişim, ha güvenlikçiye!
Kelimeler yetersiz kalınca, sorunum çözümsüzlüğe düğümlenince, çıldırdım.
İstemeyerek de olsa, bağırdım çağırdım, “Beni anlayacak, dinleyecek bir Allah’ın kulu yok mu?” diye isyan ettim.
10 dakika sonra, genç bir doktor geldi, beni dinlemeye...
Anlattım kızımın yaşadıklarını...
O da içeride, kızıma bakan doktorla temasa geçip iletişimi sağladı.İşte bu kadar basit. Tek istediğim buydu.
Ne gerek vardı işi yokuşa sürmeye? 1.5 saat sonra da kızımın doktoru, yapılan tetkikler ve hastamın durumu hakkında bilgi verdi.
* * *
Hastane kapısında tanıştığım hasta yakınlarının neredeyse tamamı, iletişimsizlikten, ilk karşılamadaki katı kurallardan yakındı. Çoğunluk, benim yaşadıklarımı kendilerinin de yaşadığını ifade etti.
Demek ki ortada bir diyalog sorunu var.
Hasta yakınlarıyla daha iyi diyalog kurulamaz mı?
Çözüm üretecek, hasta yakınlarının ruh halinden anlayacak birileri görevlendirilemez mi?
Görevlendirilemez! Çünkü hastanenin masrafı artar!
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi zaten borç batağında!
Sayın Rektör, döner sermayeden, çalışanların yarısının payını kesip, hastanenin borcunu 90 milyon liradan 60 milyon liraya düşürdüğü için övünüyor!
Rektörlük binasını yıkıp, alışveriş merkezi yaptırarak, üniversiteye daha çok para kazandırmayı planlıyor!
Üstelik, hastane ücretlerinin artırılmasını istiyor!
Acil’de personel kısıtlamasına gitmek de hastane yönetiminin tasarruf tedbirlerinden biri olsa gerek!